34
SURE

Sebe Suresi

Elmalılı Hamdi Yazır • Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Hamd o Allahındır ki göklerde ne var, yerde ne varsa hep onun, Ahırette de hamd onun ve o öyle hakim öyle habir ki.
2
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, Gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyor hepsini bilir, hem o, öyle rahim, öyle ğafur
3
İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."
4
çünkü iyman edip iyi ameller işliyenlere mükafat verecek, işte onlar için bir mağrifet ve bir "rızkı kerim" var
5
Ayetlerimizi hukümsüz bırakmak için yarışanlar, onlar için de pislikten öyle bir azab var ki elim
6
Kendilerine ılim verilmiş olanlar ise sana rabbından indirileni görüyorlar ki o mahza hak ve o ızzetine nihayet olmıyan sahib hamdin yolunu gösteriyor
7
Böyle iken o küfredenler şöyle dediler: Size bir adam gösterelim mi ki temamen didik didik didiklendiğiniz vakıt muhakkak siz, yeni bir hılkat içinde bulunacaksınız diye size Peygamberlik ediyor?
8
Bir yalanı Allaha iftira etmekte mi? Yoksa kendisinde bir cinnet mi var? Hayır doğrusu o Ahırete inanmıyanlar uzak bir dalaletle azab içindeler
9
Ya Gökten ve Yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilersek kendilerini Yere geçiriveririz, yahud Gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz hakıkaten onda inabe edecek (hakka gönül verecek) bir kul için şübhesiz bir ayet vardır
10
Şanım hakkı için Davuda bizden bir fadıl verdik: ey dağlar çınlayın onunla beraber ve ey kuşlar! dedik ve ona demiri yumuşattık
11
Bol bol zırhlar yap ve iyi biçime yatır diye. Siz de salah ile çalışın, daha iyi işler yapın, çünkü ben her yapacağınızı gözetiyorum
12
Süleymana da rüzgar: sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay, erimiş bakır menbaını da ona seyl gibi akıttık, hem rabbının iznile elinin altında Cinnilerden de çalışan vardı, onlardan da her kim emrimizden inhiraf ederse ona Sair azabını tattırırız
13
Onlar ona, mihrablar, timsaller ve havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlardı. Çalışın ey Davud hanedanı şükr için çalışın, maamafih kullarım içinde şekur olan azdır.
14
Sonra vakta ki ona ölümü hukmettik, onlara onun ölümünü sezdiren olmadı, yalnız bir güve böceği (Arza) dayandığı asasını yiyordu, bu sebeble yıkıldığı zaman tebeyyün etti ki Cinler eğer gaybi bilir olsalar o zilleti azab içinde bekleyib durmazlardı
15
Celalime kasem ederim ki Sebe' için meskenlerinde hakıkaten bir ayet vardı: Sağ ve soldan iki Cennet, yeyin diye rabbınızın rızkından da ona şükredin, ne güzel! Hoş bir belde, gafur bir rab.
16
Fakat onlar bakmadılar, biz de üzerlerine arim seylini salıverdik ve o dilber iki Cennetlerini buruk yemişli, ılgınlık, az bir şey de sidirden iki harap Cennete çevirdik.
17
Bunu onlara nankörlüklerinin cezası yaptık ve biz hep öyle çok nankör olanları cezalandırırız
18
Biz onlarla o feyz-u bereket verdiğimiz memleketler arasında sırt sırta karyeler meydana getirmiştik ve onlarda muntazam seyr-ü sefer takdir eylemiştik, gezin oralarda gecelerce ve gündüzlerce emniyyet içinde demiştik
19
Buna karşı onlar "ya rabbena, seferlerimizin arasını uzaklaştır" dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve temamen didik didik dağıttık, şübhesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette ayetler var
20
Yine celalime kasem ederim ki İblis, onlar aleyhindeki zannını hakıkaten doğru buldu da içlerinde mü'minlerden ıbaret bir fırkadan maadası ona tabi' oldular
21
Halbuki onun onlar üzerinde hiçbir saltanat kudreti yoktu, lakin biz Ahırete iymanı olanı belli edecek, ondan şekk içinde bulunandan ayırd eyliyecektik. Öyle ya rabbın her şeye karşı hafizdir
22
De ki: Allahın berisinden o zu'mettiklerinize istediğiniz kadar yalvarın, ne Göklerde ne Yerde zerre mikdarına güçleri yetmez, onların bunlarda bir ortaklığı da yok, onun onlardan bir zahiri de yoktur
23
Huzurunda şefaat faide de vermez, ancak izin verdiği kimseninki müstesna, nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman "rabbınız ne buyurdu?" derler. "Hakkı" derler, o öyle yüksek, öyle büyük
24
Size, de! Göklerden ve yerden kim rızık veriyor? Allah, de! Ve her halde biz veya siz mutlak bir hidayet üzerindeyiz veya açık bir dalal içinde
25
De ki: siz bizim cürümlerimizden mes'ul edilmezsiniz, biz de sizin yaptıklarınızdan mes'ul olmayız
26
De ki: rabbımız hepimizi bir araya toplıyacak, sonra da hak hukmü ile aramızı ayıracak, o öyle fettah, öyle alimdir
27
De ki: ona şerik diye takıştırdıklarınızı bana gösterin bakayım, hayır öyle şey yok, doğrusu bu: Allah yegane aziz, yegane hakimdir
28
Seni de başka değil, ancak bütün insanlara şamil bir risaletle rahmetimizin müjdecisi, azabımızın habercisi gönderdik ve lakin insanların ekserisi bilmezler
29
Ve "ne vakıt bu va'd eğer gerçekseniz?" diyorlar
30
De ki: size bir gün miadı ki ondan bir saat geri de kalamazsınız, ileri de geçemezsiniz
31
Bununla beraber o küfredenler: "biz ne bu Kur'ana inanırız, ne de önündekine" dediler, fakat görsen o zalimler yakalanıp rablarının huzuruna durduruldukları zaman ba'zısı ba'zısına söz atarken, ki taraftan zebun edilenler, o büyüklük taslıyanlara şöyle diyorlardır: siz olmasa idiniz her halde biz mü'min olurduk
32
Diğer taraftan büyüklük taslıyanlar o zebun edilenlere şöyle demektedir: ya... Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi çevirdik, hayır siz kendiniz mücrimdiniz
33
O zebun edilenler de o büyüklük taslayanlara demektedir: hayır işiniz gece gündüz dolap, çünkü sizler bizlere hep Allaha küfretmemizi ve ona menendler koşmamızı emrediyordunuz ve böyle atışırlarken hepsi azabı gördükleri o demde içlerinden pişmanlık getirmektedirler, tomrukları geçirmişizdir de boyunlarına hep o küfredenlerin, sade yaptıklarının cezasını çekiyorlardır.
34
Biz her hangi bir memlekette (bir nezir) tehlikeyi haber veren bir Resul gönderdikse her halde onun refah ile şımartılmış olanları dediler ki: "biz sizin gönderildiğiniz şeyleri tanıyamayız"
35
Ve dediler ki "biz emvalce de daha çoğuz evladca da ve biz ta'zib olunmayız"
36
De ki rabbım rızkı dilediğine döşer dilediğine sıkar ve lakin nasın ekserisi bilmezler
37
Halbuki ne mallarınız ne de evladlarınız değildir sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, ancak iyman edip salah ile iş gören, işte onların amellerine karşı kendilerine kat kat mükafat vardır. Ve onlar Cennet şehnişinlerinde emniyyet içindedirler
38
Ayetlerimizi hukümsüz bırakmak için yarış ederek çalışanlar ise hakkın huzuruna onlar azab içinde ihzar edileceklerdir
39
De ki hakıkaten rabbım kullarından dilediği kimseye rızkı hem döşer hem sıkar ve her neyi hayra sarfederseniz o ona halef de verir, hem o, rızık verenlerin en hayırlısıdır
40
O gün ki hep onları birlikte mahşere toplıyacağız, sonra Melaikeye diyeceğiz: şunlar size mi tapıyorlardı?
41
Demişlerdir: Zati sübhanına arzı tenzih ederiz, sensin onlara karşı bizim sığınacak veliymiz, hayır onlar cinlere tapıyorlardı, ekserisi onlara inanmışlardı.
42
İşte o gün ba'zınız ba'zınıza ne bir menfeate, ne de bir zarara malik olamaz ve o zulmedenlere deriz: tadın bakalım o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını
43
Karşılarında açık beyyineler halinde ayetlerimiz tilavet olunduğu zaman o zalimler: "bu başka değil, sırf sizi atalarınızın taptığı ma'budlardan men'etmek isteyen bir adam" dediler ve "bu (Kur'an) başka bir şey değil, sırf uydurulmuş bir iftira" dediler ve o küfredenler hak kendilerine geldiği vakıt bu apaçık bir sihirden başka bir şey değil, dediler
44
Halbuki biz onlara öyle ders alacakları kitablar vermedik ve kendilerine senden evvel bir nezir de göndermedik
45
Onlardan evvelkiler de tekzib etmişlerdi, hem bunlar onlara verdiklerimizin onda birine ermediler, Resullerimizi tekzib ettiler de nasıl oldu inkarım?
46
De ki: size sade bir tek nasıhat edeceğim şöyle ki: Allah için ikişer üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra da iyi düşünürsünüz, arkadaşınızda cinnetten eser yoktur, o yalnız şiddetli bir azabın önünde sizi sakındıracak bir Peygamberdir
47
De ki: ben sizden ücrete dair bir şey istersem o sırf sizin kendiniz içindir, benim ecrim ancak Allaha aiddir ve Allah her şey'e şahiddir
48
De ki hakıkaten rabbım hakkı fırlatır allamül'guyubdur
49
De ki: hak geldi, batılın önü de kalmaz sonu da
50
De ki: eğer ben yanılırsam yalnız kendime kalarak yanılırım ve eğer hidayeti bulmuşsam bilmeli ki rabbımın bana vahiy vermesiyledir, çünkü o yakındır, işitir, işittirir
51
Görsen o telaşa düştükleri vakıt, artık kaçamak yoktur, yakın yerden yakalanmışlardır.
52
Ve "iyman ettik ona" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?
53
Halbuki evvel ona küfretmişlerdi, uzak yerden gaybe taş atıyorlardı
54
Artık kendileriyle arzularının arasına sed çekilmiştir, tıpkı bundan evvel emsallerine yapıldığı gibi, çünkü hepsi işkilli bir şek bulunuyorlardı