11
SURE

Hud Suresi

Erhan Aktaş (Eski Baskı) • Kerim Kur'an
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, Lam, Ra. Bu, Yasa Sahibi, Her Şeyden Haberdar Olan tarafından, ayetleri sağlamlaştırılmış ve ayrıntılı olarak açıklanmış bir Kitap'tır.
2
Allah'tan başkasına kulluk yapmayın. Ben, O'nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim.
3
Ve Rabb'inizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tövbe edin ki belirli bir süreye kadar sizi iyi nimetlerden yararlandırsın. Fazilet sahibine, faziletinin karşılığını versin. Eğer yüz çevirirseniz, ben sizin için büyük günün azabından korkarım.
4
Dönüşünüz yalnızca Allah'adır. O'nun Gücü Her Şeye Yeter.
5
İyi bilin ki! Onlar, O'ndan düşmanlıklarını gizlemek için iki büklüm olurlar. Yine iyi bilin ki! Onlar, örtülerine büründükleri[1] zaman, neyi gizleyip neyi açığa çıkardıklarını bilir. O, göğüslerde olanı en iyi bilendir.
6
Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın. O, onun karar kıldığı yeri ve geçici durduğu yeri bilir.[1] Bunların tamamı apaçık bir Kitap'tadır.[2]
7
Gökleri ve yeri altı günde[1] yaratan O'dur. Daha önce arşı[2] su üzerindeydi. Sizi yaratması, hanginizin iyi şeyler yapacağını sınav yapmak içindir. Eğer gerçeği yalanlayan nankörlere: "Gerçekten siz, öldükten sonra diriltilecekseniz." desen, "Bu ancak apaçık bir büyüdür." diyecekler.
8
Eğer, bir ümmet[1] için azabı onlardan belli bir süreye kadar erteleyecek olursak, "Bunu engelleyen şey nedir ki?" derler. Bilesiniz ki, onlara azap geldiği gün, artık geri çevrilmez. Alaya aldıkları azap onları kuşattır.
9
Eğer insana, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra da onu geri alsak, ümitsizliğe kapılır ve nankörlük eder.
10
Eğer, kendisine dokunan bir zarardan sonra, ona bir nimet tattırsak, "Kötülüklerden kurtuldum." diye[1] böbürlenir ve şımarmaya başlar.
11
Ancak sabredenler ve salihatı yapanlar hariç. İşte onlar için bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.
12
O halde sen, "Ona bir hazine indirilmeli veya onunla bir melek gelmeli değil miydi?" dedikleri için göğsün daralıp; sana vahyolunan kısmını tebliğ etmekten vaz mı geçeceksin? Sen ancak bir uyarıcısın.[1] Allah ise her şeye vekildir.[2]
13
Yoksa "Onu uydurdu." mu diyorlar? De ki: "Eğer, doğru söylüyorsanız haydi ona benzer on sure getirin. Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın."
14
Eğer, size cevap veremezlerse; iyi bilin ki, bu ancak Allah'ın ilmiyle indirilmiştir. O'ndan başka ilah yoktur. Hala müslüman[1] olmayacak mısınız?
15
Kim sadece dünya hayatını ve onun ziynetini[1] isterse, onlara yaptıklarının karşılığını eksiksiz öderiz. Bu hususta onlara hiçbir haksızlık yapılmaz.
16
İşte bu kimselere, ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Burada yaptıkları şeyler boşa gitmiştir. Zaten yaptıkları bütün işleri geçersizdir.
17
Rabb'inden, kanıt içeren bir bilgi üzerinde olan kimse ile yalnız dünya hayatına bağlanan kimse bir olur mu? Bunu Rabb'inden bir tanık ve bir de ondan önce rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı desteklemektedir. İşte bunlar, ona iman ederler. Hangi grup onu inkar ederse, varacağı yer ateştir. Ondan kuşkun olmasın. Kuşkusuz o Rabb'inden bir gerçektir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
18
Uydurduğu yalanı Allah'a dayandırandan daha haksız kim olabilir? Onlar, Rabb'lerinin huzuruna çıkarılacaklar ve tanıklar da: "Rabb'lerine karşı yalan uyduranlar işte bunlardır." diyeceklerdir. İyi bilin ki Allah'ın laneti zalimlerin[1] üzerinedir.[2]
19
O kimseler, Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Ve o yolu eğri göstermeye çalışırlar. Ve onlar, ahiret hayatını yok sayarlar.
20
Onlar, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakabilecek değillerdir. Kendilerini, Allah'a karşı koruyacak bir yardımcı da bulamayacaklardır. Onların azapları kat kat olacaktır. Onlar, gerçeği duymaya ve görmeye tahammül edemiyorlardı.
21
İşte onlar, kendilerine yazık eden kimselerdir. Uydurdukları şeyler de kendilerini terk edip kaybolmuştur.
22
Onlar ahirette en büyük kayba uğrayanlardır.
23
İman edip, salihatı yapanlar, Rabb'lerine içtenlikle bağlı olanlar; Cennet ehlidirler. Onlar, orada sürekli kalacaklardır.
24
Bu iki grubun durumu; kör ve sağır ile gören ve duyanın durumu gibidir. Bunlar hiç bir olur mu? Niçin düşünüp öğüt almıyorsunuz?
25
Ant olsun ki! Biz, Nuh'u kendi halkına göndermiştik. "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım;"
26
"Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben, sizin için can yakıcı bir günün azabından korkuyorum."
27
Bunun üzerine halkından, gerçeği yalanlayıp nankörlük edenlerin ileri gelenleri: "Biz, seni kendimiz gibi bir insan olarak görüyoruz. Görüyoruz ki, sana tabi olanlar, bizim toplumun en zayıf ve sefil olanlarıdır. Sizin, bize karşı bir üstünlüğünüzü görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılardan olduğunuzu düşünüyoruz." dediler.
28
Dedi ki: "Ey halkım! Bakın! Ya ben Rabb'imden açık bir kanıt üzerinde isem ve O'nun katından bana bir rahmet verilmişse ve siz de bunu görmüyorsanız; istemediğiniz halde, onu size zorla kabul ettirebilir miyim? "
29
"Ey halkım! Buna karşı sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnızca Allah'a aittir. Siz, hor görüyorsunuz diye, iman edenleri yanımdan kovacak değilim. Onlar, Rabb'lerine kavuşacaklardır. Fakat ben, sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum."
30
"Ey halkım! Eğer onları yanımdan kovacak olursam, Allah'a karşı bana kim yardımcı olacak? Hiç düşünmüyor musunuz?"
31
"Ben size, "Allah'ın hazineleri benim yanımdadır." demiyorum. Ben gaybı[1] da bilmem. Yine "Ben meleğim." de demiyorum. Hor gördüğünüz kimseler için, "Allah, onlara hiçbir hayır vermeyecektir." de demiyorum. İçlerinde olanı Allah daha iyi bilir. Böyle bir şey yaptığım takdirde zalimlerden olurum."
32
Dediler ki: "Ey Nuh! Bizimle mücadele ettin. Üstelik bu mücadelede çok ileri gittin. Eğer doğru söyleyenlerden isen, bizi tehdit ettiğin şeyi getir de görelim!"
33
Dedi ki: "Onu size dilediği takdirde ancak Allah getirir. Ve siz, O'nu asla aciz bırakamazsınız."
34
Eğer Allah sizi azdırmayı dilerse[1], size öğüt versem de öğüdüm yarar sağlamaz. Rabb'iniz O'dur, O'na döndürüleceksiniz.
35
Yoksa "Onu kendisi uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer uydurduysam, suçu bana aittir. Ben de sizin işlediğiniz suçlardan uzağım."
36
Nuh'a vahyedildi: "Şu ana kadar inanmış olanların dışında, senin halkından kesinlikle kimse inanmayacak. Onların yaptıklarından dolayı tasalanma;
37
Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Zalimler hakkında benden bir istekte bulunma. Onlar boğulacaklardır."
38
Gemiyi yapıyordu. Halkının ileri gelenleri, onun yanından ne zaman geçseler, onunla alay ediyorlardı. Dedi ki: "Alay edin bakalım! Görürsünüz, sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz."
39
Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve kalıcı azaba kimin uğrayacağını yakında bileceksiniz."
40
Emrimiz gelip sular fışkırmaya başladığı zaman, Biz dedik ki: "Her cinsten birer çift ve aleyhlerinde hüküm verilmiş olanlar hariç aileni ve iman edenleri ona yükle." Zaten onunla birlikte çok az kimse iman etmişti.
41
"Haydi, binin." dedi. Onun gitmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Elbette Rabb'im Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
42
Gemi dağlar gibi dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh, bir kenarda bekleyen oğluna:" Yavrum bizimle beraber sen de bin; gerçeği yalanlayan nankörlerle beraber kalma." diye seslendi.
43
O: "Dağa sığınırım, beni sudan kurtarır." deyince; "Bugün Allah'ın rahmetine erişenden başkasını, Allah'ın emrinden koruyacak hiçbir şey yoktur." dedi. Aralarına dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu.
44
"Ey yer, suyunu çek ve ey gök, suyunu kes." denildi. Su çekildi, iş bitirildi. Gemi Cudi'ye oturdu. "Zalimler topluluğu Allah'ın rahmetinden uzak olsun." denildi.[1]
45
Nuh, Rabb'ine seslendi: "Ey Rabb'im! Oğlum benim ehlimdendir. Senin uyarın elbette gerçektir. Sen, hakimlerin hakimisin."[1] dedi.
46
Dedi ki: "Ey Nuh! O senin ehlinden değildir. Zira onun yaptığı doğru olmayan bir işti. Öyleyse hakkında bilgin olmayan[1] şeyi Benden isteme. Cahillerden[2] olmaktan seni sakındırıyorum."
47
"Rabb'im! Bilmediğim bir şeyi Sen'den istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum." dedi.
48
Dendi ki: "Ey Nuh! Katımızdan esenlikle in. Sana ve sana tabi olan topluluklara bereketler olsun. Ama öyle toplumlar da olacak ki, onları dünya nimetlerinden bir süre yararlandıracağız, sonra onlara Bizden can yakıcı bir azap dokunacaktır.
49
İşte bunlar, sana vahyettiğimiz gayb[1] haberlerindendir. Bunları ne sen ne de halkın daha önce bilmiyordunuz. O halde sabret. Sonuç, takva sahiplerinindir."
50
Âd halkına kardeşleri Hud'u gönderdik. Dedi ki: "Ey halkım! Yalnızca Allah'a kulluk edin. Sizin ondan başka bir ilahınız yoktur; siz bu tutumunuzla iftira etmekten başka bir şey yapmıyorsunuz.
51
"Ey halkım! Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, yalnızca bana bu benliği verene aittir. Aklınızı kullanmayacak mısınız?"[1]
52
"Ey halkım! Rabb'inizden bağışlanma dileyin. Sonra O'na tövbe edin, gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, gücünüze güç katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin."
53
Dediler ki: "Ey Hud! Bize kanıt içeren bir bilgi getirmedin; biz, senin sözünle ilahlarımızı terk edecek değiliz. Ve biz sana inanacak da değiliz."
54
"İlahlarımızdan biri seni fena çarpmış, demekten başka bir sözümüz yok." dediler. Hud da: "Ben Allah'ı tanık tutuyorum. Siz de tanık olun ki ben müşriklerden değilim." dedi.
55
"Haydi, hiç zaman kaybetmeden bana istediğiniz tuzağı kurun.".
56
Ben, benim de Rabb'im sizin de Rabb'iniz olan Allah'a tevekkül[1] ettim. Hiçbir canlı yoktur ki O'nun buyruğunda/kontrolünde olmasın. Kuşkusuz Rabb'im dosdoğru bir yol üzerindedir.
57
Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki size iletmek üzere gönderildiğim mesajı size ilettim. Rabb'im, yerinize sizden başka bir toplum getirebilir ve siz O'na hiçbir şekilde engel olamazsınız. Rabb'im, her şeyi koruyup gözetendir.
58
Hükmümüz gerçekleşince, Hud'u ve beraberindeki iman edenleri Bizden bir rahmetle kurtardık. Onları şiddeti çok ağır bir azaptan kurtardık.
59
Âd halkı da Rabb'lerinin ayetlerini inkar ettiler ve rasullerine isyan ettiler. İnatçı zorbanın her buyruğuna uydular.
60
Bu dünyada da, Kıyamet Günü'nde de lanete tabi tutuldular. İyi bilin ki gerçekten Âd kavmi Rabb'lerine nankörlük ettiler. İşte böyle yok olup gitti Hud'un kavmi Âd.
61
Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik. Ey halkım: "Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur." dedi. Sizi yer yüzünde meydana getiren ve sizi orayı imar etmekle görevli kılan O'dur. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin. Sonra O'na tövbe ile yönelin. Rabb'im, Çok Yakın'dır, İsteklere Cevap Veren'dir.
62
"Ey Salih! Sen, bundan önce aramızda ümit beslenen biriydin. Şimdi atalarımızın kulluk ettiklerine kulluk etmekten bizi vazgeçirmek mi istiyorsun? Ve biz, gerçekten de senin bizi çağırdığın şey hakkında şüphe içindeyiz, kaygılanıyoruz." dediler.
63
"Ey halkım, söyleyin bakalım, ya Rabb'imin Kendinden verdiği bir rahmetle, kanıt içeren açık bir bilgi üzerindeysem! Ona asi olduğum takdirde, Allah'ın vereceği cezaya karşı bana kim yardım edebilir? Bana zarar vermiş olmaktan başka bir şey yapmış olmazsınız." dedi.
64
"Ey halkım! İşte şu Allah'ın dişi devesi[1], sizin için bir ayettir.[2] Bırakın onu, Allah'ın arzında otlasın. Kötü bir amaçla ona yaklaşmayın. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar."
65
Yine de onu kestiler. "Yurdunuzda üç gün yaşayın.[1] Bu yalan olmayan bir uyarıdır." dedi.
66
Nihayet emrimiz gelince, Salih'i ve beraberinde iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle o günün zilletinden kurtardık. Rabb'in, Çok Güçlü'dür, Mutlak Üstün Olan'dır.
67
Zulmedenleri bir çığlık yakaladı. Yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.
68
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki Semud kavmi Rabb'lerine nankörlük ettiler. İyi bilin ki Semud kavmi yok olup gitti.
69
Ant olsun elçilerimiz İbrahim'e müjde ile gelip, "Selam!" dediler.[1] O da "Selam!" dedi ve hemen gidip kızarmış buzağı eti getirdi.
70
Ona ellerini uzatmadıklarını görünce, onlardan kuşkulanıp korkuya kapıldı. "Korkma! biz Lut kavmine gönderildik." dediler.
71
Ayakta duran hanımı bunun üzerine gülümsedi.[1] Biz de ona İshak'ı müjdeledik ve İshak'ın arkasından da Yakup'u.
72
"Vay başıma gelene! Ben bir koca karı, kocam da bir ihtiyar olduğumuz halde, doğuracak mıyım? Doğrusu bu çok hayret edilecek bir şey!" dedi.
73
"Allah'ın takdirine hayret mi ediyorsun!" dediler. Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir ey ev halkı. O, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır, İyiliği Bol Olan'dır.
74
İbrahim'in korkusu geçip, bu müjde kendisine verilince, Lut'un halkı hakkında bizimle[1] tartışmaya başladı.[2]
75
Çünkü İbrahim, çok yumuşak huylu, yufka yürekli ve Allah'a gönülden yönelen bir kimseydi.
76
Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Çünkü Rabb'inin takdiri kesindir. Onlara gelecek azap engellenemez.
77
Elçilerimiz Lut'a vardıklarında, onların yüzünden fenalaştı. Onlara karşı eli ayağı birbirine dolaştı. "Bu çok zorlu bir gün." dedi.
78
Halkı koşa koşa ona geldiler. Onlar, önceden de kötü işler yapıyorlardı. "Ey halkım! İşte şunlar kızlarımdır[1], onlar sizin için daha temizdir. Allah için takvalı olun, misafirlerime karşı beni rezil etmeyin, içinizde hiç aklı başında kimse yok mu?" dedi.
79
"Senin kızlarında bizim gözümüzün olmadığını biliyorsun. Ant olsun ki ne istediğimizi çok iyi biliyorsun." dediler.
80
"Keşke size karşı bir gücüm olsaydı veya sağlam bir kaleye sığınabilseydim." dedi.
81
"Ey Lut! Biz, Rabb'inin elçileriyiz." dediler. "Onlar, sana dokunamazlar. Ailenle birlikte gecenin bir bölümünde hemen yola çık. Hanımın hariç, hiç kimse arkada kalmasın. Doğrusu onların başına gelecek olan musibet onun da başına gelecektir. Onlara belirlenen vakit sabahtır. Sabah da yakın değil mi?"
82
Takdirimizle yaşadıkları yeri alt üst ettik. Üzerlerine yığınlarca pişmiş çamurdan taş yağdırdık.
83
Bu taşlar, Rabb'inin katında işaretlenmiştir.[1] Bunlar, zalimlerden uzak değildir.
84
Medyen halkına da kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Ey halkım! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben, sizi bir hayır[1] içinde görüyorum. Ve sizin için kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum.
85
"Ey kavmim! Ölçüyü ve tartıyı hakkaniyetle yapın. Kimsenin malını eksik vermeyin. Bozguncular olarak yeryüzünde fesat çıkarmayın.
86
Eğer mü'minler iseniz, Allah'ın bıraktığı[1] sizin için daha hayırlıdır. Yoksa ben, gözetleyiciniz değilim."
87
Dediler ki: "Ey Şu'ayb! Atalarımızın kulluk ettiklerini bırakmamızı; mallarımızı, istediğimiz gibi kullanmaktan vazgeçmemizi senin salatın[1] mı buyuruyor?" Oysa ki sen yumuşak huylu, aklı başında bir adamsın.
88
"Ey halkım! Bana söyleyin! Ya ben Rabb'imden kanıt içeren apaçık bir bilgiye sahipsem; kendinden bana iyi bir rızık vermişse! Vazgeçmenizi istediğim şeyleri, kendim yapmak istemiyorum. Sadece gücümün yettiği kadarıyla düzeltmek istiyorum. Başarım ancak Allah'tandır. Yalnız O'na tevekkül[1] ettim ve yalnız O'na yöneldim.
89
Ey halkım! Bana karşı gelmeniz; Nuh halkının, Hud halkının, Salih halkının başına gelen şeyleri sizin başınıza da getirmesin? Üstelik Lut halkı sizden pek uzak da değil.
90
Rabb'inizden bağışlanma dileyin. Sonra ona tövbe[1] edin! Rabb'imin, Rahmeti Kesintisiz'dir, Çok Seven'dir.
91
"Ey Şu'ayb! Dediklerinin çoğunu anlamıyoruz, biz, seni içimizde güçsüz görüyoruz. Kabilen olmasaydı seni taşlardık. Esasen sen değerli biri de değilsin."
92
"Ey halkım! Size göre kabilem Allah'tan daha mı değerli ki O'na sırt çevirdiniz. Kuşkusuz Rabb'im yaptıklarınızı kuşatmıştır."
93
"Ey halkım! Elinizden geleni yapın. Doğrusu ben de yapacağım. Alçaltıcı azabın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu ileride bileceksiniz. Gözetleyin, doğrusu ben de sizinle birlikte gözetleyip bekliyorum." dedi.
94
Emrimiz gelince Şu'ayb'ı ve onunla birlikte iman etmiş olanları, Tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Zulmedenleri de dehşete düşürücü bir ses yakaladı ve oldukları yerde çöküp kaldılar.
95
Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Tıpkı Semud gibi, Medyen de yok olup gitti.
96
Ant olsun Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir yetkiyle gönderdik;
97
Firavun'a ve toplumunun önde gelenlerine. Firavun'un buyruklarına uydular. Oysa Firavun'un buyrukları hiç de akıllıca değildi;
98
Kıyamet günü, halkının önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Varacakları yer, ne kötü bir yerdir.
99
Bu dünyada da Kıyamet Günü'nde de lanete uğratıldılar. Paylarına düşen ne kötü bir paydır.
100
Bunlar, o kentlere ait sana bildirdiğimiz haberlerdir. O kentlerden, yerinde duran da var, biçilmiş ekin gibi olan da.
101
Biz onlara haksızlık yapmadık; onlar kendi kendilerine haksızlık yaptılar. Rabb'inin emri gelince, Allah'ı bırakıp da kulluk ettikleri ilahları kendilerine hiçbir yarar sağlamadı. Yalnızca kayıplarını artırdılar.
102
İşte Rabb'in, zulmeden kentleri cezalandırdığı zaman, böyle cezalandırır. O'nun cezası çok acı verici ve çok şiddetlidir.
103
Ahiret azabından korkanlar için, bunda bir ayet[1] vardır. O gün, bütün insanların toplanacağı gündür. O mutlaka görülecek bir gündür.
104
Onu geciktirmemiz belli bir süreye kadardır.
105
O gün gelince, O'nun izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi mutsuz kimi de mutludur.
106
Mutsuz olanlar ateştedir. Onlar, orada hıçkırırlar, inleyip dururlar.
107
Rabb'in, aksini dilemedikçe[1], gökler ve yer durdukça[2], orada sürekli kalacaklardır. Kuşkusuz Rabb'in, dilediğini yapandır.
108
Mutlu olanlar ise, Cennet'tedirler. Rabb'in aksini dilemedikçe, gökler ve yer durdukça, orada sürekli kalacaklardır. Bu kesintisiz bir iyiliktir.
109
Onların kulluk ettikleri hakkında[1] hiç tereddüdün olmasın. Daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar. Elbette paylarına düşeni eksiksiz olarak vereceğiz.
110
Ant olsun! Musa'ya Kitap'ı verdik de onda anlaşmazlığa düştüler. Rabb'in tarafından önceden takdir edilmiş bir karar olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlar[1] kuşku ve güvensizlik içindeydiler.[2]
111
Rabb'in onların yaptığı her şeyin karşılığını tam olarak verecektir. O, onların yaptıklarından haberdardır.
112
Sen ve tövbe edip[1] seninle birlikte olanlar, emrolunduğunuz gibi dosdoğru olun. Aşırı gitmeyin.[2] O, yaptığınız her şeyi görmektedir.
113
Zulmedenlere eğilim göstermeyin. Sonra size de ateş dokunur. Allah'tan başka evliyanız[1] da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.
114
Gündüzün iki tarafında[1] ve gecenin yakınlarında[2] salatı ikame et[3]. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, anlayanlara bir öğüttür.
115
Sabret! Kuşkusuz Allah, iyilerin iyiliklerini asla karşılıksız bırakmaz.
116
Keşke sizden önceki nesiller de, yeryüzünde fesatlığa karşı çıkan faziletli kimseler olmuş olsaydı. Onlardan ancak çok azını kurtuluşa erdirdik. Zulmedenler ise içinde bulundukları refaha dalıp böylece suçlu kimseler oldular.
117
Yoksa senin Rabb'in, o memleketleri, halkı düzelticiler oldukları halde, haksızlıkla yok edecek değildi!
118
Rabb'in dileseydi[1], bütün insanları tek bir ümmet yapardı. İhtilaf edenler[2] olarak sürüp gitmezlerdi.
119
Ancak Rabb'inin rahmet ettikleri hariç.[1] Bunun için yarattı onları.[2] Kesinlikle Rabb'inin takdir ettiği, "Cehennem'i cinlerden ve insanlardan dolduracağım" hükmü gerçekleşecektir.[3]
120
Elçilerin haberlerinden, kalbini kuvvetlendirecek olanları kıssa olarak sana anlatıyoruz. Bu hususta sana Hakk, müminlere de öğüt ve hatırlatma geldi.
121
İnanmayanlara de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın. Biz de yapacağız."
122
"Bekleyin! Biz de bekliyoruz."
123
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse yalnızca O'na kulluk et ve yalnızca O'na tevekkül[1] et. Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.