14
SURE

İbrahim Suresi

Erhan Aktaş (Eski Baskı) • Kerim Kur'an
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, Lam, Ra. Bu; insanları, Rabb'lerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa çıkarman; onları Mutlak Üstün Olan'ın Övgüye Değer Yegane Varlık Olan'ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz bir Kitap'tır.
2
O Allah ki; göklerde ve yerde olan her şey O'nundur. Görecekleri şiddetli azaptan dolayı, gerçeği yalanlayan nankörlerin vay haline!
3
Onlar, dünya hayatını ahiret hayatına tercih ederler. Allah'ın yolundan alıkoyarlar ve onda eğrilik ararlar. İşte onlar, derin bir sapkınlık içindedirler.
4
Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir rasulü kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. Allah, artık dileyen kimseyi saptırır, dileyen kimseyi de hidayete iletir.[1] O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
5
Ant olsun ki; Musa'yı, "Toplumunu karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah'ın günlerini[1] hatırlat." diye ayetlerimizle gönderdik. Kesinlikle bunda sabreden[2] ve şükreden[3] kimseler için nice ayetler[4] vardır.
6
Hani! Musa halkına demişti ki: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani O, sizi; oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bırakarak azabın en kötüsü ile cezalandıran Firavun ve adamlarından kurtarmıştı. Bunda, Rabb'inizden çok büyük bir sınav vardı."
7
Hatırlayın! Rabb'iniz: "Eğer şükrederseniz mutlaka size nimetlerimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz bilin ki azabım çok şiddetlidir!" diye bildirmişti.
8
Musa dedi ki: "Eğer siz ve yeryüzünde bulunanların tamamı nankörlük etseniz bile, iyi bilin ki Allah, Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Övgüye Değer Yegane Varlık'tır.
9
Sizden öncekilerin; Nuh toplumunun, Ad, Semud ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Allah'tan başkası onları bilmez. Rasulleri onlara beyyinelerle[1] geldiği halde onlar zorla susturmaya çalışarak: "Biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi küfrediyoruz;[2] bizi çağırdığınız şeyden kesinlikle kuşku içindeyiz." dediler, endişeli bir halde.
10
Rasulleri dedi ki: "Göklere ve yere belli bir fıtrat veren[1], sizi, suçlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir ecele[2] kadar sizi erteleyen Allah hakkında mı kuşkudasınız?" Dediler: "Siz de ancak bizim gibi sadece bir insansınız. Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse açık bir sultan[3] getirin!"
11
Rasulleri onlara dediler ki: "Biz de ancak sizin gibi insanız. Ancak Allah, kullarından dilediği kimseye ihsanda bulunur.[1] Allah'ın izni olmaksızın bizim size bir sultan[2] getirmemiz olacak şey değildir. Mü'minler yalnızca Allah'a tevekkül[3] etsinler."
12
Bize ne oluyor ki Allah'a tevekkül etmeyelim? Üstelik bize yollarımızı göstermişken. Elbette biz, bize yaşattığınız sıkıntılara sabredeceğiz. Tevekkül edenler de yalnızca Allah'a tevekkül etsinler.
13
Gerçeği yalanlayan nankörler, rasullerine: "Sizi mutlaka topraklarımızdan süreceğiz veya kesinlikle bizim milletimize[1] dönmek zorundasınız!" dediler. Bunun üzerine Rabb'leri onlara: "Zalimleri mutlaka yok edeceğiz." diye vahyetti.
14
"Ve onlardan sonra sizi mutlaka yeryüzünde yerleştireceğiz. Bu, makamımdan ve uyarımdan korkan kimseler içindir." diye vahyetti.
15
Fetih[1] istediler. Bile bile haktan yüz çeviren zorbaların hepsi kaybetti.
16
Onun ardından da Cehennem vardır ve irinli sudan içirilecektir.
17
Onu yutmaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecekler. Her yanından kendilerine ölüm geldiği halde yine de ölemeyecekler. Ardından da daha ağır bir azap tadacaklar.
18
Rabb'lerine nankörlük edenlerin yaptıkları, fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiçbir şey ellerinde kalmaz. İşte bu derin bir sapkınlıktır.
19
Allah'ın gökleri ve yeri Hakk ile yarattığını görmüyor musun? Dilerse sizi yok eder, yeni bir nesil yaratır;
20
Bu Allah'a göre asla büyük bir iş değildir.
21
Hepsi, Allah'ın huzuruna çıkacaklar. Güçsüz olan kimseler, büyüklük taslayanlara: "Gerçekten biz size uyan kimselerdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?" diyecekler. Onlar: "Eğer Allah bize bir yol gösterseydi biz de kesinlikle size yol göstericiler olurduk.[1] Sabretsek de sabretmesek de bizim için birdir. Bizim için kaçacak bir yer yoktur." dediler.
22
Ne zaman ki hüküm gerçekleşti, şeytan onlara: "Şüphesiz ki Allah'ın vaktiyle yaptığı uyarıların hepsi gerçekleşti. Benim verdiğim sözler ise boş çıktı. Zaten benim size karşı zorlayıcı bir gücüm[1] yoktu. Ben size sadece çağrıda bulundum siz de kendiliğinizden çağrıma uydunuz. O halde beni değil, kendinizi kınayın. Ne ben sizi kurtarabilirim ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Gerçekten ben, daha önce beni Allah'a ortak koşmanızı da kabul etmemiştim." dedi. Zalimlerin hakkı acı bir azaptır.
23
İman eden ve salihatı yapanlar[1], Rabb'lerinin izni ile içinde sürekli kalmak üzere içlerinden ırmaklar akan Cennetlere konulurlar. Oradaki yaşamları "selam" dır.[2]
24
Görmüyor musun Allah nasıl örnek verdi? Hoş bir söz, bakımlı[1] bir ağaç gibidir. Onun kökü sabittir. Ve onun dalları göktedir.
25
O, Rabb'inin izni ile her zaman ürün verir. Allah, öğüt almaları için insanlara böyle örnekler verir.
26
Kötü bir söz de, kökü yerden sökülmüş, ayakta duramayan kötü[1] bir ağaç gibidir.
27
Allah, iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sapasağlam[1] ayakta tutar. Allah, zalim olanları saptırır. Allah dilediğini yapar.
28
Allah'ın nimetini[1] küfre çevirenleri[2] ve böylece kendi toplumlarını yok olma yurduna sürükleyenleri görüyorsun değil mi?
29
Gidecekleri yer Cehennem'dir; kalacakları yer ne kötüdür!
30
O'nun yolundan saptırmak için Allah'a bir takım eşler koştular. De ki: "Yararlanın bakalım! Gideceğiniz yer ateştir."
31
İman eden kullarıma söyle: "İçinde alışverişin[1] ve dostluğun olmadığı o gün gelmeden önce, salatı ikame etsinler[2], kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli açık infak[3] etsinler."
32
O Allah ki, gökleri ve yeri yarattı, gökten su indirdi ve böylece onunla ürünleri size rızık olarak yetiştirdi; koyduğu yasalarla denizlerde yüzüp giden gemileri hizmetinize verdi ve ırmakları yararınıza sundu.
33
Düzenli bir hareket içinde olan Güneş'i ve Ay'ı hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.
34
Ondan istediğiniz her şeyden size verdi. Eğer Allah'ın nimetini sayacak olsanız sayamazsınız. Doğrusu insan, çok zalimdir, çok kafirdir.[1]
35
Bir zamanlar İbrahim şöyle demişti: "Rabb'im! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve çocuklarımı[1] putlara kulluk yapmaktan uzak tut."
36
"Doğrusu onlar[1], insanlardan çoğunu saptırdılar. Kim, bana uyarsa, o bendendir. Ve kim bana uymazsa, onun işi Sana kalmıştır. Kuşkusuz Sen, Çok Bağışlayıcı'sın, Rahmeti Kesintisiz Olan'sın.
37
"Rabb'imiz! Gerçekten ben, neslimden bir kısmını sahipsiz, ekine elverişli olmayan vadiye; Beyt-i Haram'ının[1] yanına yerleştirdim; Rabb'imiz! Salatı ikame etsinler[2]. İnsanlardan bir kısmının gönlünü onlara yönelt. Ve onları kimi ürünlerle rızıklandır. Umulur ki onlar şükrederler."
38
"Rabb'imiz! Sen, gizlediğimiz ve açığa vurduğumuz her şeyi bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz."
39
"Hamd, yaşlılığımda bana İsmail'i ve İshak'ı bağışlayan Allah'a aittir. Kuşkusuz, benim Rabb'im duayı işitendir."
40
"Rabbim! Beni ve soyumu salatı ikame eden[1] kıl. Rabb'imiz duamı kabul et."
41
"Rabb'imiz! Hesabın görüleceği gün, beni, annemi, babamı ve mü'minleri affet."
42
Sakın zalimlerin yaptıkları şeylerden Allah'ı habersiz sanma. Ancak onları gözlerin bakakalacağı bir güne erteliyor.
43
Bakışlarını yukarı dikerek[1], bakışları sabit bir şekilde umutsuzca koşarlar.[2]
44
Azabın kendilerine geleceği gün ile insanları uyar. O zaman kendilerine haksızlık[1] yapanlar: "Rabb'imiz! Bize biraz daha süre ver de Senin çağrını kabul edelim ve rasullere uyalım." diyecekler. Allah da: "Daha önce sizin için bir tükenişin, inişe geçişin olmadığına yemin edenler sizler değil miydiniz? diyecek.
45
Ve siz, kendilerine zulmeden halkların yurtlarında yaşadınız. Onlara neler yaptığımızı örneklerle açıklamıştık.
46
Onlar, her türlü planı yapmışlardı. Dağları yerinden oynatacak derecede güçlü olduğunu sandıkları planlarını Allah boşa çıkarmıştı.
47
Öyleyse sakın Allah'ın rasullerine verdiği sözden cayacağını sanma! Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, Hesap Sorucu'dur.
48
O gün yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.
49
İzin Günü; suçluları, birbirlerine yaklaştırılarak zincirlere vurulmuş görürsün.
50
Onların giysileri katrandandır ve yüzlerini ateş sarmıştır.
51
Allah, herkesin kazandığının karşılığını verecektir. Kuşkusuz Allah, hesabı çabuk görendir.
52
Bu Kur'an, kendisiyle uyarılmaları, Allah'ın bir tek ilah olduğunun bilinmesi ve sağlıklı düşünen akıl sahiplerinin öğüt almaları için insanlara bir mesajdır.