2
SURE

Bakara Suresi

Bayraktar Bayraklı • Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, lam, mim.
2
Kendisinde hiç şüphe olmayan bu kitap, sakınanlar için bir rehberdir.
3
Onlar, gayba inanırlar, namazı kılarlar, kendilerine verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar.
4
Sana indirilene ve senden önce indirilene de iman ederler; ahiret gününe kesinlikle inanırlar.
5
İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridirler.
6
İnkar edenleri uyarsan da uyarmasan da, onlar için aynıdır; iman etmezler.
7
Bu nedenle Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Onların gözlerine de bir perde çekilmiştir. Onlar için büyük bir azap vardır.
8
İnsanlardan bazıları inanmadıkları halde,"Allah'a ve ahiret gününe inandık" derler.
9
Allah'ı ve iman edenleri aldatmaya çalışıyorlar. Halbuki onlar kendilerini aldatıyorlar da bunun farkında değillerdir.
10
Onların kalplerinde bir hastalık vardır. Allah da onların hastalığını arttırmıştır. Yalan söylediklerinden dolayı, onlara acı veren bir azap vardır.
11
Onlara, "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın!" denildiğinde, "Biz ancak ıslah edici kimseleriz" derler.
12
Onların bozguncu olduklarını iyi bilin. Lakin onlar bunun farkında değillerdir.
13
Onlara, "İnsanların iman ettiği gibi siz de iman edin!" dendiğinde, "Biz hiç beyinsizlerin iman ettikleri gibi iman eder miyiz!" derler. Biliniz ki, beyinsizler ancak kendileridir, fakat bunu bilmezler.
14
Müminlerle karşılaştıklarında, "İman ettik" derler, reisleriyle başbaşa kaldıklarında ise, "Biz sizinle beraberiz; biz sadece alay ediyoruz" derler.
15
Allah onlarla alay ediyor ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına süre tanıyor.
16
İşte onlar, doğru yola karşılık sapıklığı satın alanlardır. Onların bu ticareti kazançlı olmayacakve doğru yolu da bulamayacaklardır.
17
Onların durumu, bir ateş yakan kimseye benzer. O ateş yanıp etrafını aydınlattığında, Allah hemen onların aydınlığını giderir ve onları hiçbir şey göremeyecekleri karanlıklar içinde bırakır.
18
Onlar manen sağır, dilsiz ve kördür; gerçeğe dönmezler.
19
Yahut onların durumu, gökten sağanak halinde boşalan, içinde yoğun karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşekler bulunan fırtınaya tutulmuş insana benzer. O münafıklar yıldırımlardan gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmıştır.
20
Neredeyse gözlerini kapıverecek olan şimşek önlerini aydınlattığında onun ışığında yürürler; üzerlerine karanlık çökünce dikilip kalırlar. Allah dileseydi, elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Şüphesiz Allah, her şeye gücü yetendir.
21
Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk ediniz ki, ruh olgunluğuna eresiniz.
22
O Allah ki, yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü bir bina yaptı. O, gökten su indirip onunla çeşit çeşit meyveleri size rızık olarak çıkardı. O halde, bile bile Allah'a eşler koşmayınız.
23
Eğer kulumuza indirdiğimiz Kur'an'dan şüphe ediyorsanız, siz de onun bir suresinin benzerini getiriniz ve eğer sözünüzün eri iseniz Allah'tan başka tapındıklarınızı da yardıma çağırınız.
24
Kur'an'ın veya on suresinin benzerini getiremediniz; bir suresinin benzerini de asla getiremeyeceksiniz. O halde yakıtı insanlar ile taşlar olan ve kafirler için hazırlanmış bulunan ateşten korkun!
25
İman edip de yararlı iş yapanları,içinden ırmaklar akan cennetlerle müjdele! Kendilerine cennette meyve nimeti verildiğinde,"Bu, daha önce de dünyada yediğimize benziyor; bunun benzeri bize verilmişti" diyecekler. Orada onların, her türlü pislikten arınmış tertemiz eşleri olacak ve orada süreli olarak kalacaklardır.
26
Allah, bir sivri sineği, hatta ondan daha küçük bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İnananlar, bu örneğin Rabblerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kafirler ise, "Allah bu örnekle ne demek istedi?" derler. "Allah bu örnekle birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğruya yöneltir; bu örnekle, fasıklardan başkasını saptırmaz."
27
O fasıklar ki, Allah'a kesin söz verdikten sonra sözlerinden dönerler; Allah'ın bitiştirilmesini emrettiği ilişkileri keser ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. Onlar manen iflas etmiş kimselerdir.
28
Allah'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Siz yokken, sizi var etti. Sonra sizi öldürecek ve sonra tekrar diriltecek. Sonunda O'na döndürüleceksiniz.
29
Allah, yerde olanların hepsini sizin için yarattı, sonra iradesini göğe yöneltip onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilendir.
30
Rabbin meleklere, "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dediği vakit melekler, "Biz seni överek anarken ve yüceltip dururken, orada fesat çıkaracak, kan dökecek birini mi yaratacaksın?" dediler. Allah, "Ben sizin bilmediğinizi bilirim" diye cevap verdi.
31
Allah, Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra o varlıkları ve nesneleri meleklerin karşısına çıkarıp "Görüşünüzde doğru iseniz, bunların adlarını bana söyleyiniz" dedi.
32
Melekler, "Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız! Bizim senin öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Her şeyi bilen ve hikmet sahibi sensin" dediler.
33
Allah, "Ey Adem! Onlara eşyanın isimlerini anlat" dedi. Adem, onların isimlerini meleklere anlatınca Allah, "Size demedim mi, göklerin ve yerin sırlarını ben bilirim ve ben sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri de bilirim" dedi.
34
Meleklere, "Adem'e secde ediniz" dediğimiz vakit İblis'ten başka hepsi secde ettiler. İblis secde etmedi, kibirlendi ve kafirlerden oldu.
35
Adem'e şöyle dedik: "Sen ve eşin birlikte cennete yerleşiniz, ikiniz de oradaki nimetlerden istediğinizi bol bol yiyiniz, ancak şu ağaca yaklaşmayınız, yoksa zalim/büyük hata yapanlardan olursunuz."
36
Bunun üzerine şeytan, onları bulundukları yerden kaydırıp çıkardı. Biz de, "Birbirinize düşman olarak oradan ininiz ve yeryüzünde belli bir zamana kadar ikamet edip yaşayacaksınız" dedik.
37
Bunun üzerine Adem, Rabbinden bazı kelimeler alıp öğrendi. Allah da tövbesini kabul etti. Çünkü Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.
38
Dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benden doğru yolu gösteren bir rehber geldiğinde, kim rehberime uyarsa, onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir".
39
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemliktirler;onlar orada süreli olarak kalacaklardır.
40
Ey İsrailoğulları! Sizlere verdiğim nimetleri hatırlayınız. Siz benim emrimi yerine getiriniz ki, ben de sizin isteğinizi yerine getireyim. Sadece benden çekinin.
41
Beraberinizde olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak indirdiğim Kur'an'a iman ediniz. Sakın onu inkar edenlerin ilki olmayınız. Ayetlerimi de küçük bir değerle değiştirmeyiniz ve yalnız benden sakınınız.
42
Bilerek hakkı batıl ile karıştırmayınız ve hakkı gizlemeyiniz.
43
Namazı kılınız, zekatı veriniz ve rüku edenlerle beraber rüku ediniz.
44
Ey bilginler, kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip, kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz?
45
-Sabır ve dua ile Allah'tan yardım isteyin.Sabır ve dua, Rablerine kavuşacaklarını ve kesinlikle O'na döneceklerini bilen, gerçekten kalbi Allah sevgisinden dolayı ürperenlerin dışındakilere ağır gelir.
46
-Sabır ve dua ile Allah'tan yardım isteyin.Sabır ve dua, Rablerine kavuşacaklarını ve kesinlikle O'na döneceklerini bilen, gerçekten kalbi Allah sevgisinden dolayı ürperenlerin dışındakilere ağır gelir.
47
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayınız.
48
Hiç kimsenin başkasına fayda veremeyeceği, şefaatin kabul edilmeyeceği, fidye alınmayacağı ve yardım yapılmayacağı bir günden sakınınız.
49
Hani sizi Firavun'un yandaşlarından kurtarmıştık. Zira onlar, eziyetin en kötüsünü size layık görüyorlardı. Erkek çocuklarınızı boğazlıyor, kızlarınızı hayatta bırakıyorlardı. Bu uygulamada, sizin için Rabbinizden ağır bir imtihan vardı.
50
Sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış ve Firavun taraftarlarını boğmuştuk; siz de bunu görüyordunuz.
51
Musa ile kırk gece için sözleştikten sonra, siz onun ardından şirk koşarak buzağıyı tanrı edindiniz.
52
Bu davranışınızdan sonra şükredersiniz diye sizi affetmiştik.
53
Hani biz, doğru yolu bulasınız diye Musa'ya kitabı ve furkanı vermiştik.
54
Musa, kavmine "Ey kavmim!Buzağıyı tanrı edinmekle kendinize büyük kötülük ettiniz. Hemen yaratanınıza tövbe ediniz ve kendinizi ıslah ediniz. Böyle yapmanız yaratanınız katında sizin için hayırlıdır" demişti. Allah da tövbelerinizi kabul etti. Çünkü O, tövbeleri kabul edendir; merhamet sahibidir.
55
Şu zamanı da hatırlayınız ki, siz "Ey Musa! Allah'ı apaçık görünceye kadar sana asla iman etmeyeceğiz!" demiştiniz de, göre göre sizi yıldırım çarpmıştı.
56
Şükredersiniz diye, sizi ölümünüzün ardından dirilttik.
57
Sizi bulutla gölgeledik, size kudret helvası ve bıldırcın gönderdik de,"Verdiğimiz iyi nimetlerden yiyiniz" dedik. Hakikatte onlar bize değil, sadece kendilerine kötülük ettiler.
58
İsrailoğulları'na, "bu kente giriniz, orada bulunanlardan bol bol yiyiniz; kapısından boyun eğerek giriniz;'Hıtta/hatalıyız'deyiniz ki hatalarınızı bağışlayalım. Çünkü biz, iyi davrananlara fazlasıyla vereceğiz" demiştik.
59
Fakat zalimler, kendilerine söylenenleri başka sözlerle değiştirdiler. Bunun üzerine biz, yapmakta oldukları kötülükler sebebiyle zalimlerin üzerine gökten acı bir azap indirdik.
60
Musa, kavmi için su istemişti de biz ona,"Değneğinle taşa vur" demiştik. Taştan hemen on iki kaynak fışkırdı. Her grup, içeceği kaynağı bildi. Onlara: "Allah'ın nimetlerinden yiyiniz, içiniz, sakın yeryüzünde bozgunculuk etmeyiniz" dedik.
61
Siz, "Ey Musa, hep aynı şeyi yemeye katlanamayız. Bizim için Rabbine dua et de, bize yerin bitirdiği şeylerden sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın" demiştiniz. Musa da, "Daha iyi olanı daha değersiz olanla değişmek mi istiyorsunuz? İnin şehre, orada istediğiniz var" dedi. Horluk ve yoksulluğa maruz kaldılar ve Allah'ın gazabına uğradılar. Bu musibet, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberlerini haksız yere öldürmeleri ve isyan edip aşırı gitmelerisebebiyle geldi.
62
Kesinlikle, iman edenlerden, Yahudi olanlardan, Hıristiyanlardan ve Sabiilerden kim Allah'a ve ahiret gününe inanıp iyi amelde bulunursa, Rabbleri katında onların ödülü vardır. Onlara bir korku yoktur ve onlar kederlenmeyeceklerdir.
63
Hani sizden sağlam bir söz almış, Tur'u da üstünüze kaldırmış ve "Size verdiğimiz kitabın hükümlerine sımsıkı sarılınız, içinde olanları hatırlayınız ki, ruh olgunluğuna ulaşasınız"demiştik.
64
Bundan sonra yine yüz çevirdiniz. Allah'ın iyiliği ve merhameti üzerinizde olmasaydı, manen iflas etmiş olacaktınız.
65
İçinizden Cumartesi günü yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. İşte bundan dolayı onlara,"Aşağılık maymunlar olun" dedik.
66
Biz bu cezayı, bizzat görenlere ve sonradan gelenlere bir ders, sakınanlar için de bir öğüt vesilesi kıldık.
67
Musa,toplumuna"Allah size bir inek kesmenizi emrediyor' demişti. 'Bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. O da,"Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.
68
"Bizim adımıza Rabbine dua et, bize ineğin nasıl olduğunu açıklasın" dediler. Musa, "Allah diyor ki, o ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inektir. Size emredileni, hemen yapın" dedi.
69
Bu defa, "Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın" dediler. Musa da, "Allah diyor ki,sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir renktedir" dedi.
70
"Bizim için Rabbine dua et de onun nasıl bir inek olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşallah emredileni yerine getiririz" dediler.
71
Musa dedi ki: "Allah şöyle buyuruyor: O inek, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan, hiç alacası bulunmayan bir inektir.""İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine onu bulup kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.
72
Hani siz, bir adam öldürmüştünüz ve katili hakkında birbirinizle tartışmıştınız. Fakat Allah, gizlediğinizi ortaya çıkaracaktır.
73
"Haydi, şimdi öldürülen bu adama, kesilen ineğin bir parçasıyla vurun" dedik. Allah ölüleri bu şekilde diriltir ve size ayetlerini gösterir. Umulur ki, aklınızı kullanırsınız.
74
Sonra bu mucizenin ardından kalpleriniz katılaştı, taş gibi, hatta daha da katı oldu. Halbuki taşın öylesi vardır ki, ondan ırmaklar fışkırır; öylesi vardır ki, yarılıp içinden su akar; öylesi de vardır ki, Allah'a olan saygısından dolayı yuvarlanır. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
75
Artık onların, size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Onlardan bir zümre vardı ki, Allah'ın kelamını dinlerler ve kavrayıp anladıktan sonra, bile bile onda değişiklik yaparlardı.
76
Münafıklar, müminlerle karşılaştıklarında, "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıklarında ise, "Allah'ın size açtıklarını, Rabbiniz katında sizin aleyhinize delil getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz?" derler.
77
Allah'ın,onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını bildiğini bilmiyorlar mı?
78
Onların arasında kitabı bilmeyen cahiller vardır. Bildikleri sadece kendilerine anlatılan asılsız kuruntulardır. Onlar sadece zanda bulunuyorlar.
79
Elleriyle kitabı yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için, "Bu, Allah katındandır" diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!
80
İsrailoğulları, "Ateş bize birkaç günden fazla dokunmaz" derler. Onlara de ki: "Allah'tan bir söz mü aldınız; çünkü Allah asla sözünden caymaz;yoksa Allah hakkında bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?"
81
Hayır! Kim bir kötülük eder de, kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte o kimseler cehennemliklerdir. Onlar orada uzun süreli kalırlar.
82
İman edip yararlı iş yapanlara gelince, onlar da cennetliklerdir. Onlar orada süreli kalırlar.
83
Hani biz,İsrailoğulları'ndan şöyle söz almıştık: Sadece Allah'a kulluk edeceksiniz; ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara doğru olanı söyleyiniz, namazı kılınız, zekatı veriniz. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz.
84
Hatırlayınız ki, sizden,"Birbirinizin kanını akıtmayınız, birbirinizi yurtlarınızdan çıkartmayınız"diye sağlam söz almıştık. Sonra siz bunu kabullendiniz ve birbirinize karşı şahitlik ettiniz.
85
Bu sözleşmeyi kabul eden sizler, verdiğiniz sözün aksine birbirinizi öldürüyor ve aranızdan bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Günah ve düşmanlıkta onlara karşı birleşip yardımlaşıyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde, size esir olarak geldiklerinde, fidyeleşip esir değişimi yapıyorsunuz. Siz kitabın bir kısmına inanıyor, bir kısmını inkar mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası, dünya hayatında rüsvaylıktan başka bir şey değildir. Kıyamet gününde de onlar, en şiddetli azaba iletilecekler. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
86
Ahirete karşılık dünya hayatını tercih eden bu kişilerin azapları hafifletilmeyecek ve kendilerine yardım da edilmeyecektir.
87
Yemin olsun biz Musa'ya Kitab'ı verdik. Ondan sonra peşpeşe peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik ve onu Ruhulkudüs/Cebrail ile destekledik. Nefsinizin arzulamadığı şeyleri söyleyen bir peygamber geldikçe ona karşı kibirlendiniz, bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz.
88
Yahudiler, "Kalplerimiz perdelidir" dediler. Hayır, küfür ve isyanları sebebiyle Allah onlara lanet etmiştir;bu yüzden çok azı inanır.
89
Daha önce kafirlere karşı zafer isterlerken, kendilerine Allah katından, yanlarındakilerini doğrulayan bir kitap gelip de öğrendikleriyle karşılaşınca inkar ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkarcılaradır.
90
Kendilerini ne kötü şey karşılığında sattılar! Çekemediklerinden dolayı, Allah'ın, kullarından dilediğine vahiy indirmesini ve Allah'ın indirdiğini inkar ettiler. Bu inkarları sebebiyle gazap üstüne gazaba uğradılar. İnanmayanları utanç verici azap beklemektedir.
91
Kendilerine "Allah'ın indirdiğine inanın" denilince, "Biz sadece bize indirilen kitaba inanırız" derler ve ondan başkasını inkar ederler. Halbuki Kur'an, ellerinde bulunanı doğrulayıcı olarak gelmiş hak kitaptır. Onlara de ki, "Şayet siz gerçekten inanıyor idiyseniz, daha önce Allah'ın peygamberlerini neden öldürüyordunuz?"
92
Andolsun ki Musa size en açık delilleri getirdi. Sonra ardından buzağıyı ilah edindiniz. Siz zalimsiniz.
93
Hatırlayınız ki, "Size verdiklerimizi kuvvetlice tutun, söylenenleri dikkatlice dinleyin" diye sizden söz almış ve Tur'u üzerinize kaldırmıştık. Onlar, "İşittik ve isyan ettik" dediler. İnkarları sebebiyle buzağı sevgisi gönüllerine dolduruldu. De ki: "Eğer inanıyorsanız, inancınız size ne kötü şeyler emrediyor!"
94
Söyle onlara: "Şayet ahiret yurdu Allah katında diğer insanlara değil de sadece size ait ise ve bu iddianızda da doğru iseniz, haydi ölümü temenni ediniz."
95
Onlar, kendi elleriyle yaptıkları ameller sebebiyle hiçbir zaman ölümü temenni etmeyeceklerdir. Allah zalimleri iyi bilir.
96
Onları, insanlar içinde dünya hayatına en çok düşkün olanlar olarak bulacaksın. İçlerinden şirk koşanlar bin sene yaşamak ister. Fakat bu kadar yaşasa da, bu uzun ömür onları azaptan uzaklaştıramaz. Allah onların yaptıklarını eksiksiz görür.
97
- De ki: "Cebrail'e düşman olanlar bilsinler ki, Cebrail Kur'an'ı senin gönlüne Allah'ın izniyle indirdi. Kur'an, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için rehber ve müjdedir." Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkarcıların düşmanıdır.
98
- De ki: "Cebrail'e düşman olanlar bilsinler ki, Cebrail Kur'an'ı senin gönlüne Allah'ın izniyle indirdi. Kur'an, kendinden önce gelen kitapları doğrulayıcı, müminler için rehber ve müjdedir." Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine, Cebrail'e ve Mikail'e düşman olursa, bilsin ki Allah da inkarcıların düşmanıdır.
99
Andolsun ki, sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başka kimse inkar etmez.
100
Ne zaman, onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir grup onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez.
101
Onlara, yanlarındaki kitabı doğrulayan peygamber geldiği zaman, kendilerine kitap verilenlerden bir grup, güya hakikati bilmiyorlarmış gibi, Allah'ın kitabını arkalarına atarak ondan yüz çevirmişlerdi.
102
Kitap ehli, Süleyman'ın hükümranlığı hakkında şeytanların vesvesesine uydular. Oysa Süleyman büyü yapıp kafir olmadı. Fakat şeytanlar kafir oldular;çünkü insanlara sihri ve Babil'deki Harut ve Marut isimli iki meleğe indirileni öğretiyorlardı. Halbuki bu iki melek, "Biz sadece imtihan için gönderildik, sakın yanlışa inanıp da kafir olmayasınız" demeden hiç kimseye sihir öğretmezlerdi. Onlar, bu iki melekten, karı ile kocanın arasını açacak şeyleri öğreniyorlardı. Oysa büyücüler, Allah'ın izni olmadan kimseye zarar veremezler. Onlar, kendilerine faydalı olanı değil, zararlı olanı öğrenirler. Büyüye başvuranların ahiretten nasiplerinin olmayacağını iyi bilmektedirler. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bunu bilselerdi!
103
Eğer onlar, iman edip sakınsalardı, Rablerinden çok daha iyi bir ödül alacaklardı. Keşke bilselerdi!
104
Ey iman edenler! Peygamber'e "Bizi güt!" demeyiniz, "Bizigözet!" deyinizve onu dinleyiniz. İnanmayanlara acıklı bir azap vardır.
105
Size Rabbinizden bir hayır indirilmesini ne kitap ehlinden kafir olanlar ne de müşrikler isterler.Halbuki Allah, rahmetini dilediğine verir. Allah çok büyük lütuf sahibidir.
106
Biz, daha iyisini veya benzerini getirmedikçe bir ayeti ortadan kaldırmayız veya unutturmayız. Allah'ın her şeye gücü yettiğini bilmez misin?
107
Göklerin ve yerin mülkiyet ve hükümranlığının Allah'a ait olduğunu da bilmez misin? Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.
108
Yoksa siz de, daha önce Musa'ya sorulduğu gibi Peygamberinize sorular sormak mı istiyorsunuz? Kim küfrü imanla değiştirirse, kesinlikle düz yoldan sapmış olur.
109
Kitap ehlinin büyük bir çoğunluğu, hakikat kendilerine açıkça belli olduktan sonra, içlerindeki haset yüzünden, imanınızdan sonra sizi küfre döndürmek istediler. O halde siz, Allah gayesini gerçekleştirinceye kadar sıkı durun, iyi düşünün, reddedin! Şüphesiz ki Allah'ın gücü her şeye yeter.
110
Namazı kılınız, zekatı veriniz, yaptığınız her iyiliği Allah katında bulacaksınız. Şüphesiz ki Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.
111
Kitap ehli, "Yahudiler veya Hıristiyanlar hariç, hiç kimse asla cennete giremeyecek" dediler. Bu onların kuruntusudur. Sen de onlara de ki, "Eğer gerçekten doğru söylüyorsanız, delilinizi getiriniz."
112
Bilakis, kim iyilik yaparak bütün benliğini Allah'a teslim ederse, onun ödülü Rabbinin katındadır. Öyleleri için ne bir korku vardır ne de üzüntü çekerler.
113
Yahudiler "Hıristiyanların hiçbir tutar tarafı yoktur" dediler. Hıristiyanlar da "Yahudilerin hiçbir tutar tarafı yoktur" dediler. Halbuki hepsi kitabı okuyorlar. Bilmeyenler de tıpkı onların söylediklerini söylediler. Allah, ihtilafa düştükleri hususlarda,kıyamet günü onlar hakkında hükmünü verecektir.
114
Allah'ın mescitlerinde O'nun adının anılmasına engel olan ve mescitlerin harap olmasına çalışandan daha zalim kim vardır? Aslında bunların mescitlere korkarak girmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik, ahirette de büyük azap vardır.
115
Doğu da batı da Allah'a aittir. Nereye dönerseniz Allah'ın varlığı oradadır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi çepeçevre kuşatan ve her şeyi bilendir.
116
"Allah çocuk edindi" dediler. Haşa! O, bundan münezzehtir/uzaktır. Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi O'nundur; hepsi O'na boyun eğmektedir.
117
Allah, göklerin ve yerin yoktan yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece, "Ol" der, o da hemen oluşmaya başlar.
118
Bilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle niçin konuşmuyor,yahut bize niçin bir ayet gelmiyor?" Onlardan öncekiler de tıpkı onların dediklerini demişlerdi. Kalpleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gösterdik.
119
Doğrusu biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak hak ile gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.
120
Onların yolunu takip etmedikçe Yahudiler ve Hıristiyanlar asla senden razı olmayacaklardır. De ki: "Allah'ın yolu biricik yoldur." Sana ulaşan bu bilgiden sonra onların arzularını takip edersen, Allah'tan sana ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.
121
Kendilerine kitap verdiklerimizin bazısı, onu, hakkını gözeterek okurlar. Çünkü onlar ona iman ederler. Onu inkar edenler var ya, gerçekten zarara uğrayanlar onlardır.
122
Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayınız.
123
Hiç kimsenin hiçbir kimseye fayda veremeyeceği, kimseden bedel kabul edilmeyeceği, şefaatin kimseye fayda vermeyeceği ve kafirlere yardım edilmeyeceği bir günden sakınınız.
124
Bir zamanlar Rabbi, İbrahim'i birtakım sorularla imtihan etti, o da onları tamamen cevaplandırınca, "Ben seni insanlara önder yapacağım" dedi. İbrahim de, "Soyumdan da önderler yap!" dedi. Allah, "Sözümzalimleri içermez" dedi.
125
Beytullah'ı insanların toplantı yeri ve güvenlik mekanı yaptığımızı hatırla! İbrahim'in makamından namaz kılma yeri edininiz. İbrahim ve İsmail'e, "Tavaf edenler, itikafa girenler, rüku ve secdeye varanlar için Beyt'imi temiz tutunuz" diye emretmiştik.
126
Hatırla İbrahim'in şöyle dediğini: "Ey Rabbim! Burayı güvenli bir belde yap, halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli meyvelerle besle!" Allah da şöyle buyurdu: "İnkar edeni de az bir süre faydalandırır, sonra onu cehennem azabına sürüklerim. Orası ne kötü bir yerdir!"
127
İbrahim ile İsmail'in Beytullah'ın temellerini yükseltirken şu duayı yaptıklarını hatırlayınız: "Ey Rabbimiz! Bizden bu hizmeti kabul buyur; çünkü sen her şeyi duyan ve her şeyi bilensin."
128
"Ey Rabbimiz! Bizi sana teslim olanlar kıl; neslimizden de sana teslim olan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yerlerimizi göster. Tövbemizi kabul et; çünkü sen tövbeleri ziyadesiyle kabul edensin ve çok merhametlisin."
129
"Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini okuyacak, kitap ve hikmet öğretecek, onların ruhlarını arındıracak bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan sensin."
130
İbrahim'in yolundan, kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki, biz onu dünyada seçtik; şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.
131
Hani Rabbi, İbrahim'e, "Teslim ol!" deyince, o da, "Alemlerin Rabbine teslim oldum" demişti.
132
Bunu İbrahim de oğullarına vasiyet etti. Yakub da, "Ey oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. O halde Müslüman olarak ölünüz" dedi.
133
Yoksa Yakub'a ölüm geldiğinde siz orada mıydınız? O zaman Yakub, oğullarına, "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu. Onlar da, "Senin ve ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek ilaha kulluk edeceğiz; biz sadece O'na teslim olmuşuz" diye cevap vermişlerdi.
134
Onlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz.
135
Yahudiler ve Hıristiyanlar,Müslümanlara şöyle dediler: "Doğru yolu bulmanız için Yahudi ya da Hıristiyan olunuz." De ki: "Hayır! Biz, Hanif olan İbrahim'in yoluna uyarız. O, müşriklerden değildi."
136
"Biz, Allah'a ve bize indirilene; İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve onların torunlarına indirilene; Musa ve İsa'ya verilenlere, Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbirisinin arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah'a teslim olduk" deyiniz.
137
Eğer onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa, doğru yolu bulmuş olurlar; dönerlerse mutlaka ayrılık içine düşmüş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. O işitendir; bilendir.
138
Biz Allah'ın manevi rengiyle boyandık. Allah'tan daha güzel rengi kim verebilir? Biz sadece O'na kulluk ederiz.
139
De ki: "Allah hakkında bizimle mücadele mi ediyorsunuz? Halbuki O, bizim de Rabbimizdir, sizin de. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da size aittir. Biz O'na gönülden bağlanmışız."
140
Yoksa siz, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarının Yahudi yahut Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: "Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Allah katında bir tanıklığı gizleyenden daha zalim kimdir? Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir."
141
Onlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorguya çekilmeyeceksiniz.
142
Bazı dar kafalı insanlar, "Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır; O, dileyeni doğru yola iletir."
143
İnsanların sorunlarını çözesiniz/insanlara şahit olasınız diye, sizi orta noktada olan bir toplum yaptık; böylece Peygamber de sizin sorunlarınızı çözer/size şahit olur. Biz, Peygambere uyanı, topuğu üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, senin eskiden yöneldiğin Kabe'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı hiçe sayacak değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı şefkatlidir; merhametlidir.
144
Biz, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Siz de hepiniz, nerede olursanız olunuz, yüzlerinizi o tarafa doğru çeviriniz. Şüphesiz kitap ehli, Peygamberin, Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilir. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.
145
Sen, kitap ehline her türlü ayeti getirsen, yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen bilgiden sonra eğer onların arzularına uyarsan, şüphesizzalimlerden olursun.
146
Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.
147
Hakikat Rabbindendir. O halde şüphelenenlerden olma.
148
Herkesin yöneldiği bir yönü/gayesi vardır. Siz hayır işlerinde yarışınız. Nerede olursanız olunuz, sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah'ıngücü herşeye yeter.
149
Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Bu emir, Rabbinden sana gelen bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150
Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yöne çeviriniz ki haksızlık edenleri müstesna, insanların, aleyhinizde bir delili bulunmasın. Onlardan çekinmeyiniz, sadece benden çekininiz. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da belki doğru yolu bulursunuz.
151
Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik.
152
Öyleyse beni anınız ki ben de sizi anayım. Bana şükrediniz, bana nankörlük etmeyiniz.
153
Ey iman edenler! Sabır ve dua ile yardım elde etmeye çalışınız. Çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir.
154
Allah yolunda öldürülenlere"ölüler" demeyiniz; aksine onlar diridirler, fakat siz anlayamazsınız.
155
Elbette sizi korku, açlık; mallar, canlar ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele!
156
Sabredenler, kendilerine bir musibet geldiğinde, "Biz Allah'ın kuluyuz ve biz O'na döneceğiz" derler.
157
İşte Rablerinden af ve rahmet onlaradır ve doğru yola girenler de onlardır.
158
Şüphesiz, Safa ile Merve Allah'ın nişanlarındandır. Her kim Beytullah'ı hac veya umre niyetiyle ziyaret ederse, onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, şüphesiz ki, Allah onu kabul eder ve hakkıyla bilir.
159
İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz doğru yolu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lanet ediciler lanet eder.
160
Ancak, tövbe edip durumlarını düzeltenler ve bildiklerini açıklayanlar istisnadır. Ben onların tövbesini kabul ederim.
161
- Küfredip de kafir olarak ölenler var ya Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir. Çok uzun süreli olarak o laneti taşırlar; azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.
162
- Küfredip de kafir olarak ölenler var ya Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir. Çok uzun süreli olarak o laneti taşırlar; azapları hafifletilmez ve kendilerine mühlet de verilmez.
163
Hepinizin tanrısı bir tek tanrıdır. O'ndan başka hiçbir tanrı yoktur; O, iyiliği bütün varlıkları kapsayandır, çok merhametlidir.
164
Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yararlı şeyler taşıyarak denizde seyreden gemilerde, Allah'ın gökten yağmur indirip onunla arzı ölmüşken diriltmesinde, oradaki hayvanları üretip yaymasında, gök ile yer arasında Allah'ın emrine boyun eğmiş rüzgarları ve bulutları şu yandan bu yana yöneltmesinde, aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır.
165
Bazı insanlar, Allah'tan başkalarını O'na denk tanrılar edinirler;onları Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri çok daha fazladır. Keşke zalimler, azabı gördüklerinde anlayacakları gibi, bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve O'nun azabının çok şiddetli olduğunu önceden anlayabilselerdi.
166
İşte o zaman kendilerine uyulan ve arkalarından gidilenler, uyanlardan hızla uzaklaşır ve azabı görürler. Neticede aralarındaki bağlar kopup parçalanmıştır.
167
Uyanların, "Keşke dünyaya bir daha dönsek de, onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsak!" diyecekleri vakit, Allah onlara bütün yaptıklarını kendilerini sarmış pişmanlıklar halinde gösterecek ve onlar ateşten çıkamayacaklar.
168
Ey insanlar! Yeryüzündeki yiyeceklerin helal ve temiz olanlarından yiyiniz, şeytanın adımlarını takip etmeyiniz; gerçekten o, sizin açık düşmanınızdır.
169
Şeytan, size ancak kötüyü, çirkini ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170
Onlara, "Allah'ın indirdiğine uyunuz" dendiğinde, "Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız" derler. Ya ataları akıllarını kullanamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler de mi?
171
Allah'ın indirdiğine tabi olma çağrısına aldırış etmeyen kafirlerin durumu, sadece çobanın bağırıpçağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar manen sağır, dilsiz ve kördürler. Bu sebepten dolayı da düşünmezler.
172
Ey iman edenler! Size verdiğimiz rızıkların temiz olanlarından yiyiniz. Eğer sadece Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükrediniz.
173
Allah size yalnız leşi, kanı, domuz etini ve Allah'tan başkası için kesilmiş olanı yasaklamıştır. Fakat kim bunlardan yemek zorunda kalırsa, aşırıya kaçmamak ve sınırı aşmamak şartıyla ona günah yoktur. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır; çok merhamet edendir.
174
Allah'ın indirdiği kitabın bir kısmını gizleyenler ve onu az bir değere değişenler, karınlarına ateşten başka bir şey tıkmış olmazlar;kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temize çıkartmayacaktır; onlara acıklı bir azap vardır.
175
Onlar doğru yol karşılığında sapıklığı, bağışlanmaya bedel olarak da azabı satın almışlardır. Onlar ateşe ne kadar dayanıklıdırlar!
176
Bu azabın sebebi, Allah'ın kitabı hak olarak indirmiş olmasıdır. Kitap hakkında anlaşmazlığa düşenler elbette derin bir ayrılığa düşmüşlerdir.
177
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batıya çevirmeniz değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere ve kitaba iman edenin; malını çok sevmesine rağmen onu akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, köle ve esirlere verenin; namazı dosdoğru kılanın;zekatı verenin; sözleştikleri zaman gereğini yerine getirenin; sıkıntıda, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanda sabır gösterenin eyleminden oluşur. İşte doğru olanlarbunlardır;işte sakınanlar da bunlardır.
178
Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Bununla beraber kim öldürülenin velisi tarafından bağışlanırsa, artık o zaman örfe uymak ve öldürülenin velisine güzellikle diyet ödemek gerekir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Kim bundan sonra zulüm yapmaya kalkışırsa, ona acı bir azap vardır.
179
Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki sakınırsınız.
180
Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir mal bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek sakınanlar üzerine bir borçtur.
181
Her kim bunu işittikten ve kabullendikten sonra vasiyeti değiştirirse, günahı onu değiştirenleredir. Şüphesiz ki Allah işitir; bilir.
182
Her kim, vasiyet edenin bir hata yaptığından veya bir kusur işlediğinden endişe eder ve bunun üzerine mirasçılar arasında bir uzlaşma sağlarsa, kendisine bir günah yoktur. Doğrusu Allah çok affedicidir; merhamet sahibidir.
183
- Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvaya ulaşasınız. Ancak, sizden kim hasta ve yolcu olursa, diğer zamanlarda aynı gün sayısı kadar oruç tutmalıdır. Bunun dışında çeşitli nedenlerle orucu çok zorlukla tutabilecek olanlar, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidirler. Her kim, yapmakla sorumlu olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur; eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
184
- Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de sayılı günlerde farz kılındı ki, takvaya ulaşasınız. Ancak, sizden kim hasta ve yolcu olursa, diğer zamanlarda aynı gün sayısı kadar oruç tutmalıdır. Bunun dışında çeşitli nedenlerle orucu çok zorlukla tutabilecek olanlar, bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidirler. Her kim, yapmakla sorumlu olduğundan daha fazla iyilik yaparsa, kendisine iyilik yapmış olur; eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır.
185
Kur'an, insanlara bir rehber, bu rehberliğin apaçık delili ve doğruyu yanlıştan ayırt edici bir ölçü olarak Ramazan ayında indirilmiştir. Bundan dolayı, sizden kim bu aya ulaşırsa, bu ayda oruç tutsun. Ancak hasta veya seyahatte olan, başka günlerde aynı günler miktarınca oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah'ı tazim etmeniz ve O'na şükretmeniz içindir.
186
Kullarım sana beni sorduklarında de ki ben çok yakınım; bana dua ettiğinde, dua edenin isteğine karşılık veririm. O halde, benim davetime uysunlar ve bana güvensinler ki doğru yolu bulabilsinler.
187
Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar sizin için birer elbise, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah sizin kendinize kötülük ettiğinizi bildi ve tövbenizi kabul edip bağışladı. Artık Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiklerini isteyiniz. Sabahın beyaz ipliği siyah ipliğinden ayırt edilinceye kadar yiyiniz, içiniz, sonra akşama kadar orucu tamamlayınız. Mescitlerde itikafa çekilmiş olduğunuz zamanlarda kadınlarla birleşmeyiniz. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır. Sakın bu sınırlara yaklaşmayınız. İşte böylece Allah, ayetlerini insanlara açıklar. Umulur ki korunurlar.
188
Mallarınızı aranızda haksız sebeplerle yemeyiniz. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını haram yollarla yemeniz için o malları rüşvet olarakhakimlere vermeyiniz.
189
Sana ayın evrelerini soruyorlar. De ki: "Onlar, haccın ve insanların öteki faaliyetlerinin vaktini gösterir. Evlere arkalarından girmeniz iyi değildir;asıl iyi Allah'a karşı sorumluluk bilincinde olmaktır. O halde evlere kapılarından giriniz ve Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz ki kurtuluşa eresiniz."
190
Size savaş açanlara karşı Allah yolunda savaşınız, ama aşırı gitmeyiniz, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.
191
Sizi öldürmeye teşebbüs edenlerikarşılaştığınız her yerde öldürünüz ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkartınız; zaten zulüm ve baskı, öldürmekten daha kötüdür. Onlar size savaş açmadıkça Mescid-i Haram civarında onlarla savaşmayınız, ama eğer sizinle savaşırlarsa onları öldürünüz; kafirlerin cezası budur.
192
Eğer vazgeçerlerse, Allah çok affedicidir; merhamet sahibidir.
193
O halde zulüm ve baskı kalmayıncaya ve Allah'ın dini egemen oluncaya kadar onlarla savaşınız. Vazgeçerlerse siz de vazgeçiniz; zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.
194
Haram ay, haram aya karşılıktır. Barışa hürmet de karşılıklıdır. Kim size saldırırsa, siz de ona denk olacak şekilde saldırınız. Allah'tan sakınınız ve biliniz ki, Allah sakınanlarla beraberdir.
195
Allah yolunda harcama yapınız. Kendi kendinizi tehlikeye atmayınız ve iyilik yapmaya devam ediniz; Allah iyilik yapanları sever.
196
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayınız. Eğer yapmaktan alıkonursanız, gücünüzün yeteceği bir kurban kesiniz ve kurban kesilinceye kadar başlarınızı tıraş etmeyiniz. Fakat içinizden hasta olan, yahut başında rahatsızlık olan kimse oruç tutarak veya sadaka vererek veya başka bir ibadet ile özrünü karşılayacak bir şey yapmalıdır. Sağlıklı ve emniyette olduğunuzda, hacdan önce umre yapan gücünün elverdiği türden bir kurban kessin, ama kurbana gücü yetmeyen, hac sırasında üç gün ve döndükten sonra yedi gün, yani tam on gün oruç tutsun. Bütün bunlar, Mescid-i Haram civarında yaşamayanlar içindir. Allah'tan sakınınız. Bilin ki, Allah'ın vereceği ceza ağırdır.
197
Hac, belli aylarda yerine getirilir. Kime hac farz olup hacca giderse orada şu davranışlar ona yasak olur: cinsel ilişkide bulunmak, günah sayılan davranışları yapmak ve kavga etmek. Ne hayır işlerseniz Allah onu bilir. Azık edininiz, biliniz ki azığın en iyisi takvadır. Ey akıl sahipleri, benden sakınınız.
198
Rabbinizden gelecek bir lütfu aramanızda size herhangi bir günah yoktur. Arafat'tan ayrılıp akın ettiğinizde, Meş'ar-i Haram'da Allah'ı anın ve O'nu size gösterdiği şekilde anın. Şüphesiz siz, daha önce yanlış gidenlerden idiniz.
199
Sonra dalga dalga ilerleyen öteki kalabalıklarla birlikte, siz de ilerleyiniz ve Allah'tan af dileyiniz. Doğrusu Allah, affedicidir; merhamet sahibidir.
200
Hac ibadetlerinizi bitirdiğinizde, atalarınızı andığınız gibi, hatta daha güçlü bir anışla Allah'ı anmaya devam ediniz. Çünkü öyle insanlar vardır ki, "Bize bu dünyada ver" diye dua ederler. Böyle kimseler, ahiretten nasip alamayacaklardır.
201
Onlardan bir kısmı da, "Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ver, ahirette de iyilik ver. Bizi cehennem azabından koru" derler.
202
İşte onlar için kazandıklarından bir nasip vardır. Allah'ın hesabı çok süratlidir.
203
Mina'da tayin edilmiş belli günlerde Allah'ı anınız; her kim iki gün içinde acele ederse günaha girmez, kim orada daha uzun kalırsa, o da Allah'a karşı sorumluluğunun bilincinde oldukça, günaha girmemiş olur. O halde Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz ve sonunda Allah'ın huzurunda toplanacağınızı biliniz.
204
Bazı insanların dünya hayatı hakkında söyledikleri senin hoşuna gider ve o, kalbindekine Allah'ı da şahit getirir. Halbuki o, hasımların en yamanıdır.
205
O/münafık, bir iş başına geçtiğinde, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, kültürü ve nesli helak etmeye çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.
206
Bu insana, "Allah'tan sakın" denilince, gururu kendisini günaha sevkeder. Ona cehennem yeter. O ne kötü bir yerdir!
207
Ama insanlar arasında bazıları da var ki, Allah'ın rızasını kazanmak için benliğini feda eder. Allah da kullarına çok şefkatlidir.
208
Ey iman edenler! Hepiniz birden barışa giriniz! Sakın şeytanın peşinden gitmeyiniz. Çünkü o size apaçık bir düşmandır.
209
Size apaçık deliller geldikten sonra, eğer barıştan ayrılırsanız, biliniz ki, Allah kudret ve hikmet sahibidir.
210
Onlar, sadece buluttan gölgeler içinde Allah'ın ve meleklerin kendilerine gelmesini bekliyorlar. Ama o zaman her şeye karar verilmiş ve her şey Allah'a döndürülmüş olurdu.
211
İsrailoğulları'na sor: Onlara nice açık ayetler verdik. Kim kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini değiştirirse, bilsin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.
212
İnkar edenlere bu dünya hayatı güzel görünür. Bu sebeple, iman edenlerle alay ederler. Ama, kıyamet günü Allah'a karşı sakınma duygusu taşıyanlar, onlardan daha üstün olacaklardır. Allah, dilediği kimselere hesapsız rızık verir.
213
İnsanlar bir tek ümmetti; Allah onlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberler gönderdi. Peygamberler aracılığı ile insanların anlaşmazlığa düştükleri konular hakkında aralarında hüküm vermek için hak kitap da indirdi. Halbuki, o konularda anlaşmazlığa düşenler, kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düşen kitap ehlinden başkası değildi. Bunun üzerine Allah, kendi iradesiyle, inananları ihtilafa düştükleri hakikate eriştirdi. Çünkü Allah, dileyeni doğru yola ulaştırır.
214
Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayetPeygamber ve beraberindeki müminler "Allah'ın yardımı ne zaman?" dediler. Bilesiniz ki Allah'ın yardımı yakındır.
215
Sana, kimlere infak edeceklerini soruyorlar. De ki: "İyilik umarak yapacağınız harcama,anne babanıza, yakın akrabanıza, yetime, muhtaca ve yolcuya/bitirilemeyen hayır işlerine aittir; her ne iyilik yaparsanız mutlaka Allah onu bilir."
216
Hoşunuza gitmese de savaş size farz kılındı; mümkündür ki bazen hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için iyi, hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.
217
Sana haram ayda/savaşın yasak olduğu ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaşmak büyük bir günahtır. İnsanları Allah'ın yolundan çevirmek, Allah'ı inkar etmek, Mescid-i Haram'ın ziyaretine engel olmak ve halkını oradan çıkarmak ise Allah katında daha büyük bir suçtur. Fitne de, adam öldürmekten daha büyük bir günahtır." Eğer onların güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar size karşı savaşa devam ederler. Sizden de kim dininden döner ve kafir olarak ölürse, onların yaptıkları işler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennemliktir ve orada süreli kalırlar.
218
Şüphesiz ki, iman edenler, hicret edip Allah yolunda üstün bir gayretle mücadele verenler, işte ancak onlar Allah'ın rahmetini umabilirler. Allah çok affedicidir; merhamet sahibidir.
219
Sana alkol ve kumar hakkında soruyorlar. De ki: "Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından büyüktür." Yine sana iyilik yolunda ne harcayacaklarını soruyorlar. "İhtiyaç fazlasını" de. Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böyle açıklıyor.
220
Dünya ve ahiret hakkında düşünün. Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: "Onların durumlarını düzeltmek en hayırlı olanıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsanız, onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah işleri bozanı da düzelteni de bilir. Eğer Allah dileseydi sizi sıkıntıda bırakırdı. Çünkü Allah güçlüdür; hakimdir."
221
İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyiniz. İman eden bir cariye, beğendiğiniz müşrik bir kadından kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe müşrik erkekleri de kızlarınızla evlendirmeyiniz. İnanmış bir köle beğenseniz bile müşrik bir kişiden kesinlikle daha iyidir. Müşrikler cehenneme çağırır. Allah ise, izniyle cennete ve affa çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye ayetlerini insanlara açıklar.
222
Sana kadınların ay halleri hakkında soruyorlar. De ki: "O bir eziyettir. Adet halinde kadınlardan uzak durunuz ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayınız; temizlendiklerinde ise Allah'ın size emrettiği şekilde onlara yaklaşınız. Doğrusu, Allah tövbe edenleri ve temizlenenleri sever."
223
Eşleriniz sizin için ürün veren topraktır. Öyleyse, toprağınızı dilediğiniz gibi işleyin. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah'tan sakının; bilin ki siz Allah'a kavuşacaksınız. Müminleri müjdele!
224
Allah adına yaptığınız yeminleri, iyilik yapmanıza, takvaya ve insanlar arasında barışı gerçekleştirmenize engel kılmayın. Zira Allah, her şeyi duyandır; her şeyi bilendir.
225
Allah, düşünmeden yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz; ama kalplerinizin eylemlerinden sorumlu tutar. Allah, çok affedicidir;yumuşak davranandır.
226
Hanımlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay bekleyebilirler. Eğer bu müddet zarfında hanımlarına dönerlerse, şüphesiz Allah affedicidir; merhamet sahibidir.
227
Eğer boşamaya karar verirlerse, şüphesiz Allah işitendir; bilendir.
228
Boşanmış kadınlar, evlenmeksizin üç ay hali boyunca bekleyeceklerdir. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, rahimlerinde Allah'ın yarattığını gizlemeleri onlara helal olmaz. Bu süre zarfında barışmak isterlerse, kocalarının onları almaya öncelikle hakları vardır. Erkeklerin, adalet ölçülerine göre kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi, kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır. Kocalar, eşleri üzerinde önceliğesahiptirler. Allah kudret ve hikmet sahibidir.
229
Boşanma iki defadır/Boşanmada iki celse yapılmış olursa, ondan sonra ya iyilikle tutmak veya güzellikle ayrılmak gerekir. Kadınlara mehir olarak verdiğiniz bir şeyi geri almanız helal değildir. Meğer ki eşler, Allah'ın sınırlarını yerine getirememekten korkmuş olsunlar. Ancak erkek ve kadının, Allah'ın sınırlarında durmayacaklarından korkarsanız, o zaman kadının ayrılmak için verdiği fidyede hakkından vazgeçmesinde ikisine de bir günah yoktur.İşte bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. Sakın bunları aşmayınız. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.
230
Eğer boşanmayı üçüncü celsede gerçekleştirirse, ondan sonra kadın bir başkası ile evlenmedikçe, erkeğin onu alması kendisine helal olmaz. İkinci kocası da onu boşarsa, Allah'ın sınırlarını koruyacaklarına inandıkları takdirde, eski karı-kocanın yeniden evlenmelerinde bir sakınca yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları, öğrenmek isteyenler için açıklıyor.
231
Böylece kadınları boşadığınızda ve onlar bekleme sürelerini bitirdiklerinde, artık onları ya iyilikle tutunuz veya iyilikle bırakınız. Ama istekleri dışında, eziyet etmek için alıkoymayınız. Kim böyle yaparsa kendine zulmetmiş olur. Allah'ın ayetlerini alaya almayınız. Allah'ın size olan nimetini ve size öğüt vermek için indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayınız. Allah'tan sakınınız ve Allah'ın her şeyi hakkıyla bildiğini biliniz.
232
Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, eski kocalarıyla evlenmelerine engel olmayınız! İşte bununla, içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız, kendiniz için en iyisi ve en temizidir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.
233
Boşanmış anneler, emzirme müddetini tam yaptırmak isteyen boşandığı kocası için çocuklarını iki tam yıl emzirebilirler; onların yemeiçme ve giyimlerini uygun bir şekilde temin etmek, çocuğun babasına düşer. Hiç kimse, taşıyabileceğinden daha fazlasıyla yükümlü tutulamaz: Ne çocuğundan dolayı anneye eziyet edilsin, ne de çocuğundan dolayı babaya. Babanın mirasçısına da aynı görev düşer. Eğer anne baba, çocuğun sütten kesilmesine karşılıklı rıza ve danışma ile karar verirlerse, onlara bir günah yoktur; eğer çocuğunuzu süt annelere emanet etmeye karar verirseniz, teslim edeceğiniz çocuğun emniyetini uygun bir şekilde sağladığınız takdirde size bir günah yüklenmez. Allah'tan sakınınız ve biliniz ki Allah bütün yaptıklarınızı görür.
234
İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları kadınların yeniden evlenmeleri için dört ay on günlük bir bekleme süresi geçirmeleri gerekir. Bekleme süresinin sonuna vardıklarında, kendileriyle ilgili olarak meşru şekilde ne yaparlarsa yapsınlar bir günah yoktur. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
235
İddet bekleyen kadınlarla evlenme hususundaki düşüncelerinizi üstü kapalı bir biçimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda size günah yoktur. Allah bilir ki siz onları anacaksınız. Fakat meşru sözler söylemeniz müstesna, sakın onlarla gizlice buluşma sözü vermeyiniz. Farz olan bekleme müddeti dolmadan, nikah kıymaya kalkışmayınız. Biliniz ki, Allah gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple Allah'tan sakınınız. Şunu iyi biliniz ki Allah affedicidir; merhametlidir.
236
Eğer kadınlarla cinsel ilişki kurmadan ve mehir kesmeden onları boşarsanız, bunda size bir günah yoktur. Ancak böyle durumlarda onları örfe uygun olarak faydalandırınız; imkanı geniş olan kendi gücüne, dar olan da kendi gücüne göre... Bu, güzel davrananlar üzerine bir yükümlülüktür.
237
Eğer onları, cinsel ilişkiye girmeden boşar da, mehir tayin etmiş bulunursanız, o vakit üzerinize düşen yükümlülük, tayin ettiğiniz mehrin yarısını vermektir. Ancak, kadınların vazgeçmesi veya nikah bağı elinde bulunanın vazgeçmesi hali müstesna! Mehirden vazgeçmeniz takvaya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayınız. Şüphesiz ki Allah, yapmakta olduklarınızı hakkıyla görür.
238
Namazlara ve orta namaza/ikindi namazına devam ediniz, gönülden bağlılık ve saygı ile Allah'ın huzurunda ayakta durunuz.
239
Ama eğer tehlikede iseniz, yaya veya binekli olarak kılınız; güvene kavuşunca Allah'ı anınız, çünkü bilmediklerinizi size öğreten O'dur.
240
İçinizden ölüp geride eşler bırakanlar, eşlerinin, evlerinden çıkarılmadan bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Şayet kendileri çıkarlarsa, onların kendileri hakkında uygun olanı yapmalarında sizin için bir günah yoktur. Allah daima üstündür; hikmet sahibidir.
241
Boşanmış olan kadınların örfe uygun olarak geçimlerini sağlamak, takva sahipleri üzerine bir yükümlülüktür.
242
Aklınızı kullanasınız diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor.
243
Sen ölüm korkusuyla yurtlarını terk eden binlerce kişiyi görmedin mi? Ki bu durumda Allah onlara "ölün" demişti ve sonra da onları hayata döndürmüştü. Unutmayın ki Allah, insanoğluna karşı lütufta sınırsızdır, ancak insanların çoğu nankördür.
244
Öyleyse Allah yolunda savaşınız ve biliniz ki Allah her şeyi işitendir; her şeyi bilendir.
245
Allah'ın kat kat fazlasıyla geriye ödeyeceği bir güzel borcu O'na verecek kimdir? Allah alır ve kat kat fazlasıyla geri verir; hepiniz sonunda O'na döndürüleceksiniz.
246
Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın önde gelenlerinin, peygamberlerinden birine,"Bize bir hükümdar tayin et ki Allah yolunda savaşalım" dediklerini bilmez misin? O,"Ya savaşmanız emredilir de savaşmaktan kaçınırsanız?" dediğinde, onlar,"Biz ve çocuklarımız yurtlarımızdan sürülmüşken, Allah yolunda neden savaşmayalım?" diye cevap verdiler. Halbuki savaşmak onlara emredilince birkaçı dışında uzak durdular. Allah zalimleri iyi bilmektedir.
247
Onların peygamberi, toplumunun önde gelenlerine, "Bakın" dedi;"Allah, Talut'u size hükümdar olarak tayin etti!" Onlar,"Biz hükümdarlığa ondan daha layık iken ve ona fazla bir servet de verilmemişken nasıl bizim üzerimize hüküm sahibi olabilir?" dediler. Peygamber,"Bakın" dedi;"Allah onu sizden daha üstün kılmış, ona derin bilgi ve mükemmel bir beden bahşetmiştir. Allah hükümranlığı istediğine verir; zira Allah, her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir."
248
Peygamberleri onlara,"Onun hükümranlığının delili, tabutun/sandukanın size gelmesidir. Meleklerin taşıdığı o tabutun/sandukanın içinde Rabbinizden size bir huzur; Musa ve Harun ailelerinin bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Eğer inanmış kimseler iseniz sizin için bunda şüphesiz bir ders vardır" dedi.
249
Talut, kuvvetleriyle yola koyulduğunda,"Bakın" dedi;"Allah sizi bir nehirle imtihan edecek: Ondan içen benden olmayacak, onu tatmaktan sakınan ise benden olacaktır; ondan sadece bir avuç dolusu içen ise affa mazhar olacaktır." Ancak birkaçı dışında hepsi ondan içtiler. O ve ona inananlar nehri geçer geçmez ötekiler,"Calut ve askerlerine karşı bugün hiç gücümüz yok" dediler. Kesin olarak Allah'a kavuşacaklarını bilenler ise,"Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir; zira Allah güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir" diye cevap verdiler.
250
Onlar Calut ve kuvvetleriyle karşı karşıya geldiklerinde, "Ey Rabbimiz! Bize zorluklara tahammül gücü bağışla, adımlarımızı sağlam kıl ve hakikati inkar eden bu topluma karşı bize yardım et!" diye dua ettiler.
251
Bunun üzerine, Allah'ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Davud da Calut'u öldürdü; Allah ona hükümranlık ve hikmet verdi ve istediği her şeyin bilgisini öğretti. Eğer Allah, insanlara kendilerini başkalarına karşı savunma gücü vermeseydi, yeryüzü çürüme ve yozlaşmaya maruz kalırdı. Allah, bütün insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir.
252
Bunlar Allah'ın ayetleridir. Biz onları sana doğru olarak anlatıyoruz. Şüphesiz sen, Allah tarafından gönderilmiş peygamberlerdensin.
253
O peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Allah onlardan bir kısmıyla konuşmuş, bazılarını derece derece yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da mucizeler verdik ve onu Ruhulkudüs/Cebrail ile güçlendirdik. Allah dileseydi, o peygamberlerden sonra gelen milletler, kendilerine açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ihtilafa düştüler de bazıları iman etti, bazıları da inkar etti. Allah dileseydi onlar savaşamazlardı; lakin Allah dilediğini yapar.
254
Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alışveriş, dostluk ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıktan hayır yoluna harcayınız. Biliniz ki, hakikati inkar edenler zalimlerin ta kendileridir.
255
Allah'tan başka ilah yoktur; her zaman diridir; bütün varlıkların kendi kendine yeterli kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O'nu, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. O'nun izni olmaksızın katında şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da arkalarında olanı da bilir; O dilemedikçe insanlar O'nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O'nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar. Onların korunup desteklenmesi O'na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O'dur.
256
Dinde zorlama yoktur. Artık doğru, yanlıştan ayrılmıştır. O halde tağutu/insanı Allah'tan uzaklaştıran her şeyi inkar edip Allah'a inananlar, hiçbir zaman kopmayacak en sağlam kulpa tutunmuşlardır. Zira, Allah her şeyi işitendir; her şeyi bilendir.
257
Allah inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin dostları ise tağuttur; onları aydınlıktan alıp karanlıklara götürür. İşte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada uzun süreli kalırlar.
258
Allah kendisine hükümdarlık verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni görmedin mi? İşte o zaman İbrahim, "Rabbim hayat veren ve öldürendir" demişti. O da, "Hayat veren ve öldüren benim" demişti. İbrahim, "Allah güneşi doğudan getirmekte, haydi sen de onu batıdan getir" deyince kafir apışıp kaldı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.
259
Yoksa ey insanoğlu, halkının terkettiği, çatıları yıkılıp harap olmuş bir kasabadan geçen ve "Allah bütün bunları öldükten sonra nasıl diriltebilir?" diyen o kişi ile aynı fikirde misin? Bunun üzerine Allah, onu yüzyıl süre ile ölü bırakmış ve sonra tekrar hayata döndürerek sormuştu:"Bu halde ne kadar kaldın?" O da,"Bir gün veya bir günden biraz daha az bir süre kaldım" diye cevap vermişti. Allah,"Hayır" dedi."Bu halde bir asır kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak; geçen yıllar onları bozmamış ve eşeğine bak; biz bütün bunları insanlara bir ders olasındiye yaptık. Bir de şu insanların ve hayvanların kemiklerine bak. Onları nasıl birleştirip et ile örttüğümüzü düşün!" Bütün bunlar ona açıklanınca, "Şimdi öğrendim ki Allah her şeye kadirdir" dedi.
260
Hani İbrahim, "Ey Rabbim! Ölüye nasıl hayat verdiğini bana göster!" demişti. O da, "Yoksa inanmıyor musun?" diye sormuştu. İbrahim,"Evet, inanıyorum ama kalbim tamamen doyuma ulaşsın" deyince Allah,"Dört kuş al ve onlara sana itaat etmeyi öğret, sonra onları her tepeye ayrı ayrı sal; sonra da onları çağır. Uçarak sana gelecekler. Bil ki Allah, her şeyden üstündür, hikmet sahibidir" dedi.
261
Allah yolunda mallarını harcayanların durumu, kendisinden yedi başak çıkan ve her başakta yüz tane bulunan bir buğday tohumuna benzer. Allah dilediğine kat kat verir; Allah her şeyi kuşatandır; her şeyi bilendir.
262
Mallarını Allah yolunda harcayıp da arkasından başa kakmayan, fakirlerin gönlünü kırmayan kimseler var ya, onların Rabbleri katında has ödülleri vardır. Onlara hiç korku olmadığı gibi, onlar üzülmeyeceklerdir de.
263
Güzel söz ve bağışlama, arkasından incitme gelen sadakadan daha iyidir. Allah zengindir; yumuşak davranandır.
264
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve gönül incitmek suretiyle, yaptığınız hayırları boşa çıkarmayınız. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kafirleri doğru yola iletmez.
265
Mallarını Allah'ın rızasını kazanmak ve kalben tatmin olmakiçin hayır yolunda harcayanların durumu, yüksek bir yerdeki bir bahçe gibidir: Bir yağmur yağar, bu sayede ürün iki misli artar;yağmur olmadığı zaman da oraya çise düşer de yine ürün verir. Allah yaptığınız her şeyi görür.
266
Sizden biri arzu eder mi ki, hurma ve üzüm bağları bulunan ve içinden ırmaklar akan, ayrıca içinde meyvenin her çeşidi bulunan bir bahçesi olsun da tam kendisine ihtiyarlık çöküp, küçük ve güçsüz çocuklarının bulunduğu bir anda ateşli bir kasırga kopsun ve bahçesini kasıp kavursun? İşte Allah düşünesiniz diye size böylece delilerini açıklıyor.
267
Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temizlerinden ve sizin için rızık olarak yerden çıkarttıklarımızdan infak ediniz. Size verildiğinde, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayınız. Biliniz ki, Allah zengindir; övgüye layıktır.
268
Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve cimriliği emreder. Oysa Allah size bağışlamasını ve lütfunu vaad eder. Allah'ın lütfu boldur; O, her şeyi bilir.
269
Allah, dileyene hikmeti verir; kime hikmet verilmişse, ona büyük servet verilmiştir. Ama akıl sahipleri dışında kimse bunu düşünüp anlayamaz.
270
Yaptığınız her harcamayı ve adadığınız her adağı elbette Allah bilir. Zalimler için yardımcı yoktur.
271
Yardımları açıktan yapmanız güzeldir; ama fakire gizlice vermeniz sizin için daha hayırlı olur ve günahlarınızın bir kısmını örter. Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
272
Ey Peygamber! İnsanları hidayete erdirmek sana ait değildir; ancak Allah dileyeni hidayete erdirir. Sadece Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla başkalarına her ne iyilik yaparsanız bu kendi yararınızadır. Çünkü yapacağınız her iyilik size, olduğu gibi geri dönecek ve size haksızlık yapılmayacaktır.
273
Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna vakfedip yeryüzünde çarşı pazar dolaşmayanlara veriniz. Durumlarını bilmeyen, iffet ve dilenmemelerinden dolayı onları zengin sanır; sen onları yüz ifadelerinden tanırsın. İnsanlardan arsız bir şekilde istemekten kaçınırlar. Onlara ne iyilik yaparsanız, doğrusu Allah hepsini bilir.
274
Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikar infak edenlerin mükafatları Rabbleri katındadır. Onlara ne korku vardır, ne de üzülürler.
275
Faiz yiyenler, şeytanın çarptığı kimselerin kalkması gibi kalkarlar/davranırlar. Bu hal onların,"Alım satım da tıpkı faiz gibidir" demeleri yüzündendir. Halbuki Allah alımsatımı helal, faizi haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve hemen faizden vazgeçerse, evvelki kazançlarını koruyabilir ve onun hakkında karar vermek artık Allah'a kalır; faize geri dönenlere gelince, içinde süreli kalacakları cehennemin yaranı onlardır.
276
Allah faizi mahveder, sadakaları ise bereketlendirir. Allah inatçı nankörleri ve günahta ısrarlı olanları sevmez.
277
İman edenlerin, iyi işler yapanların, namazlarını doğru kılanların, zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlar için ne korku vardır ne de üzülürler.
278
Ey iman edenler! Allah'tan sakınınız. Eğer gerçekten inanıyorsanız mevcut faiz alacaklarınızı terkediniz.
279
Eğer böyle yapmazsanız, biliniz ki Allah'a ve Peygamberine savaş açmış olursunuz. Ama eğer tövbe ederseniz, ana paranızı geri almaya hak kazanırsınız.Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.
280
Eğer borçlu güç durumda ise, rahatlayıncaya kadar ona bir zaman tanıyınız; bir karşılık beklemeden borcu tamamıyla silmek, eğer bilirseniz, sizin kendi iyiliğinize olacaktır.
281
Allah'a döndürüleceğiniz, sonra da herkesin kazancının eksiksiz geri verileceği ve hiç kimsenin haksızlığa uğratılmayacağı günden sakınınız.
282
Ey iman edenler! Ne zaman belli bir vade ile borç verir veya alırsanız yazıyla tespit ediniz. Bir yazıcı/noter, adil/tarafsız olarak onu kaydetsin. Hiçbir yazıcı, Allah'ın ona öğrettiği gibi yazmayı reddetmesin. Öylece, olduğu gibi yazsın. Borçlanan kaydettirsin; Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun ve taahhüdünden bir şey eksiltmesin. Eğer borç altına girenin akli veya bedeni bir zaafı varsa veya kendisi kaydettirebilecek durumda değilse, onun menfaatini kollamakla görevli olan kimse, onu adil bir şekilde kaydettirsin. İçinizden iki erkeği şahit tutunuz; iki erkek bulunmazsa, kabul edebileceğiniz kimselerden bir erkek ile iki kadını şahit tutunuz ki onlardan biri hata yaparsa diğeri ona hatırlatabilsin. Şahitler çağırıldıklarında şahitlik yapmayı reddetmesinler. Küçük olsun büyük olsun, her anlaşma maddesini vade tarihi ile birlikte yazmaya üşenmeyiniz. Bu, Allah nazarında daha adil, kanıtlanma açısından daha güvenilir ve sizi şüpheye düşmekten alıkoymakta daha uygun olandır. Ama eğer birbirinize doğrudan doğruya devredeceğiniz hazır mallar ile ilgili ise, onu yazmamanızda bir mahzur yoktur. Birbirinizle alışveriş yapacağınız zaman bir şahit bulundurunuz, ancak ne yazıcı ne de şahit bir zarara uğramasın; eğer onlara zarar verici bir iş yaparsanız unutmayınız ki, bu, sizin için günahkarca bir davranış olacaktır. Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olunuz, çünkü sizi eğiten Allah'tır ve Allah, her şeyin tüm bilgisine sahiptir.
283
Eğer seyahatte iseniz ve bir yazıcı/noter bulamazsanız, alınmış taahhütler ile yetinilebilir. Ancak birbirinize güveniyorsanız, kendisine güven duyulan, bu güvene uygun davransın ve Rabbine karşı sorumluluğunun bilincinde olsun. Şahit olduğunuz şeyi gizlemeyiniz; zira onu gizleyen, kalben vebal altındadır. Allah yaptığınız her şeyin bilgisine sahiptir.
284
Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan dolayı sizi hesaba çekecektir ve sonra O, istediğini affedecek, istediğini cezalandıracaktır. Zira Allah her şeye gücü yetendir.
285
Peygamber ve onunla birlikte olan müminler, Rabbi tarafından ona indirilene inandılar. Hepsi Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar. O'nun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz ve "İşittik ve itaat ettik. Bizi bağışla ey Rabbimiz, zira bütün yolculukların varış yeri sensin" derler.
286
Allah hiç kimseye taşıyabileceğinden daha fazlasını yüklemez. Kişinin yaptığı her iyilik kendi lehinedir, her kötülük de kendi aleyhine. Ey Rabbimiz! Unutur veya bilmeden hata yaparsak bizi sorgulama! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yükler yükleme! Ey Rabbimiz! Güç yetiremeyeceğimiz yükleri bize taşıtma!Günahlarımızı affet, bizi bağışla ve bize merhamet et. Sen yüce mevlamızsın, hakikatı inkar eden topluma karşı bize yardım et!