16
SURE

Nahl Suresi

Erhan Aktaş • Kerim Kur'an
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Allah'ın emri geldi. Artık onda acele etmeyin. O, onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir[1] ve yücedir.
2
Benden başka ilah yoktur, öyleyse bana karşı takva[1] sahibi olun uyarısında bulunmaları için kullarından dilediğine[2] emrinden ruh[3] ile melekleri[4] indirir.
3
Gökleri ve yeryüzünü hakikat ile yarattı. O, onların şirk[1] koştuklarından yücedir.
4
İnsanı bir nutfeden[1] yarattı. Böyleyken bir de bakarsın, o apaçık bir düşmandır.[2]
5
Hayvanları, sizin için O yarattı. Isınma ve birçok yararları yanında, onlardan yiyecekler de elde edersiniz.
6
Akşamları yayılmaktan gelirlerken de sabahları yayılıma gönderirken de onlarda sizin için bir güzellik vardır.[1]
7
Zorlukla ulaşabileceğiniz yerlere yüklerinizi taşırlar. Kuşkusuz, Rabb'iniz Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
8
Sizin için binek ve süs hayvanı olarak atları, katırları ve eşekleri yarattı. Ve O, bilmediğiniz şeyleri yaratmaktadır.
9
Doğru yolu göstermek Allah'a aittir. Yolun eğrisi de vardır. Eğer O dileseydi[1], hepinizi hidayete erdirirdi.
10
Gökten su indiren O'dur. İçme sularınız O'ndandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler de O'ndandır.
11
O su ile sizin için ekinler, zeytinler, hurmalar, üzümler ve her türlü meyveden bitiriyor. Kuşkusuz, düşünen bir halk için elbette bir ayet[1] vardır.
12
O, geceyi ve gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yararlanmanıza sundu. Yıldızlar da O'nun buyruğu ile boyun eğdirilmiştir. Bunda aklını kullanan bir halk için ayetler[1] vardır.
13
Yeryüzünde, rengarenk şeyleri, sizin için üretip çoğalttı.[1] Bunda öğüt alan bir halk için elbette ayet[2] vardır.
14
Taze et yemeniz ve takındığınız süs eşyası çıkarmanız için denizi yararlanmanıza sunan O'dur. Lütfundan rızık aramanız için, onun içinde suları yararak giden gemiler görürsün. Umulur ki şükredersiniz.
15
O, sizi sarsar diye yeryüzüne ağır baskı koydu. Yolunuzu bulmanız için nehirler ve yollardan izler bıraktı;
16
Ve işaretler. Onlar, yıldızla yol bulurlar.
17
O halde yaratan ile yaratmayan bir midir? Hala tezekkür[1] etmez misiniz?
18
Eğer Allah'ın nimetlerini sayacak olsanız, onu hesaplayamazsınız. Kuşkusuz, Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
19
Allah, gizlediğiniz şeyleri de açığa vurduğunuz şeyleri de bilir.
20
Onların, Allah'ın yanı sıra dua ettikleri, bir şey yaratamazlar. Kendileri yaratılmışlardır.
21
Diri değil, ölüdürler. Diriltilecekleri zamandan habersizdirler.
22
Sizin ilahınız, bir tek ilahtır. Buna rağmen, ahirete inanmayanların kalpleri, bunu kabul etmez. Ve onlar büyüklenen kimselerdir.
23
Allah'ın, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğinden kuşku yok. Gerçek şu ki O, büyüklük taslayanları sevmez.
24
Onlara, "Rabb'inizin indirdiği şey nedir?" diye sorulduğu zaman, "Öncekilerin masalları!" derler.
25
Kıyamet Günü, kendi yüklerinin tamamını ve saptırdıkları cahillerin yüklerinden bir kısmını, yüklenmiş olurlar. Dikkat edin! Yüklendikleri şey ne kötüdür!
26
Onlardan öncekiler de düzen kurmuşlardı. Allah, onların yapılarını temelden yıktı, çatıları da tepelerine çöktü. Onlara, bu azap, hesaba katmadıkları yerden geldi.[1]
27
Sonra Kıyamet Günü, onları rezil edecek. Ve "Hani uğrunda ayrılığa düştüğünüz ortaklarım nerede?" diyecek. Kendilerine ilim[1] verilenler, "Rezillik ve kötülük, bugün Kafirlerin[2] üzerinedir." diyecek.
28
Melekler, kendilerine haksızlık yapanların[1] canlarını alacakları zaman, onlar, teslimiyet içinde:[2] "Biz, kötü bir iş yapmadık." dediler. Hayır! Kuşkusuz, Allah, yapmış olduğunuz şeyleri çok iyi bilendir.
29
O halde, içinde ebedi kalıcılar olarak Cehennem'in kapılarından girin! Büyüklük taslayanlar için ne kötü bir yerdir orası.
30
Ve takva[1] sahiplerine: "Rabb'inizin indirdiği şey nedir?" denildi. "İyilik." dediler. Bu dünyada, iyilik yapanlar için iyilik vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir.
31
İçinden ırmaklar akan Adn Cennetlerine girerler. Orada, onlar için diledikleri şeyler var. İşte Allah, takva sahiplerini böyle ödüllendirir.
32
Melekler, onların[1] canlarını tayyib[1] şekilde alırlar. "Selam size. Yapmış olduğunuz iyi şeylere karşılık girin Cennete.[3]" derler.
33
Kendilerine meleklerin gelmesinden veya Rabb'inin emrinin gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Allah onlara haksızlık yapmadı. Fakat onlar kendilerine haksızlık yapıyorlardı.
34
Böylece yaptıklarının kötülükleri onlara isabet etti. Alay ettikleri şey kendilerini kuşattı.
35
Şirk koşanlar, "Eğer Allah dileseydi biz onun yanı sıra başkasına kul olmazdık. Babalarımız da olmazdı. Ne biz ne de babalarımız O'nun haram kıldığından başka hiçbir şeyi haram kılmazdık."[1] dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Bu durumda resullerin üzerine düşen, vahyi apaçık bir şekilde tebliğden başkası değil.
36
Ant olsun ki, Biz, her ümmete[1], Allah'a kulluk etmeleri ve tağuttan[2] uzak durmaları için bir resul gönderdik. Allah onlardan kimini[3] doğru yola iletti, kimine[3] de sapkınlık hak oldu. Şimdi yeryüzünde gezin de yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın.
37
Sen, onların, doğru yola ermelerini ne kadar çok istersen iste; sapkınlıkta kararlı olanları Allah doğru yola iletmez. Onlar için bir yardımcı da bulunmaz.
38
"Allah, ölen bir kimseyi diriltmez." diye olanca güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Hayır! Allah'ın ölüleri diriltmesi kesin bir sözdür. Ancak insanların çoğu bu gerçeği kavramazlar.
39
Karşı çıktıkları şeyin[1] onlara açıklanması ve Kafirlerin yalancılar olduklarını bilmeleri için diriltileceklerdir.
40
Bir şeyin olmasını istediğimiz zaman, sözümüz ona sadece, "Ol." demektir. O da olur.[1]
41
Zulme uğramalarından sonra, Allah yolunda hicret eden kimseleri, kesinlikle dünyada iyi bir yere yerleştiririz. Ahiret ödülü ise daha büyüktür. Keşke hicretten geri kalanlar bunu bilselerdi!
42
Onlar[1], sabreden kimselerdir. Rablerine, tevekkül[2] edenlerdir.
43
Senden önce de vahyimizi iletmede elçi olarak insandan[1] başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline[2] sorun.
44
Onları[1] beyyinelerle[2] zeburlarla[3] gönderdik. Sana da zikri[4] indirdik. İnsanlara, kendilerine indirileni beyan edesin.[5] Ki böylece düşünüp öğüt alırlar.
45
Sana sinsice kötü tuzaklar kuranlar, Allah'ın, kendilerini yerin dibine geçirmeyeceğinden veya ummadıkları bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin midirler?
46
Veya gezinip dururlarken, onları ansızın yakalamasından. Onlar, bunu engelleyemezler de.
47
Veya kendilerini, korku üzerinde yakalamayacağından. Buna rağmen, doğrusu Rabb'iniz, Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.
48
Onlar, Allah'ın yarattığı şeylerden, herhangi bir şeye bakmazlar mı? Gölgelerinin; secde[2] ederek, saygıyla sağa sola dönüp O'nun yasalarına nasıl uyduklarını görmüyorlar mı?
49
Göklerde ve yerde bulunan hareket halindeki varlıkların tamamı ve melekler büyüklenmeden, Allah'a secde ederler.[1]
50
Kendilerine egemen olan Rabb'lerine karşı gelmekten korkarlar ve emrolundukları şeyleri yaparlar.
51
Allah: "İki ilah edinmeyin! O, ancak tek bir ilahtır. O halde, yalnızca Bana rehbet[1] duyun."
52
Göklerde ve yerde ne varsa, yalnız O'nundur. Din de yalnızca O'nundur.[1] Böyleyken, Allah'tan başkasına mı takvalı oluyorsunuz?[2]
53
Sahip olduğunuz nimetlerin tamamı, Allah'tandır. Sonra bir sıkıntıya uğradığınızda, yalnız O'na yalvarırsınız.
54
Sonra O, sizden sıkıntıyı giderince, bir kısmınız hemen Rabb'lerine şirk koşmaya başlar.
55
Kendilerine verdiklerimize nankörlük ediyorlar. Şimdilik faydalanın bakalım! Yakında göreceksiniz!
56
Onlar, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden bilinçsizce[1] pay ayırıyorlar. Allah'a yemin olsun ki, uydurduğunuz bu şeylerden kesinlikle hesaba çekileceksiniz.
57
Kız çocuklarını Allah'a yakıştırıyorlar. O, bundan münezzehtir.[1] Hoşlandıklarını[2] da kendilerine ayırıyorlar.
58
Onlardan birisine, çocuğunun kız olduğu haberi verildiği zaman, kızgınlığından yüzü kapkara kesilir.
59
Aldığı haberin kötülüğünden, insanların yüzüne bakamaz olur! Bu zillete[1] karşı onu yanında mı tutsun, yoksa toprağa mı gömsün! Dikkat edin, verdikleri hüküm[2] ne kötüdür!
60
Kötü misaller[1] ahirete inanmayanlara aittir. En yüce misaller Allah içindir. O, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
61
Eğer Allah insanları, haksızlıkları nedeniyle cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak onları adı konulmuş bir süreye kadar erteler. Süreleri dolduğu zaman, ne bir saat ertelenir ne de öne alınır.
62
Onlar, hoşlanmadıkları şeyleri Allah'a ait kılarlar. Dilleri en iyinin kendilerine ait olduğu yalanını söyler durur. Ateş onlara aittir. Onlar ifratta[1] olanlardır.
63
Allah'a ant olsun ki, Biz, kesinlikle senden önceki toplumlara da elçiler gönderdik. Şeytan, onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Şeytan, o gün de bugün de onların velisidir.[1] Onlar için acı veren bir azap vardır.
64
Biz, sana Kitap'ı, hakkında ayrılığa düştükleri şeyleri, kendilerine beyan[1] etmen ve inanan bir halk için yol gösterici ve rahmet olmasından başka bir şey için indirmedik.
65
Allah, gökyüzünden suyu indirerek, ölümünden sonra yeryüzüne hayat verdi. Bunda dinleyen[1] bir halk için kesinlikle bir ayet[2] vardır.
66
Hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Size, onların karınlarındaki fışkı[1] ile kan arasından süzülüp gelen içimi lezzetli, halis[2] bir süt içiriyoruz.
67
Üzüm ve hurma meyvelerinden sarhoşluk veren içecek[1] ve faydalı besinler elde edersiniz. Aklını kullanan bir halk için, bunda kesinlikle bir ayet[2] vardır.
68
Rabbin, bal arısına; dağlarda, ağaçlarda ve hazırladıkları şeylerde[1] yuva edinmesini vahyetti.[2]
69
"Sonra, her çeşit bitkiden ye. Rabb'inin emre amade kılınmış yollarında dolaş."[1] Onun karınlarından, çeşitli renklerde şarap[2] çıkar. Onda, insanlar için şifa vardır. Bunda düşünen bir toplum için kesinlikle bir ayet vardır.
70
Sizi, Allah yarattı, sonra da sizi vefat ettirecek. Sizden kiminiz de bilir bir haldeyken[1], hiçbir şey bilmeyen ihtiyar bir bunak oluncaya dek yaşatılır. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
71
Allah, rızık konusunda kiminizi kiminize üstün kıldı. Üstün kılınanlar; rızıklarını yeminle hak sahibi oldukları[1] kimselere aktarıyorlar da onlar, onda eşit oluyorlar mı? O halde, Allah'ın nimetini mi inkar ediyorlar?[2]
72
Allah sizin için, kendinizden eşler var etti ve eşlerden de çocuklar ve torunlar var etti. Temiz şeylerle rızıklandırdı. Hala batıla mı inanıyorlar? Allah'ın nimetine nankörlük mü ediyorlar?
73
Onlar, Allah'ın yanı sıra, göklerden ve yerden kendilerine hiçbir rızık veremeyen ve hiçbir şeye güçleri yetmeyen şeylere kulluk ediyorlar.
74
Artık Allah'a benzerler uydurmayın. Kuşkusuz, Allah bilir siz bilmezsiniz.
75
Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olmuş bir abd[1] ile tarafımızdan kendisine iyi bir rızık verip de ondan gizli ve açık olarak yardımda bulunan bir kimseyi örnek verir. Bunlar, hiç bir olurlar mı? Hamd, Allah'a mahsustur. Ne var ki onların çoğu bilmezler.
76
Allah, iki adamı da örnek verdi: Bunlardan biri dilsiz ve hiçbir şeye gücü yetmez; mevlasına[1] bir yüktür. Onu nereye gönderirse göndersin, bir iş beceremez. Bu adamla, adaleti emreden ve dosdoğru yolda olan eşit olur mu?
77
Göklerin ve yerin gaybı, yalnızca Allah'a aittir. Sa'at'in[1] emri de yalnızca göz açıp kapamak veya ondan daha az bir zamanda olacaktır. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Kadir'dir.
78
Ve Allah, sizi hiçbir şey bilmez halde, annelerinizin karnından çıkardı. Size işitme yetisi[1], görme yetisi[2] ve anlama yetisi[3] verdi. Umulur ki şükredersiniz.
79
Gökyüzünün boşluğunda ilahi yasa gereği, uçuşan kuşları görmüyorlar mı? Onları, Allah'tan başkası o boşlukta tutamaz. Bunda inanan bir halk için ayetler[1] vardır.
80
Allah, evlerinizden sizin için bir huzur ve dinginlik yeri yaptı. Ve sizin için, hayvanların derilerinden yolculuğunuz sırasında ve konaklamanızda taşınabilir çadırdan evler ve yünlerinden, tüylerinden, kıllarından ev eşyası ve geçim aracı yaptı.
81
Allah, sizin için, yarattığı şeylerden gölgeler yaptı. Sizin için dağlardan sığınaklar, sizi sıcaktan koruyacak giysiler ve şiddetli darbelerden koruyacak giysiler[1] yaptı. Sizin üzerinizdeki nimetini işte böyle tamamlıyor. Umulur ki; böylece teslim[2] olursunuz.
82
Eğer yüz çevirirlerse, sana düşen sadece açık bir şekilde tebliğ[1] etmektir.
83
Onlar, bu nimetleri Allah'ın verdiğini biliyorlar. Sonra da onu görmezden geliyorlar. Onların çoğu Kafir[2] kimselerdir.
84
Her ümmetten[1] bir tanık getirdiğimiz gün, artık Kafirlere izin verilmez. Onlardan özür dilemeleri de istenmez.
85
Zulmeden kimseler, azapla karşı karşıya kaldıklarında, artık onlardan azap hafifletilmez. Ve onlara fırsat da verilmez.
86
Şirk[1] koşanlar, şirk koştuklarını gördüklerinde: "Rabb'imiz! İşte bunlar, Senin yanın sıra istekte bulunduğumuz, yakardığımız ortaklarımız." diyecekler. Şirk koşulanlar da: "Siz, kesinlikle yalan söyleyenlersiniz." diyerek, onları yalanlarlar.
87
İzin Günü[1], Allah'a teslim olurlar. Uydurdukları şeyler, yüzüstü bırakarak onlardan uzaklaşırlar.
88
Allah'ın yolundan alıkoyan Kafirlere, yaptıkları bozgunculuk nedeniyle azap üstüne azap katarız.
89
Biz, o gün, her ümmet için kendi aralarından üzerlerine bir tanık getireceğiz. Seni de teslim olanlar için[1] yol gösterici, rahmet ve haber verici olarak sana indirdiğimiz kitap ile her şeyin açıklandığına dair bunlara tanıklık yapman için getireceğiz.
90
Allah; adaleti, ihsanı[1] ve yakınlarınızda olanlara yardım etmeyi, buyurmakta; fahşadan[2], münkerden[3] ve beğyiden[4] men etmektedir. İyice anlayıp tutmanız için size öğüt veriyor.
91
Söz verdiğiniz zaman, verdiğiniz sözü Allah için tutun. Allah'ı kendinize kefil kılarak, pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Allah ne yaptığınızı bilir.
92
İçinizden bir topluluğun başka bir topluluktan daha ribalı[1] olmasından etkilenerek, yeminlerinizi aldatma amacıyla; ipliğini sağlamca eğirdikten sonra, onu geri çözüp bozan kadın gibi olmayın. Allah, sizi bununla[2] sınıyor. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyler, kıyamet günü size açıklanacaktır.
93
Allah, dileseydi[1] sizi tek bir ümmet[2] yapardı. Fakat Allah hak edeni[3] saptırır, hak edeni[3] de doğru yola iletir. Siz, yaptığınız her şeyden sorumlu tutulacaksınız.[4]
94
Yeminlerinizi, aranızda aldatma ve bozgunculuğa araç yapmayın. Yoksa yere sağlam bastıktan sonra[1] ayak kayar. Allah'ın yoluna engel olduğunuzdan dolayı kötülükle karşı karşıya kalırsınız. Ve büyük bir azaba uğrarsınız.
95
Allah'ın ahdini[1], küçük bir çıkara değiştirmeyin. Şayet bilirseniz, Allah'ın yanındaki ödülünüz daha iyidir.
96
Sizin yanınızda olan şeyler tükenir, Allah'ın yanında olan şeyler ise tükenmez. Sabredenlere, ödüllerini yaptıkları şeylerin karşılığı olarak en iyi şekilde vereceğiz.
97
Erkek ve kadın, mü'min olarak kim salihatı yaparsa[1], ona hoş, temiz bir hayat yaşatırız. Kesinlikle yaptıklarının karşılığını daha iyisiyle veririz.
98
Kur'an okuduğun zaman, recmedilmiş[1] şeytandan Allah'a sığın.[2]
99
Kuşkusuz, iman etmiş ve Rabb'lerine tevekkül[1] eden kimseler üzerinde, onun bir sultanlığı[2] yoktur.
100
Onun sultanlığı, [1] ancak kendisini veli[2] edinen ve Allah'a ortak koşan kimseler için söz konusudur.
101
Biz, bir ayeti, başka bir ayetle değiştirdiğimiz[1] zaman: "Allah ne indirdiğini bilirken[2], sen kesinlikle uyduruyorsun." derler. Hayır, onların çoğu gerçeği bilmiyor.
102
De ki: "İman edenlerin; imanlarını pekiştirmek, Müslümanlara kılavuz ve müjde olmak üzere, Rabb'inden, Hakk ile o Kudus'un Ruhu[1] çokça[2] indi."
103
Ant olsun ki Biz, onların: "Ona ancak bir beşer[1] öğretiyor." dediklerini biliyoruz. Kastettikleri kimsenin dili yabancıdır. Bu ise apaçık bir Arapça'dır.
104
Allah, Allah'ın ayetlerine inanmayanları doğru yola iletmez. Ve onlar için çok acı bir azap vardır.
105
Ancak, Allah'ın ayetlerine inanmayanlar yalan uydururlar. Zaten onlar, yalancıların ta kendileridir.
106
Kalbi iman ile yatışmış olduğu halde, -baskı ile inkara zorlanan kimse hariç- kim imanından sonra Allah'ı küfrederse[1] ve kim küfre göğüs açarsa, bilsin ki Allah'ın gazabı onların üzerinedir. Bunlar için büyük bir azap vardır.
107
Bunun nedeni, onların dünya hayatını sevip onu ahirete tercih etmeleridir. Allah, Kafir halkı doğru yola iletmez.
108
İşte onlar, Allah'ın kalplerini[1], kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Onlar, gafil olanların ta kendileridir.
109
Kuşkusuz onlar, ahirette hüsranda olanlardır.
110
Sonra, Rabb'in, zulme uğrayıp hicret etme zorunda kalan, ardından da cihat edip, sabredenlerin[1] yanındadır. Rabb'in, onlara karşı Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
111
O gün gelir ve herkes kendi canını kurtarmak için çabalar. Herkese, yaptığı şeylerin karşılığı tastamam ödenir. Onlara asla haksızlık edilmez.
112
Allah, güvenli ve her yönden tatmin olmuş bir kenti örnek verdi. Oraya, her yerden bol bol rızık geliyordu. Ne var ki, Allah'ın nimetlerine nankörlük ettiler. Bunun üzerine Allah da onlara kaypaklıkları nedeniyle açlık ve korku elbisesini tattırdı.[1]
113
Ant olsun ki, onlara, içlerinden bir resul geldi. Fakat onu yalanladılar. Bunun üzerine onları azap yakaladı. Onlar zalimlerdir.
114
Eğer Allah'a kulluk ediyorsanız, Allah'ın nimetine şükredin. Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yiyin.
115
Allah, size haram kıldı: ölmüş hayvan etini, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilenleri[1] Ancak kim mecbur kalırsa[2] haddi aşmadığı ve hakkı çiğnemediği takdirde yiyebilir.[3] Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
116
Kendi yalanlarınızı, Allah'a dayandırarak, dilinize geldiği gibi yalan yanlış, "Şu helaldir, şu haramdır." demeyin. Uydurduğu yalanı Allah'a dayandıranlar, kurtuluşa eremezler.[1]
117
Bu yaptıkları az bir yararlanmadır. Onlara acı bir azap vardır.
118
Sana anlattıklarımızı daha önce Yahudilere de haram kılmıştık. Biz, onlara haksızlık yapmadık. Fakat onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı.
119
Sonra, Rabb'in, cahillikle[1] kötülük yapan ve sonra bunun ardından tevbe edip kendisini düzelten kimseleri bağışlar. Çünkü Rabb'in Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
120
İbrahim, hanif[1] olarak Allah'a yönelen bir ümmetti.[2] Ve müşriklerden değildi.
121
Allah'ın nimetlerine şükrediciydi. Onu seçti ve dosdoğru yola iletti.
122
Ona dünyada iyilikler verdik ve kuşkusuz o, ahirette de salihlerdendir.[1]
123
Sonra sana: "Hanif olarak İbrahim'in milletine[1] uy, o müşriklerden değildi." diye vahyettik.
124
Sebt[1] yalnızca ihtilafa düşenler üzerine kılındı.[2] Kuşkusuz, senin Rabb'in ihtilaf edip durdukları şeyler hakkında Kıyamet Günü, aralarında kesinlikle hüküm verecektir.
125
Rabb'inin yoluna, hikmetle[1] ve iyiliği öğütleyerek çağır. Onlarla en iyi şekilde mücadele et. Kuşkusuz Rabb'in, kimin Kendi yolundan saptığını çok iyi bilir; doğru yolda olanları da en iyi O bilir.
126
Eğer siz, sert karşılık vermek zorunda kalırsanız, o zaman onların size verdiği karşılığa orantılı olarak karşılık verin. Ama sabrederseniz[1], elbette böyle bir davranış sabredenler için daha hayırlıdır.
127
Sabret! Senin sabrın yalnızca Allah iledir[1]. Onlar için üzülme. Onların kurdukları tuzaklar nedeniyle darlanma.
128
Kuşkusuz, Allah, takvalı[1] olanlarla ve iyi davranan kimselerle beraberdir.