10
SURE

Yunus Suresi

Erhan Aktaş • Kerim Kur'an
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, Lam, Ra. İşte bunlar Hakim[1] Kitap'ın ayetleridir.
2
İçlerinden birine: "İnsanları uyar ve iman edenlere Rabb'leri katında gerçek üstünlük makamı olduğunu haber ver!" diye vahyetmemiz, şaşılacak bir şey mi ki Kafirler[1]: "Bu apaçık bir büyücüdür." dediler.
3
Rabb'iniz, o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde[1] yarattı; sonra arşa isteva[2] etti. Bütün işlere yasalarını koydu. O'nun izni[3] olmadan hiçbir şefaatçi olamaz.[4] İşte bu Rabb'iniz olan Allah'tır. Öyleyse O'na kulluk edin. Hala düşünüp öğüt almaz mısınız?
4
Hepinizin dönüşü O'nadır. Allah'ın sözü haktır. O, mahlukatı[1] önce yaratır, sonra iman edip salihatı yapanlara[2] adaletle karşılık vermek için tekrar yaratır. Kafirler[3] ise küfürlerinden dolayı, kaynar sudan içecek ve onlara can yakıcı bir azap vardır.
5
Güneş'i bir ziya[1], Ay'ı bir nur[2] yapan ve yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için menziller[3] belirleyen O'dur. Allah, bunları ancak hakk ile yaratmıştır. O, bilen bir halk için ayetlerini ayrıntılı olarak açıklamaktadır.
6
Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın yarattığı göklerde ve yerde, takva[1] sahibi bir halk için nice ayetler[2] vardır.
7
Bizimle karşılaşacaklarını ummayanlar ve dünya hayatından hoşnut olup onunla tatmin olanlar ve ayetlerimizi görmezden gelenler...
8
İşte onların, yaptıklarına karşılık olarak, varacakları yer ateştir.
9
İman edip, salihatı yapanlara[1] gelince, imanlarından dolayı Rabb'leri onları doğru yola iletir ve içlerinden ırmaklar akan Na'im Cennetlerine koyar.
10
Onların, oradaki duası: "Ey Allah'ım! Seni tesbih[1] ederiz." Onların temennileri, "Selam"dır.[2] Dualarının sonu ise: "Âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun." dur.
11
İnsanların, hayrı acele istedikleri gibi, Allah da şerri onlara acele verseydi, muhakkak süreleri bitirilirdi. Ama Biz, Bizimle karşılaşmayı ummayanları, kendi hallerine bırakırız. Azgınlıkları içinde bocalar dururlar.
12
İnsana bir sıkıntı dokununca, yatarken, otururken veya ayaktayken bize dua eder; fakat Biz onun sıkıntısını giderince de karşılaştığı sıkıntıdan ötürü sanki Bize hiç dua etmemiş gibi davranmaya devam eder. İşte Müsriflere[1], yaptıkları şey böyle cazip gösterilmiştir.
13
Ant olsun Biz, sizden önce nice nesilleri, resulleri kendilerine kanıt içeren; açıklayıcı, açığa çıkarıcı bilgi getirdiği halde iman etmeyip, haksızlık yaptıkları için yok ettik. İşte suçlu halkları böyle cezalandırırız.
14
Sonra, onların arkasından, yeryüzünde sizi halifeler[1] yaptık ki bakalım nasıl davranacaksınız.
15
Bizimle karşılaşmayı ummayanlara, ayetlerimiz açık açık okunduğu zaman, onlar: "Ya bundan başka bir Kur'an getir veya onu değiştir." dediler. De ki: "Onu kendiliğimden değiştirmem olacak şey değildir. Ben, ancak bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabb'ime karşı gelirsem, büyük günün azabından korkarım."
16
De ki: "Eğer Allah dileseydi onu size okumazdım. Onu size hiç bildirmezdim. İçinizde bir ömür kaldım. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"
17
Uydurduğu yalanı Allah'a dayandıran veya O'nun ayetlerini yalan sayandan daha zalim kim olabilir? O, mücrimleri[1] kurtuluşa erdirmez.[2]
18
Onlar, Allah'ın yanı sıra bir de kendilerine, ne bir zarar, ne bir yarar sağlamayan şeylere kulluk ediyorlar ve "Bunlar, Allah'ın katında bizim şefaatçilerimizdir.[1]" diyorlar. De ki: "Allah'a, göklerde ve yerde kendisinin bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?" Allah, onların ortak koştuklarından Münezzeh'tir[2] ve Çok Yüce'dir.
19
İnsanlar, sadece tek bir ümmetti. Sonra anlaşmazlığa düştüler. Şayet Rabb'inin katında önceden verilmiş bir hüküm olmasaydı, anlaşmazlığa düştükleri konularda hemen karar verilirdi.
20
"Ona Rabb'inden bir ayet[1] indirilmeli değil mi!" diyorlar. De ki: "Gayb yalnızca Allah'a aittir. Artık bekleyin, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
21
İnsanlara dokunan bir sıkıntıdan sonra, bir rahmet tattırdığımız zaman, ayetlerimize karşı hemen plan yapmaya kalkışırlar. De ki: "Plan yapmada Allah daha seridir." Elçilerimiz, yaptığınız tüm planları kaydetmektedirler.
22
Sizi karada ve denizde yürüten O'dur. Öyle ki siz gemide iken ve güzel bir rüzgarla akıp giderken, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada, birden şiddetli bir kasırga gelip çatar ve her yönden dalgaların onları sarıp kuşattığı anda, dini Allah'a has kılarak: "Ant olsun, eğer bizi kurtarırsan mutlaka şükredenlerden olacağız." diye dua ederler.
23
Ama onları kurtarınca, yeryüzünde haksız yere taşkınlık yaparlar. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız ancak kendiniz içindir. Dünya hayatı bir geçimliktir. Sonunda bize döneceksiniz. Yaptıklarınızı size haber veririz.
24
Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz yağmurla hayat bulup yeşeren, insanların ve hayvanların yararlandıkları yeryüzü bitkileri gibidir. Öyle ki yeryüzü bütün süslerini ve güzelliğini kuşandığı ve sahipleri de onu elde edecek güce sahip olduklarını sandıkları bir sırada; geceleyin veya güpegündüz ona emrimiz geliverir de bunları sanki dün yerinde hiç yokmuş gibi kökünden yolunmuş bir hale getiririz. İşte düşünen bir halk için ayetlerimizi böyle detaylı olarak açıklıyoruz.
25
Allah, selam[1] diyarına çağırır. Hak edeni[2] dosdoğru yola iletir.
26
İyi ve güzel davrananlar için daha güzeli ve fazlası var. Onların, yüzleri ne kararır ne de hor görülmekten kızarır. Onlar, Cennet halkıdır. Orada sürekli kalıcıdırlar.
27
Kötülük yapanların cezaları, yaptıkları kötülük kadardır. Onları her yönden zillet kaplayacaktır. Onları Allah'ın cezasından kurtaracak hiç kimse yoktur. Yüzleri geceden daha kara bir parçayla örtülmüş gibidir. İşte onlar ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır.
28
O gün, onların hepsini toplarız. Sonra şirk[1] koşanlara, "Siz ve şirk koştuklarınız, olduğunuz yerde durun." diyeceğiz. Artık onları birbirinden ayıracağız. Şirk koşulanlar, şöyle diyecekler: "Siz, bize kulluk etmiyordunuz."
29
Sizinle bizim aramızda tanık olarak Allah yeter. Doğrusu, sizin bize kulluğunuzdan haberimiz yoktu.
30
İşte orada, herkes ne yapmışsa onu bulur. Gerçek mevlaları[1] olan Allah'a döndürülmüş olarak. Uydurdukları şeyler ise kendilerinden uzaklaşıp kaybolurlar.
31
De ki: "Sizleri gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? İşitme ve görme gücünü veren kimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran kimdir? Bütün işleri düzenleyen kimdir?"[1] Diyecekler ki: "Allah'tır." O halde, "O'na karşı takvalı[2] olmayacak mısınız?" de.
32
İşte bu gerçek Rabb'iniz Allah'tır. Hakikatten sonra sapkınlıktan başka ne vardır? Öyleyse nasıl çevriliyorsunuz?
33
Böylece, Rabb'inin fasıklar[1] hakkındaki kelimesi[2] gerçekleşmiş oldu. Onlar iman etmezler.
34
De ki: "Ortak koştuklarınızdan ilk kez yaratıp sonra tekrar diriltecek var mıdır?" De ki: "Allah, ilk olarak yaratır, sonra diriltir. Nasıl da çevriliyorsunuz?"
35
De ki: "Ortak koştuklarınızdan, gerçeğe iletebilecek kimse var mı?" De ki: "Allah gerçeğe iletir. Gerçeğe ileten mi, yoksa kendisi iletilmedikçe doğru yolu bulamayan mı uyulmaya daha layıktır. Ne oluyor size, nasıl karar veriyorsunuz?"
36
Onların çoğu, ancak zanna[1] uyarlar. Kuşkusuz zan hakikatin yerini tutamaz. Allah, onların ne yaptıklarını çok iyi bilendir.
37
Bu Kur'an, Allah'tandır; başkası tarafından uydurulmuş değildir. Aynı zamanda kendinden önceki kitapları tasdik eder ve Kitap'ı[1] ayrıntılı olarak açıklar. Âlemlerin Rabb'inden olduğu mutlak bir gerçektir.
38
Yoksa "Onu uydurdu." mu diyorlar? De ki: "Allah'tan başka kim varsa çağırın da ona benzer bir sure[1] meydana getirin; eğer doğru söyleyenlerdenseniz."
39
Hayır! Onlar, bilgisini kavrayamadıkları ve kendilerine asıl anlamı açıklanmamış bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zalimlerin sonunun nasıl olduğuna bak!
40
Onlardan kimi ona inanır, kimi de ona inanmaz. Rabb'in bozgunculuk edenleri en iyi bilendir.
41
Eğer seni yalanlarlarsa de ki: "Benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız da sizedir. Siz benim yaptıklarımdan sorumlu değilsiniz ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim."
42
Onlardan seni dinleyenler de var. Ancak sağırlara duyurabilir misin? Üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa!
43
Onlardan sana bakanlar da var. Fakat körlere[1] sen mi doğru yolu göstereceksin? Eğer basiretli[1] değillerse!
44
Allah, insanlara haksızlık yapmaz. Ancak insanlar kendi kendilerine haksızlık yaparlar.
45
Onları toplayacağımız gün; dünyada, ancak birbirleri ile tanışabilecekleri kadar kısa olan, gündüzün bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp, doğru yola yönelmemiş olanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır.[1]
46
Onlara yaptığımız uyarının[1] bir kısmını sana göstersek de göstermeden vefat ettirsek de onların dönüşü Bizedir. Allah, onların ne yaptıklarına tanıktır.
47
Her ümmetin[1] bir resulü[2] vardır. Resulleri geldiği zaman aralarında hakkaniyetle hükmedilir. Asla haksızlığa uğratılmazlar.
48
"Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.
49
De ki: "Ben, kendime dahi Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlama ne de bir zarar verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat öne alınırlar ne de geriye bırakılırlar.
50
De ki: "Söyleyin bakalım! O'nun azabı ister gece uykuda, ister gündüz gelsin. Suçlular neden bunu acele istiyorlar?"
51
"Gerçekleşmesi için acele istediğiniz azaba gerçekleşince mi inanacaksınız yoksa şimdi mi?"
52
Sonra zulmedenlere, "Süresiz azabı tadın." denir. "Kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz?"
53
Sana "Bu gerçek midir?" diye soruyorlar. De ki: "Rabb'ime yemin ederim ki o gerçektir. Ve siz onu engelleyemezsiniz."
54
Zulmedenler, yeryüzündekilerin tamamı kendilerinin olsaydı, kurtulmak için onları fidye olarak verirlerdi. Azabı gördükleri zaman içten bir pişmanlık duyarlar. Ancak aralarında hakkaniyetle[1] hüküm verilir ve haksızlığa uğratılmazlar.
55
İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Yine iyi bilin ki, Allah'ın uyarısı gerçektir. Fakat onların çoğu bu gerçeği anlamıyor.
56
Dirilten de öldüren de O'dur. Ve O'na döndürüleceksiniz.
57
Ey insanlar! Rabb'inizden size bir öğüt; göğüslerde olana bir şifa, Müminler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir.
58
De ki: "Allah'ın fazlı[1] ve rahmetiyle gönül huzuruna kavuşsunlar. Bu onların toplayıp biriktirdiklerinden daha hayırlıdır."
59
De ki: "Allah'ın size rızık olarak indirdiklerinin bir kısmını helal, bir kısmını haram yaptığınızı görmüyor musunuz?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"[1]
60
Allah'a karşı yalan uyduranlar, kıyamet gününü ne sanıyorlar? Doğrusu Allah, insanlara karşı bol bağış sahibidir. Ancak onların çoğu yine de şükretmezler.
61
Ne durumda olursanız olun ve Kur'an'dan onun hakkında ne okursanız okuyun; hangi işle uğraşıyorsanız uğraşın, unutmayın ki Biz mutlaka yaptıklarınıza tanığız. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabb'inizden gizli kalamaz. Ne bundan daha küçüğü ne de daha büyüğü yoktur ki, hepsi apaçık bir Kitap'ta[1] olmasın.
62
İyi bilin ki, Allah'ın velileri[1] için bir korku yoktur, onlar asla üzülmeyeceklerdir.
63
Onlar, iman eden ve takva sahibi olan kimselerdir.
64
Onlar için dünya hayatında da ahirette de müjdeler vardır. Allah'ın kelimelerinde[1] asla bir değişiklik olmaz. İşte en büyük başarı budur.
65
Onların sözleri seni üzmesin. İzzet[1] bütünüyle Allah'a aittir. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
66
İyi bilin ki göklerde ve yerde kim[1] varsa Allah'ındır. Oysaki Allah'ın yanı sıra başkasına tabi olanlar neye tabi oluyorlar? Onlar, ancak zanna tabi olmuş oluyorlar. Ve onlar ancak saçmalıyorlar.
67
Sükunet bulasınız diye geceyi karanlık ve gündüzü de aydınlık yapan O'dur. Bunda dinleyen bir halk için ayetler[1] vardır.
68
"Allah çocuk edindi." dediler. O, bundan münezzehtir.[1] O'nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Sizin bu konuda hiçbir sultanınız[2] yoktur. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi söylüyorsunuz!
69
De ki: "Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler."
70
Dünyada geçici bir yararlanma vardır. Sonra dönüşleri Bizedir. Sonra da inkar etmelerinden dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız.
71
Onlara, Nuh'un haberini anlat. Hani o halkına: "Ey halkım! Eğer aranızda durmam ve Allah'ın ayetlerini hatırlatmam size ağır geliyorsa, bilin ki ben yalnızca Allah'a güveniyorum. Öyleyse yapacağınızı yapmak için şirk koştuklarınızla toplanıp karar verin. Sonra ne yapacaksanız yapın. Sonra bana fırsat vermeden aldığınız kararı hemen uygulayın!" demişti.
72
"Eğer yüz çevirirseniz, siz bilirsiniz. Yaptığım işe karşılık sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. Ben, Müslümanlardan[1] olmakla emrolundum."
73
Onu yalanladılar. Biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık. Ve onları yeryüzünün halifeleri[1] yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da boğduk. Bak! Uyarılanların sonu nice oldu!
74
Sonra onun arkasından, resulleri halklarına gönderdik. Onlar, halklarına kanıt içeren açık belgelerle geldiler. Daha önce yalanladıkları şeylere inanmak istemediler. İşte haddi aşanların kalplerini mühürleriz.
75
Sonra onların arkasından Musa ve Harun'u ayetlerimizle Firavun ve melelerine[1] gönderdik. Ancak onlar büyüklendiler, suçlu bir halk oldular.
76
Onlara, Tarafımızdan hakikat[1] geldiği zaman, " Kuşkusuz bu apaçık bir sihirdir." dediler.
77
Musa: " Size gelen Hakikat için, "bu sihirdir" mi diyorsunuz? Oysa sihirbazlar iflah olmazlar." dedi.
78
Dediler ki: "Sen; bizi, atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde gücün ikinizin eline geçmesini sağlamak için mi geldin? Biz, size mü'min[1] olacak değiliz.
79
Firavun: "Bütün bilgin sihirbazları bana getirin!" dedi.
80
Sihirbazlar gelince, Musa onlara: "Atacaklarınızı atın." dedi.
81
Onlar, atacaklarını atınca Musa: "Sizin bu yaptığınız sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah, bozguncuların işini düzeltmez." dedi.
82
Suçlular hoşlanmasalar da Allah, kelimeleriyle[1] gerçeği ortaya çıkaracaktır.
83
Firavun ve melelerin[1], kendilerine kötülük yapacaklarından korktukları için, Musa'ya halkından az sayıda gençten başka inanan olmadı. Zira Firavun, o yerde çok büyüklenmişti. O, çok aşırı gidenlerdendi.
84
Musa dedi ki: "Ey halkım! Eğer Allah'a iman etmişseniz ve O'na teslim olmuşsanız, o halde O'na tevekkül[1] edin."
85
Dediler ki: "Biz, Allah'a tevekkül ettik. Ey Rabbimiz! Bizi zalim halk için bir fitne[1] yapma."
86
Rahmetinle bizi Kafir[1] halktan kurtar.
87
Musa ve kardeşine vahyettik: "Halkınız için Mısır'da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble[1] yapın ve salatı ikame edin.[2] Mü'minleri müjdele."
88
Musa: "Ey Rabb'imiz! Firavun ve melelerine dünya hayatında ziynet[1] ve mallar verdin. Ey Rabb'imiz! Onlar ise bunu Senin yolundan saptırmak için kullanıyorlar. Rabb'imiz! Mallarını yok et, kalplerine sıkıntı ver. Zira onlar can yakıcı azabı görmedikçe iman etmezler." dedi.
89
Allah: "İkinizin duası kabul olunmuştur. Siz, doğru yolunuza devam edin. Bilmeyenlerin yoluna uymayın." dedi.
90
İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Firavun ve ordusu, azgınlık ve düşmanlıkla onların peşlerine düştüler. Boğulmak üzereyken: "İsrailoğulları'nın iman ettiği ilahtan başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de Müslümanlardanım."[1] dedi.
91
"Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun."
92
"Kendinden sonrakilere bir ayet[1] olman için, bugün senin cansız bedenini[2] kurtaracağız." Gerçekte ise insanların çoğu ayetlerimizi umursamıyorlar.
93
Gerçekten Biz, İsrailoğulları'nı güvenli bir yere yerleştirdik. Onları temiz ve hoş nimetlerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim[1] gelinceye dek ihtilafa düşmediler. Rabb'in, aralarında ihtilaf ettikleri şeyler hakkında Kıyamet Günü hükmünü verecektir.
94
Eğer sana indirdiğimizden şüphe ediyorsan, senden önce Kitap'ı duyuranlara sor! Ant olsun ki Rabb'inden sana gelen hakikattir. Sakın kuşku duyanlardan olma.
95
Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan olma. Yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun.
96
Rabb'inin haklarında kelimeleri[1] gerçekleşecek olanlar, iman etmezler.
97
Onlara, her türlü ayet[1] gelse bile yine de can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar.
98
Keşke azap gelmeden önce iman edip de imanları kendilerine fayda vermiş bir kent olsaydı. Yalnız Yunus'un halkı iman edince, dünya hayatında onlardan rezillik azabını kaldırdık. Ve onları belli bir süre daha yararlandırdık.
99
Oysa Rabb'in dileseydi, yeryüzündekilerin tamamı iman ederdi! Bunu bildiğin halde, insanları zorla mı mü'min yapacaksın?
100
Allah'ın bilgisi[1] dışında hiç kimsenin iman etmesi mümkün değildir.[2] Ve aklını kullanmayanları rics[3] ile karşı karşıya bırakır.
101
De ki: "Göklerde ve yerde olanlara bir bakın!" Ancak o apaçık ayetler[1] ve uyarılar iman etmeyecek bir halka yarar sağlamaz.
102
Kendilerinden öncekilerin başından geçen felaketlerin bir benzerini mi bekliyorlar? De ki: "Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyorum."
103
Sonra resullerimizi ve iman edenleri kurtarırız. İman edenleri kurtarmak üzerimize bir haktır.
104
De ki: "Ey insanlar! Eğer benim dinimden kuşku duyuyorsanız, ben, sizin Allah'ın yanı sıra kulluk ettiklerinize kulluk etmem. Ben, ancak sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk ederim. Ve bana inananlardan olmam buyruldu."
105
Allah'ı birleyici[1] olarak dine yönel. Sakın müşriklerden[2] olma.
106
Allah'ı bırakıp da sana fayda da zarar da veremeyecek olanlara yönelme. Böyle yaparsan zalimlerden olursun.
107
Eğer Allah, sana bir sıkıntı verirse onu Kendisinden başka giderebilecek yoktur. Eğer senin için bir hayır dilerse, O'nun fazlını[1] geri çevirebilecek yoktur. O, onu kullarından hak edene nasip eder. O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
108
De ki: "Ey insanlar, işte Rabb'inizden size Hakk[1] geldi. Doğru yolu kabul eden, kendisi için kabul etmiş olur. Sapkınlık eden de kendi aleyhine sapmış olur. Ve ben sizin vekiliniz[2] değilim.
109
Ve sana vahyolunana uy. Allah, hükmünü verene kadar sabret. Ve O, Hüküm Verenlerin En Hayırlısıdır.