43
SURE

Zuhruf Suresi

Elmalılı Hamdi Yazır • Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Ha, mim.
2
Bu parlak kitabın kadrini bilin
3
Hakka biz onu Arabi olarak okunacak bir Kur'an kıldık ki akıl irdiresiniz
4
Ve hakıkat o, bizim nezdimizdeki ana kitabda çok yüksek, çok hikmetlidir
5
Siz müsrif bir kavm olduğunuz için şimdi sizden o öğüdü bertaraf mı edeceğiz?
6
Halbuki evvelkiler içinde biz nice Peygamber gönderdik
7
Hiçbir Peygamber de gelmiyordu ki kendilerine onunla mutlak eğlenmesinler.
8
Onun için biz onlardan daha sert pençelileri helak ettik ve evvelkilerin meseli geçti.
9
Celalim hakkı için sorsan onlara o Gökleri ve Yeri kim yarattı? Elbette diyecekler: onları o aziz, alim yarattı
10
O ki Arzı sizin için bir beşik yaptı ve doğru gidesiniz diye size yollar açtı
11
Ve o ki yukarıdan bir mikdar ile bir su indirmekte ve onunla ölü bir beldeye hayat neşretmekteyiz, işte siz de öyle çıkarılacaksınız
12
Ve o ki bütün çiftleri yarattı ve sizin için gemilerden ve yumuşak hayvanlardan bineceğiniz şeyler yaptı
13
Ki sırtlarına kurulasınız, sonra üzerine kurulduğunuzda rabbınızın ni'metini anıp diyesiniz: tenzih o sübhane ki bunu bize müsahhar kılmış, yoksa biz bunu yanaştıramazdık
14
Ve her halde biz dönüp dolaşıp rabbımıza varacağız
15
Öyle iken tuttular kullarından ona bir cüz tasladılar, hakıkat insan çok nankör, açık bir küfürbazdır
16
Yoksa o, yaratıp durduğu mahluklarından kendine kızlar edindi de oğullarla imtiyazı size mi verdi?
17
Halbuki içlerinden biri o Rahmana fırlattığı mesel ile kendisi tebşir kılındığı vakıt yüzü simsiyah oluyor da kederinden yutkunup yutkunup dolukuyor
18
Ya o zinet içinde yetiştirilecek de muhasamaya gelince beceremiyecek olanı öyle mi?
19
Rahmanın kulları olan Melaikeyi de dişi yaptılar, yaradılışlarına şahid mi idiler? Şehadetleri yazılacak ve sorguya çekilecekler
20
Bir de dediler ki Rahman dilese idi biz onlara tapmazdık, bu babda onların bir ılimleri yoktur sade atıyorlar
21
Yoksa biz onlara bundan evvel bir kitab vermişiz de ona mı tutunuyorlar?
22
Hayır, şöyle dediler: bizler, atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk, biz de onların izlerince giderek murada ireriz
23
Yine böyle senden evvel hangi memlekette bir nezir gönderdikse onun refahlı takımı demişti ki: bizler atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk biz de onların izlerine uyarız
24
Ya, dedi: size atalarınızı üzerinde bulduğunuzdan daha doğrusunu getirdimse de mi? Ha! dediler: biz o sizin gönderildiğiniz şeylere inanmıyoruz
25
Onun üzerine biz de onlardan intikamını aldık da bak o tekzib edenlerin akıbeti nasıl oldu?
26
Bir vakıt da İbrahim babasına ve kavmına dedi: haberiniz olsun ben o sizin taptıklarınızdan beriyim.
27
O beni yaratandan başka, zira odur ki beni irdirecektir
28
Ve onu ardında (zürriyyetinde) kalan bir kelime yaptı gerek ki rücu' edeler
29
Fakat şunları ve atalarını ta kendilerine hakk ve bir Resuli mübin gelinciye kadar müstefid edip yaşattım
30
Yaşattım da kendilerine hakk gelince "bu bir sihirdir, biz buna inanmayız" dediler
31
Ve "ne olurdu şu Kur'an iki memleketten bir büyük adama indirilse idi" dediler
32
Rabbının rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Onların o Dünya hayattaki maışetlerini aralarında biz taksim ettik ve bir kısmını diğerinin derecelerle üstüne çıkardık ki ba'zısı ba'zısını tutsun, çalıştırsın rabbının rahmeti ise onların toplayıp durduklarından daha hayırlıdır
33
Ve eğer insanlar hep (küfre sapacak) bir ümmet olacak olması idi biz o Rahman'a küfreden kimselerin her halde evlerine gümüşten tavanlar ve üzerlerinde çıkacakları asansörler.
34
Ve odalarına kapılar ve üzerlerine kurulacakları koltuklar kanepeler
35
Ve altın ziynetler yapardık ve doğrusu bütün bunlar Dünya hayatın geçici metaı, rabbının ındinde. Ahıret ise korunan müttekiler içindir.
36
Ve her kim Rahmanın zikrinden teami ederse biz ona bir Şeytan sardırırız artık o ona arkadaştır
37
Ve her halde onlar onları yoldan çıkarırlar, onlar ise onları doğru sanırlar
38
Nihayet bize geldiği vakıt ah, der: keşke benimle senin aranda iki maşrık bu'du olsa idi! sen ne kötü arkadaşmışın
39
Böyle demek bugün size hiç de faide vermez, çünkü zulmettiniz, hepiniz azabda müştereksinizdir
40
O halde sen mi işittireceksin o sağırlara? Yahud hidayet edeceksin, o körlere ve açık bir dalal içinde bulunanlara
41
Şu halde şayed biz seni alır götürür isek elbette onlardan intikam alacağız
42
Yahud onlara yaptığımız vaidi sana gösterirsek şübhe yok ki biz ona da muktediriz
43
Sen hemen o sana vahyolunana tutun muhakkak ki sen doğru bir yol üzerindesin
44
Ve muhakkak ki o, hem senin için, hem kavmin için bir şereftir ve ileride ondan mes'ul olacaksınız
45
Senden evvel gönderdiklerimize sor Resullerimizden! biz Rahmandan başka ıbadet olunacak ilahlar yapmış mıyız?
46
Celalim hakkı için Musayı ayetlerimizle Fir'avne ve cem'ıyyetine gönderdik, vardı haberiniz olsun, dedi: ben bütün alemlerin rabbının Resulüyüm
47
Vakta ki onlara böyle ayetlerimizle vardı, birdenbire onlar bunlara gülüverdiler
48
Her ne ayet de gösteriyorsak onlara mutlak birbirinden büyüktü, tuttuk onları azaba da çektik ki rücu' edeler
49
Bu halde diyorlardı ki: gel ey sahir! bizim için rabbına bir dua et, sende olan ahdi hurmetine, çünkü biz artık yola geleceğiz
50
Bunun üzerine kendilerinden azabı açtığımız vakıt da derhal cayıverdiler
51
Ve Fir'avn kavmının içinde şöyle bağırdı: ey kavmım! Mısır mülkü benim ve hep şu nehirler benim altımdan akıyor değil mi? Artık gözünüzü açsanız a
52
Yoksa ben şundan daha hayırlı değil miyim ki o hem hakir hem de meramını anlatamıyor
53
Eğer o dediği gibi ise üzerine altın bilezikler atılsa ya! Yahud yanında Melaikeler dizilse gelse ya!
54
Bu suretle kavmını istihfaf etti onlar da ona itaat eylediler çünkü dinden çıkmış fasık bir kavm idiler
55
Böyle vakta ki bizi gadaba da'vet ettiler biz de kendilerinden intikam aldık hepsini birden gark ediverdik
56
Gark ediverdik de onları sonrakiler için hem bir selef hem bir mesel kıldık
57
Ve vakta ki Meryemin oğlu bir mesel olarak ortaya atıldı derhal kavmin ondan çığrıştılar
58
Ya! dediler: bizim ilahlarımız mı hayırlı? Yoksa o mu? Bunu sana sırf bir cidal olarak fırlattılar, doğrusu onlar çok husumetli bir kavimdirler
59
Hayır o ilah değil, halis bir kuldur, biz ona in'am ettik ve kendisini Beni İsrail için bir mesel yaptık
60
Ve dilersek sizlerden de Melaike yaparız Arzda halef olurlar
61
Ve hakkıkat o, saat için bir ılimdir, onun için sakın o saatin geleceğinde şekk etmeyin de bana tabi' olun, işte bu yegane doğru yoldur
62
Ve sakın sizi Şeytan çelmesin, çünkü o size belli bir düşmandır
63
Isa da o beyyinelerle geldiği vakıt şöyle dedi: ben size hikmet ile ve ihtilaf edip durduğunuz şeylerin ba'zısını size beyan edeyim diye geldim, onun için Allahdan korkun ve bana ıtaat edin,
64
haberiniz olsun Allah benim rabbım sizin de rabbınız ancak odur, onun için hep ona ıbadet edin, işte bu yegane doğru yoldur
65
Sonra o hizibler kendi aralarında ıhtilaf ettiler, onun için elim bir günün azabından vay o zulmedenlere
66
Hep o saate, hiç farkında değillerken ansızın onun başlarına gelivermesine bakıyorlar
67
Dostlar o gün birbirlerine düşmandırlar, müstesna ancak müttekiler
68
Ey benim kullarım! Size hiç korku yoktur bugün ve siz mahzun da olmıyacaksınız
69
Benim ayetlerime iyman edip de halis müsliman olan kullarım
70
Girin Cennete: siz ve zevceleriniz, sürurlar, neş'eler içinde
71
Altından tepsiler ve küplerle üzerlerine dönülür dolaşır, nefislerin hoşlanacağı, gözlerin lezzet alacağı şeyler hep orada ve siz orada muhalledsiniz
72
Ve işte bu, sizin çalıştığınız ameller sebebiyle varis kılındığınız Cennet
73
Sizin için onda çok meyveler vardır, onlardan yiyeceksiniz
74
Haberiniz olsun ki mücrimler Cehennem azabında muhalleddirler
75
Kendilerinden o azab gevşetilmez ve onlar onun içinde her ümidi kesmişlerdir
76
Ve biz onlara zulmetmemişizdir ve lakin kendileri zalim idiler
77
Ve şöyle çığrışmaktadırlar: ya malik! Rabbın işimizi bitiriversin, o demiştir ki: her halde siz duracaksınız
78
Celalım hakkı için biz size hakkı gönderdik ve lakin ekseriniz hakkı hoşlanmıyanlarsınız
79
İşi sıkı mı büktüler, fakat işte sıkı büken biziz
80
Yoksa biz onların sirlerini ve fısıltılarını işitmeyiz mi sanıyorlar? Hayır işitiriz hem de yanlarında elçilerimiz vardır yazarlar
81
De ki: Rahmanın bir veledi olsa ben ona tapanların birincisi olurdum
82
Tenzih o sübhana o Göklerin ve Yerin rabbı, rabbül'arşe onların vasıflarından
83
Şimdi bırak onları dalsınlar, oynıya dursunlar ta va'dolundukları günlerine çatasıya kadar
84
Hem o odur ki Gökte de ilah Yerde de ilahdır ve hakim odur alim o
85
Ve ne yücedir o ki Göklerin Yerin ve bütün aralarındakilerin mülkü onun, saate ılim de onun nezdindedir ve hep döndürülüp ona götürüleceksiniz
86
Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesna
87
Celalım hakkı için sorsan onlara: kendilerini kim yarattı elbette Allah derler, o halde nasıl çevrilirler?
88
Onun ya rab! demesi hakkı için her halde onlar iymana gelmez bir kavımdırlar
89
Şimdi sen onlardan sarfı nazar et de 'selam!' de, artık ileride bileceklerdir!