51
SURE

Zariyat Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Tozutup savuran (rüzgar) lar,
2
Sonra (su) yükü (nü) taşıyan (bulut) lar,
3
sonra kolayca akan (gemi) ler,
4
sonra iş bölümü yapan (melek) ler hakkı için,
5
şübhesiz ki size va'd olunan (şeylerin hepsi) elbette doğrudur.
6
Şübhesiz ki (amellere göre) ceza (ya'ni mukaabele) de elbette vaaki'dir.
7
O haareli yollara saahib gök hakkı için,
8
hakıykat, siz kat'i ihtilafa düşen bir söz içindesinizdir.
9
Ondan döndürülen kimseler döndürülür.
10
Kahr olsun o koyu yalancılar!
11
ki onlar koyu bir cehalet içinde kalmış gaafil kimselerdir.
12
Onlar, o ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.
13
(O gün) kendilerinin ateş üzerinde azaba uğratılacakları gündür.
14
(Onlara) "Tadın azabınızı. İşte (dünyada) çarçabuk (gelmesini) isteyegeldiğiniz bu idi" (denilir).
15
(15-16) Şübhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazi olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi.
16
(15-16) Şübhesiz ki (fenalıkdan) sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği (sevabı) ahz (-ü kabul) etmiş (ve bundan raazi olmuş) olarak, cennetlerde, pınarlar (ın başların) dadırlar. Çünkü onlar bundan evvel iyi amel (ve hareket) edenlerdi.
17
Onlar gecenin (ancak) az bir kısmında uyurlardı.
18
Sehar vakıflarında da onlar istiğfar ederlerdi.
19
Onların mallarında sailin ve (kemal-i iffetinden dolayı dilencilik etmeyen) yoksulun da bir hakkı vardı.
20
(Küre-i) arzda kamil bilgi saahibleri için nice ayetler vardır.
21
Kendi nefislerinizde dahi (nice ayetler var. Bunları) görmüyor musunuz?
22
Rızkınız ve size va'd olunagelen şeyleri gök (ler) dedir.
23
İşte o göğün ve yerin Rabbine andolsun ki (va'd olunduğunuz) o (şeyler) tıpkı sizin konuşduğunuz gibi şübhesiz ve kat'i bir gerçekdir.
24
İbrahimin (Allah indinde) şerefli müsafirlerinin haberi sana geldi mi?
25
Hani bunlar, onun yanına girmişlerdi de "Selam" demişlerdi. (İbrahim de) "selam" demiş (selam ile mukaabele etmiş), "(Bunlar) tanınmamış bir zümre" demişdi.
26
Hemen (gizlice) ailesine gidib semiz bir dana getirdi de,
27
Bunu onlara yaklaşdırdı. "Yemez misiniz?" dedi.
28
Derken içine onlardan gizli bir korku çökdü. "Korkma" dediler ve onu çok bilgin bir oğulla müjdelediler.
29
Bunun üzerine (İbrahimin) zevcesi (Sare) bir feryad içinde yönelib (elini) yüzüne vurdu. "(Ben) doğurmaz bir koca karı (yım)" dedi.
30
Onlar "öyledir. Fakat (bunu) Rabbin buyurdu. Çünkü O, asıl hukum ve hikmet saahibi olan, (herşey'i) hakkıyle bilen odur" dediler.
31
(İbrahim) "Ey gönderilmiş (melekler) sizin haal-ü şanınız nedir?" dedi.
32
Onlar "Biz günahkarlar güruhuna gönderildik", dediler,
33
"Çünkü üzerlerine çamurdan taşlar atacağız",
34
"ki (bunların her biri) aşırı hareket edenlere haas olmak üzere Rabbin nezdinde nişanlanmış (dır)".
35
Derken orada mü'minlerden kim varsa çıkardık.
36
Fakat orada müslümanlardan bir ev (halkın) dan başkasını da bulmadık.
37
(Bununla beraber) orada elem verici azabdan, korkacaklar için, bir alamet de bırakdık.
38
Musa (nin kıssasın) da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir hüccetle Fir'avne göndermişdik de,
39
O, ordusiyle birlikde (imandan) yüz çevimiş, (onun hakkında) "Ya bir sihirbazdır, yahud bir mecnundur" demişdi.
40
Nihayet onu da, ordularını da yakalayıb denize atdık ki o, (bu sırada kendi kendini) kınayıcı idi.
41
Aad (kavminin helak edilmesin) de de (ibret vardır). Hani onların üzerine o kısır rüzgarı göndermişdik.
42
(Öyle bir rüzgar ki) her uğradığı şey'i (yerinde) bırakmıyor, mutlakaa onu kül gibi savuruyordu.
43
Semud (kavminin ilhakin) de de (bir ibret vardır). Hani onlara "Bir zamana kadar faidelene durun" denilmişdi de,
44
Rablerinin emrinden uzaklaşıb azmışlardı. (Bu yüzden) kendilerine de göre göre, onları yıldırım tutuvermişdi.
45
İşte (bu sebeble) ayakda durmıya güç yetiremediler, yardım edenleri de olmadı.
46
Daha evvel de Nuuh kavmini (helak etdik). Çünkü onlar (küfr-ü ısyanlarıyle doğrulukdan) çıkmış fasık kavmdi.
47
Biz göğü kuvvetle bina etdik. Çünkü biz muhakkak ve mutlak bir (vüs'at ve) kudrete malikizdir.
48
Yeri de biz döşedik. (Bak biz) ne güzel döşeyiciler (iz)!
49
Her şeyden de iki çift yaratdık, olur ki inceden inceye düşünürsünüz diye.
50
O halde (Habibim, de ki:) "Hepiniz Allaha kaçın. Hakıykat, ben sizi On (un azabın) dan açıkça korkutan (bir peygamber) im".
51
"Allahın yanına diğer bir Tanrı daha katmayın. Hakıykat, ben sizi (Allahın azabından) apaşikar korkutan (bir peygamber) im".
52
Onlardan evvelkilere de herhangi bir peygamber gelmedi ki (onun hakkında da) mutlakaa böylece sihirbaz, yahud mecnun dediler.
53
Hepsi de bunu birbirine tavsiye mi etdiler?! Hayır, onlar (umumiyyetle) azgınlar güruhunun ta kendileridir.
54
O halde (Habibim) onlardan yüz çevir. Artık sen, kınanacak (mes'ul olacak) değilsin.
55
Sen (sade Kur'an ile) va'z et. Çünkü şübhesiz öğüt mü'minlere faide verir.
56
Ben cinleri de, insanları da (başka bir hikmete değil) ancak bana kulluk etsinler diye yaratdım.
57
Ben onlardan bir rızık istemiyorum. Bana (yemek) yedirmelerini de istemiyorum!
58
Şübhesiz rızkı veren, O pek çetin kuvvet saahibi Allahın kendisidir.
59
Artık muhakkak ki o zulmedenler için (geçmiş) arkadaşlarının (azab) hissesi gibi bir nasıyb (-i hüsran) vardır. Şimdi (onu) acele istemesinler.
60
İşte kendilerine va'd (ve tehdid) edilegelen günlerinden (dolayı) vay o küfredenlere!