27
SURE

Neml Suresi

Elmalılı Hamdi Yazır • Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Ta, Sin, bunlar sana Kur'anın ve mübin bir kitabın ayetleri
2
birer hidayet ve müjde olmak üzere o mü'minlere
3
Ki namazı dürüst kılarlar ve zekatı verirler, Ahırette de onlar yakin edinirler
4
Çünkü Ahırete inanmıyanların yaptıklarını kendilerine müzeyyen göstermişizdir de onlar ilerisini görmezler, kalbleri körelmiştir
5
bunlar o kimselerdir ki kendilerine azabın kötüsü vardır ve bunlardır ki Ahırette en çok husrana düşenlerdir
6
Ve emin ol ki sen bu Kur'ana ılmine nihayet olmıyan bir hakimin ledünnünden irdiriliyorsun
7
Hani bir vakıt Musa, ehline demişti; ben cidden bir ateş hissettim, ondan size bir haber getireceğim, yahud bir yalın şu'le alıp geleceğim, gerek ki bir ocak yakar ısınırsınız
8
Derken vakta ki ona vardı şöyle nida olundu: haberin olsun mubarek kılınmıştır bu ateşteki kimse ve bunun havalisindekiler ve sübhandır o alemlerin rabbı Allah
9
Ya Musa! hakıkat bu: benim o aziz, hakim Allah
10
Ve bırak asanı, derken onu çevik bir yılan gibi ihtizaz ediyor görüverince dönüb geri kaçtı ve arkasından bakmadı, ya Musa, korkma, zira benim korkmaz yanımda Resul olanlar
11
Ancak zulmeden sonra da kötülüğün arkasından güzelliğe tebdil eyliyen başka, ona da ben gafur, rahimim
12
Bir de elini koynuna sok çıksın bembeyaz hiç bir afetsiz, dokuz ayet içinde, Fir'avne ve kavmına, çünkü onlar fasık bir kavm oldular
13
Bu suretle ayetlerimiz hakıkati gözlerine sokarak vardığı vakıt onlara bu apaçık bir sihir dediler
14
Ve nefisleri yakin hasıl ettiği halde mücerred zulm-ü kibirden onlara cehudluk ettiler, fakat bak o müfsidlerin akıbeti nasıl oldu?
15
Şanım hakkı için Davuda ve Süleymana bir ılim verdik, ikisi de hamd o Allaha ki, dediler: bizi mü'min kullarından bir çoğunun üzerine tafdıyl buyurdu
16
Ve Süleyman Davuda varis olup ey nas, didi: bize mantıkuttayr (kuş dili) ta'lim buyuruldu, hem bize her şeyden verildi, şübhesiz ki bu her halde o fazlı mübin
17
Hem Süleymana Cinn-ü İns ve tuyurdan orduları toplandı, hep bunlar zabt-u idare olunuyorlardı
18
Hatta karınca deresi üzerine vardıklarında bir karınca şöyle dedi: ey karıncalar, haydin meskenlerinize girin, Süleyman ve ordusu sizi farketmiyerek kırıp geçirmesin
19
O da bunun sözünden gülercesine tebessüm etti de ya rabb! Dedi: beni nefsime zabıt kıl ki bana ve valideynime in'am buyurduğun ni'metine şükredeyim ve razı olacağın iyi bir amel yapayım ve beni rahmetinle salih kulların miyanına idhal buyur
20
Bir de kuşları teftiş etti de bana dedi: ne oluyor hüdhüdü görmüyorum? Yoksa gaiblere mi karıştı?
21
Elbette ona şiddetli bir azab ederim veya boynunu keserim, yahud da bana her halde açık, kuvvetli bir bürhan getirir
22
Derken bekledi çok geçmeden geldi, ben, dedi: senin ihata etmediğin bir şey ihata eyledim ve sana Sebe'den sağlam bir haber getirdim
23
Çünkü ben bir kadın buldum, onlara meliklik ediyor, kendisine her şeyden verilmiş, azametli bir tahtı da var
24
Onu ve kavmini buldum ki Allaha değil, Güneşe secde ediyorlar, Şeytan onlara amellerini yaldızlamış, bu suretle kendilerini yoldan sapıtmış da doğru gidemiyorlar
25
Allaha secde etmemeleri için o Allaha ki Göklerde ve Yerde gizliyi çıkarır ve neyi saklıyorlar, neyi açıklıyorlarsa bilir
26
Allah, başka ilah yok ancak o, o azim Arşın sahibi o
27
Bakalım, dedi: sadık mısın yoksa yalancılardan mı oldun?
28
Şu mektubumu götür bırak onlara, sonra dön kendilerinden de bak ne neticeye varacaklar
29
Kadın, ey a'yan dedi: bana bir mektub bırakıldı, bana çok mühim ve şayani tekrim
30
Süleymandan ve, o Rahman, rahim Allahın ismiyle
31
Şöyle ki: bana karşı baş kaldırmayın ve müsliman olarak gelin bana!
32
Ey a'yan, dedi: bana emrimde bir fetva verin, sizin huzurunuz olmadan ben hiç bir emri kestirmiş değilim
33
Dediler: biz bir kuvvet sahibiyiz ve şiddetli harb ehliyiz, maamafih emir sana aiddir, bak ne ferman buyurursun
34
Doğrusu, dedi: müluk bir memlekete girdiler mi onu perişan ederler ve ehalisinin aziz olanlarını zelil kılarlar, evet, böyle yaparlar
35
Ben ise onlara hediyye ile bir hey'et göndereceğim de bakacağım sefirler ne ile dönecekler
36
Bunun üzerine gönderilen Süleymana vardığı vakıt siz, dedi: mal ile bana imdad mı ediyorsunuz? Bakın Allahın bana verdiği size verdiğinden daha iyi, hayır siz hediyyenize güveniyorsunuz
37
Dön onlara, vallahi karşı gelemiyecekleri ordularla varırım da oradan kendilerini zilletler içinde hor, hakıyr oldukları halde çıkarırım
38
Ey hey'et, dedi: kendileri teslim olarak bana gelmezden evvel o kadının tahtını bana kim getirir?
39
Cinden bir ıfrit, ben, dedi: onu sana sen makamından kalkmazdan evvel getiririm ve her halde ben buna karşı kuvvetli bir eminim
40
Nezdinde kitabdan bir ılim bulunan zat ise: ben dedi: onu sana gözünü kırpmadan evvel getiririm, derken onu yanında duruyor görünce: bu rabbımın fazlından, dedi: beni imtihan için ki şükür mü edeceğim? Yoksa küfran mı? Her kim şükr ederse sırf kendi lehine eder, her kim de küfranda bulunursa şübhe yok ki rabbım ganiydir kerimdir
41
Ona, dedi: tahtını başkalaştırın bakalım hakıkati tanıyacak mı? Yoksa tanımazlardan mı olacak?
42
Binaenaleyh geldiğinde böyle mi senin tahtın? denildi, sanki o, maamafih bize ondan önce ılim verildi müsliman olduk dedi
43
Mukaddema Allahdan başka taptığı şeyler ona mani' olmuştu çünkü kafir bir kavmden idi
44
Köşke gir denildi ona, derken onu görünce derin bir su sandı ve paçalarından çemrendi, Süleyman, o dedi: mücella bir köşk, sırçadan, kadın ya rabb! dedi: hakıkaten ben evvel nefsime zulmetmişim, şimdi Süleymanın maıyyetinde teslim oldum Allaha, o rabbül'alemine
45
Celalim hakkı için, Allaha ıbadet edin diye, Semuda da kardeşleri Salihi göndermiştik, derken bunlar iki fırka oldular çekişiyorlardı
46
ey benim kavmim! dedi: niçin haseneden önce seyyieyi iviyorsunuz? Ne olur Allaha istiğfar etseniz, belki rahmetine nail olursunuz
47
Biz, sen ve maıyyetindekiler ile teşe'üm ettik dediler, sizin dedi: şeametinizin sebebi Allaha ma'lum doğrusu siz öyle bir kavmsiniz ki imtihan olunuyorsunuz
48
Şehirde dokuz çete vardı, hep Arzda fesad yaparlar, salaha yaramazlardı
49
Allaha yeminleşerek kavlettiler, and olsun ona ve ehline bir gece baskını yapalım, sonra da veliysine: yemin edelim biz onun helakine şahid olmadık diyelim, şübhesiz sözümüz sözdür, sadıkızdır dediler
50
Böyle bir mekir kurdular, halbuki haberleri yok biz de bir mekir kurmuştuk
51
Şimdi bak! mekirlerinin akıbeti nasıl oldu? Kendileri ve kavimlerini toptan tedmir ediverdik
52
Daha: evleri çökmüş zulümleri yüzünden bomboş, şübhe yok bunda ılim şanından olan bir kavm için ıbret alacak bir ayet var
53
Halbuki iyman edip korunur olanları necata çıkardık
54
Luta da risalet verdik, o vakıt ki kavmine demişti: siz gözünüz göre göre o fuhşu yapacaksınız ha?
55
Sahi siz kadınları bırakıp şehvet için mutlak erkeklere mi gideceksiniz? Doğrusu siz ne yaptığınızı bilmez bir kavmsiniz
56
Buna kavminin cevabı sade şu olmuştu: çıkarın şu Lut ailesini memleketinizden, çünkü onlar çok temizlik taslar kimseler, demişlerdi
57
Bunun üzerine onu ve ehlini necata çıkardık ancak karısını kalanlardan takdir etmiştik
58
Ve onların üzerlerine öyle bir yağmur yağdırmıştık ki ne kötüdür o münzerin yağmuru?
59
De ki hamd Allaha, bir de selam ıstıfa buyurduğu kullarına Allah mı hayırlı yoksa müşriklerin şirk koştukları mı?
60
Yoksa Gökleri ve Yeri yaratıp sizin için Semadan bir su indiren mi? Bir su ki indirip de onunla gözler gönüller açan hadikalar bitirmekteyiz, siz onların ağacını bitiremezdiniz, bir tanrı mı var Allahla beraber? Hayır onlar sapkınlık ediyorlar
61
Yoksa Arzı bir karargah kılıp aralarında ırmaklar akıtan ve onun için oturaklı dağlar yapıp iki deniz arasına bir haciz koyan mı? Bir tanrı mı var Allahla beraber? Hayır ekserisi ılim ehli değiller
62
Yoksa, sıkılan kendisine dua ettiği zaman ona icabet edip fenalığı açan ve size Arzın halifeleri kılan mı? Bir tanrı mı var Allahla beraber? Siz pek az düşünüyorsunuz
63
Yoksa o kara ve deniz karanlıklarında size yol gösteren ve rahmetinin önünde rüzgarları müjdeci gönderen mi? Bir tanrı mı var Allahla beraber? Yüksek, çok yüsek Allah onların şirk koştuklarından
64
Yoksa halkı ibtida yaratıp duran sonra onu iade edecek olan ve size Gökten ve Yerden rızık veren mi? Bir tanrı mı var Allahla beraber? De ki haydin getirin bürhanınızı sadıksanız
65
De ki: Göklerde ve Yerde Allahdan başka kimse gaybi bilmez, onlar da ne zaman ba'solunacaklarını bilmezler
66
Fakat Ahıret hakkında ılimleri tevali etmekte fakat onlar ondan bir şekk içindedirler, daha doğrusu onlar ondan kördürler
67
Ve o küfredenler şöyle dediler: bir toprak olduğumuz vakıt mı biz ve atalarımız? Hakıkaten bizler mutlak çıkarılacak mıyız?
68
Yemin ederiz ki bu bize de va'dolundu bundan evvel atalarımıza da, bu, eskilerin esatirinden başka bir şey değil
69
De ki; hele, Arzda bir gezinin de bakın mücrimlerin akıbeti nasıl olmuş?
70
Ve onlara karşı mahzun olma, yaptıkları mekirlerden bir darlığa da düşme
71
Bir de ne zaman bu va'd gerçek iseniz? diyorlar
72
De ki: "belki o ivdiğinizin bir kısmı ensenize binmiş bulunuyor"
73
Ve her halde rabbın insanlara karşı mutlak bir fazıl sahıbidir ve lakin onların ekserisi şükretmezler
74
Halbuki sineleri ne gizliyor ve ne i'lan ediyorlar rabbın her halde hepsini biliyor
75
Ve Yerde, Gökte hiç bir gaib yoktur ki açık bir kitabda olmasın
76
Haberiniz olsun ki bu Kur'an Beni İsraile ihtilaf edip durdukları şeylerin ekserisini anlatır
77
Ve hakıkat o doğruyu gösterir kat'i bir hidayet ve mü'minler için mahzı rahmettir
78
Elbette rabbın hukmiyle beyinlerinde kazasını infaz buyuracaktır ve azizdir o alimdir
79
O halde Allaha i'timad et sen şübhesiz açık bir hakk üzerindesin
80
Şübhesiz sen ölülere işittiremezsin, arkalarına dönmüş kaçarlarken sağırlara da da'veti işittiremezsin
81
Sen o körleri delaletlerinden hidayete erdirecek de değilsin sen ancak ayetlerimize iyman edeceklere işittirirsin de onlar müsliman olur selamet bulurlar
82
Söylenen başlarına geleceği vakıt da onlar için Arzdan bir dabbe çıkarırız, nasın ayetlerimize yakin ile inanmaz idiklerini kendilerine söyler
83
Ve her ümmetten ayetlerimizi tekzib eden kimselerden bir fevc yaparak mahşere sevkedebileceğimiz gün artık onlar hep inzıbat altında tevkıf olunurlar
84
Nihayet geldikleri vakıt: siz benim ayetlerimi ılmen kavramadığınız halde tekzib mi ettiniz? Yoksa ne yapıyordunuz
85
Buyurur ve haksızlık ettikleri cihetle aleyhlerinde söz, hakk olur (söylenen başlarına gelir) de artık nutukları tutulur
86
Görmediler mi biz içinde sükun bulsunlar diye geceyi yaptık, göz açmak üzere de gündüzü. Elbette bunda iyman edecek bir kavm için ayetler var
87
Hele Sur üfürüleceği, üfürülüb de bütün Göklerdeki kimseler, Yerdeki kimseler, Allahın dilediği müstesna olmak üzere hepsi feza' ile ürperdiği ve her biri ona hor, hakir geldikleri gün ne müdhiştir?
88
Bir de o dağları görür camid sanırsın, halbuki onlar bulut geçer gibi geçer, her şey'i itkan eden Allahın sun'u, o şübhesiz habirdir ne yapıyorsanız
89
Her kim hasene ile gelirse o vakıt ona ondan daha hayırlısı var ve onlar o günkü feza'dan emin kalırlar
90
Her kim de fenalıkla gelirse artık yüzleri ateşte sürtülür, başka değil sırf yaptığınız amellerin cezası
91
Ben sade emrolundum ki şu beldenin şanına hurmet veren, her şey de kendisinin olan rabbına ıbadet edeyim, hem emrolundum ki halis müsliminden olayım
92
Ve Kur'an okuyayım, bunun üzerine her kim hidayeti kabul ederse sırf kendi lehine eder, kim de sapa giderse de ki: ben sade tehlükeyi haber verenlerdenim
93
Ve de ki: hamdolsun Allaha: o size ayetlerini gösterecek de onları tanıyacaksınız ve rabbın ne yapacağınızdan gafil değil