42
SURE

Şura Suresi

Mehmet Okuyan • Kur’an Meal-Tefsir
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Hâ. Mîm.
2
Ayn. Sîn. Kâf.[1]
3
Güçlü, doğru hüküm veren Allah senden öncekilere (olduğu gibi) sana da işte böyle vahyetmektedir.
4
Göklerde ve yerde ne varsa hepsi yalnızca O'na aittir. O yücedir, büyüktür.
5
Neredeyse üstlerinden gökler çatlayacak![1] Melekler de Rablerini hamd (övgü) ile tesbih ediyor (yüceltiyorlar) ve yeryüzündekiler için bağışlanma diliyorlar.[2] Dikkat edin! Yalnızca Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
6
O'nun peşi sıra dostlar edinenleri Allah daima gözetlemektedir. Sen onlar üzerinde asla vekil (güven kaynağı) değilsin.[1]
7
Şehirlerin anasını[1] (Mekkelileri) ve onun çevresindekileri uyarman[2] ve asla şüphe olmayan toplanma günüyle (ilgili) onları uyarman için sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik. (İnsanların) bir bölümü cennette, bir bölümü de çılgın alevli cehennemde (olacak)tır.
8
Allah dileseydi onları tek bir ümmet yapardı.[1] Fakat O, dileyeni (layık gördüğünü) rahmetine koyar. Zalimlerin ise hiçbir dostu ve yardımcısı yoktur.
9
Yoksa onlar, Allah'ın peşi sıra başka dostlar mı edindiler! (Oysa) Allah -işte O- gerçek dosttur. O ölüleri diriltecektir; O her şeye gücü yetendir.
10
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeydeki (konunun) hükmü Allah'a aittir. İşte, Rabbim Allah budur. Yalnızca O'na güvendim ve yalnızca O'na yönelirim.
11
O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır.[1] Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır; bu (düzen)de sizi (çoğaltıp) yaymaktadır. Hiçbir şey, O'nun benzeri gibi bile olamaz.[2] O duyandır, görendir.[3]
12
Göklerin ve yerin anahtarları, yalnızca O'nun (katında)dır.[1] (Allah) rızkı dilediğine açarak (bol) da verebilir, kısarak (dar) da.[2] Şüphesiz ki O her şeyi bilendir.
13
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi (Allah) size de din kıldı.[1] (Fakat) kendilerini çağırdığın bu (din) ortak koşanlara ağır geldi.[2] Allah dilediğini (layık olanı) kendisine (peygamber olarak) seçer[3] ve kendisine yöneleni de doğru yola ulaştırır.[4]
14
Kendilerine bilgi geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler.[1] Belirli bir süreye kadar Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar (Mekkeliler) de şüphesiz ki ondan (Kur'an'dan) kuşkulandıran bir şüphe içindedir.
15
İşte onun için sen davet et ve emrolunduğun gibi doğru ol![1] Onların heveslerine uyma! De ki: "Ben Allah'ın indirdiği (her) kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir; sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir.[2] Sizinle bizim aramızda delil (getirmeye gerek) yok. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır; dönüş de yalnızca O'nadır.
16
Çağrısına (duasına) cevap verildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında boştur. Onlara bir gazap vardır ve onlar için şiddetli bir (de) azap vardır.
17
Kitabı ve ölçüyü bir amaç ile indiren Allah'tır.[1] Belki de o (Son) Saat çok yakındır.[2] Onu sana bildirecek olan ne olabilir ki![3]
18
Ona (Son Saat'e) inanmayanlar, onunla ilgili olarak acele ederler. İnananlar ise ondan korkar ve onun gerçek olduğunu bilirler. Dikkat edin! O (Son) Saat hakkında tartışanlar, uzak bir sapkınlık içindedir.
19
Allah kullarına cömerttir; dilediğini rızıklandırır. O kuvvetlidir, güçlüdür.
20
Kim ahiret kazancını istiyorsa, onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını istiyorsa ona da ondan (bir şeyler) veririz. Fakat onun ahirette hiçbir payı yoktur.
21
Yoksa onların, Allah'ın izin vermediği şeyleri kendilerine dinî bir hüküm olarak belirleyen ortakları mı var![1] Ayırıcı söz[2] olmasaydı elbette aralarında hüküm verilirdi. Şüphesiz ki zalimlere elem verici bir azap vardır.
22
Yaptıkları şeyler başlarına gelirken zalimlerin korkudan titrediklerini göreceksin. İman edip iyi işler yapanlar da cennetlerin bahçelerinde (olacaklar)dır. Rablerinin katında onlara diledikleri her şey vardır.[1] Asıl büyük lütuf işte budur.
23
İşte Allah'ın, iman edip iyi işler yapan kullarına müjdelediği ödül budur. De ki: "Ben buna karşılık (Allah'a) yakın olmayı sevmenizden başka sizden herhangi bir ücret istemiyorum."[1] Kim güzel bir davranışta bulunursa onun (sevabını) güzelce artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, şükrün karşılığını çok verendir.
24
Yoksa onlar (senin için) "Allah'a yalan uydurdu"[1] mu diyorlar? Allah dilerse senin de kalbini mühürler(di).[2] Allah batılı yok eder; sözleriyle gerçeği ortaya koyar.[3] Şüphesiz ki O göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
25
O, kullarının tevbesini kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilendir.
26
(Allah) iman edip iyi işler yapanların çağrısına (duasına) cevap verir; lütfundan onların (ödülünü) artırır. Kâfirlere gelince, onlara da şiddetli bir azap vardır.
27
Allah kullarına rızkı bolca verseydi yeryüzünde azarlardı. Fakat O, (rızkı) dilediği ölçüde indirir. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır, görendir.
28
O, (insanlar) umutlarını kestikten sonra yağmuru indiren, rahmetini her tarafa yayandır. O dosttur, övülmeye layık olandır.
29
Gökleri, yeri ve bu ikisinde yaydığı canlıları yaratması da O'nun delillerindendir.[1] O, dilediği zaman bunları bir araya toplamaya da gücü yetendir.
30
Başınıza gelen herhangi bir musibet, kendi ellerinizle kazandıklarınız (yaptıklarınız) yüzündendir.[1] (Allah) çoğunu da affeder.
31
Yeryüzünde (O'nu) asla aciz bırakamazsınız.[1] Sizin için Allah'a rağmen dost da yardımcı da yoktur.
32
Denizde dağlar gibi akıp giden (gemi)ler de O'nun (varlığının) delillerindendir.[1]
33
(Allah) dilerse rüzgârı durdurur da (gemiler denizin) üzerinde (öylece) kalakalırlar. Şüphesiz ki bunda, çok sabreden, çok şükreden herkes için dersler vardır.
34
Veya (Allah)yaptıkları yüzünden onları helak eder; pek çoğunu da affeder.[1]
35
Ayetlerimiz hakkında tartışanlar (var ya), onlar için kaçacak yer yoktur.
36
Size verilen şeyler, dünya hayatının geçimliğidir. Allah katında olanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenenler için hayırlı ve kalıcı olandır.[1]
37
Onlar büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınır;[1] kızdıkları zaman da bağışlarlar.[2]
38
Onlar Rablerinin çağrısına cevap verir ve namazı kılarlar. Onların işleri, aralarında danışma iledir.[1] Kendilerine verdiğimiz rızıktan da infak ederler (verirler).
39
Bir haksızlığa uğradıkları zaman yardımlaşırlar.
40
Bir kötülüğün cezası, (en çok) ona denk bir kötülüktür.[1] Kim bağışlar ve barışı sağlarsa, onun ödülü Allah'a aittir. Şüphesiz ki O, zalimleri sevmez.
41
Kim haksızlığa uğradıktan sonra hakkını alırsa, onlara herhangi bir yol (ceza) yoktur.
42
Ancak insanlara haksızlık edenlere ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere yol (ceza) vardır. İşte onlar için elem verici bir azap vardır.
43
Kim sabreder ve bağışlarsa şüphesiz ki bu (davranışı) yapılmaya değer işlerdendir.
44
Allah kimi saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa), bundan sonra artık onun hiçbir dostu yoktur.[1] Azabı gördüklerinde zalimlerin "Dönecek bir yol var mı?" dediklerini görürsün.
45
Ateşe sunulurlarken onların, alçaklıktan (başlarını öne) eğerek göz ucuyla gizli gizli baktıklarını göreceksin. İnananlar da "Şüphesiz ki kaybedenler, kıyamet günü kendilerine ve ailelerine (destekçilerine) yazık edenlerdir." diyeceklerdir.[1] Dikkat edin! Zalimler, ebedî bir azap içindedir.
46
Onların, Allah'ın peşi sıra kendilerine yardım edecek hiçbir dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa) artık onun için herhangi bir yol yoktur.[1]
47
Allah'tan geri döndürülmesi imkânsız olan bir gün gelmeden önce Rabbiniz(in çağrısına) uyun! O gün, sizin için sığınak yoktur; hiçbir şeyi inkâr da edemezsiniz.
48
Yüz çevirirlerse, biz seni onların üzerine bekçi olarak göndermedik.[1] Sana düşen (görev), sadece tebliğdir.[2] Biz insana katımızdan bir rahmet (bolluk) tattırdığımız zaman ona sevinir. Elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir kötülük gelirse,[3] şüphesiz ki insan çok nankördür![4]
49
Göklerin ve yerin otoritesi, yalnızca Allah'a aittir. Dilediğini yaratır; dilediğine kız çocukları verir; dilediğine de erkek çocukları verir.[1]
50
Veya onları hem erkek hem de kız çocukları olmak üzere çift (ikiz) verir. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz ki O bilendir, gücü yetendir.
51
Allah bir insana ancak vahiy yoluyla yani (manevi bir) perde arkasından konuşur yani bir elçi gönderip izniyle ona dilediğini vahyeder.[1] Şüphesiz ki O çok yücedir, doğru hüküm verendir.
52
İşte böylece sana da emrimizden bir rûh (Kur'an'ı)[1] vahyettik. Sen o Kitabı ve (esasları belirlenmiş) o imanı bilmezdin.[2] Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi (layık olanı) kendisiyle doğru yola ulaştırdığımız bir nûr[3] (ışık) kıldık. Şüphesiz ki sen doğru yolu göstermektesin:
53
Yani göklerdekiler ve yerdekiler kendisine ait olan Allah'ın yolunu. Dikkat edin! Bütün işler yalnızca Allah'a döner.