7
SURE

Araf Suresi

Bayraktar Bayraklı • Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, lam, mim, sad.
2
Bu, kendisiyle insanları uyarman ve insanlara öğüt olsun diye sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe olmasın.
3
Rabbinizden size indirilene uyunuz! O'nu bırakıp da başka dostların peşlerinden gitmeyiniz! Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
4
Nice memleketler var ki biz onları helak ettik. Azabımız onlara geceleyin yahut gündüz istirahat ederlerken geldi.
5
Azabımız onlara geldiğinde çağırışları, "Biz gerçekten zalim kişilermişiz" demelerinden başka bir şey olmadı.
6
Elbette kendilerine peygamber gönderilenleri de, gönderilen peygamberleri de sorguya çekeceğiz.
7
Onlara bir bilgi ile mutlaka anlatacağız. Biz, onlardan habersiz değiliz.
8
O gün, tartı haktır. Kimin tartıları ağır gelirse, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
9
Kimin de tartıları hafif gelirse, işte onlar, ayetlerimize karşı haksızlık ettikleri için kendilerini ziyana sokanlardır.
10
Doğrusu biz sizi yeryüzünde yerleştirdik ve orada size geçim vasıtaları verdik. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!
11
Andolsun sizi yarattık, sonra size biçim verdik ve sonra da meleklere, "Adem'e secde edin" dedik. İblis'in dışındakiler secde ettiler; o secde edenlerden olmadı.
12
Allah şöyle buyurdu: "Sana emrettiğim zaman, seni secde etmekten alıkoyan neydi?" İblis, "Ben ondan üstünüm; çünkü beni ateşten, onu çamurdan yarattın" dedi.
13
Allah, "Öyle ise, oradan in! Orada büyüklük taslamak senin haddin değildir. Çık, çünkü sen aşağılıklardansın" buyurdu.
14
İblis, "Bana, insanların diriltilecekleri güne kadar mühlet ver" dedi.
15
Allah, "Haydi, sen mühlet verilenlerdensin" buyurdu.
16
İblis, "Öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için senin doğru yolunun üstüne oturacağım" dedi.
17
"Sonra onlara elbette önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve sen, onların çoklarını şükredenlerden bulamayacaksın" dedi.
18
Allah şöyle buyurdu: "Haydi, yerilmiş ve kovulmuş olarak oradan çık! Andolsun ki onlardan sana kim uyarsa, sizin hepinizi cehenneme dolduracağım."
19
Allah, "Ey Adem! Sen ve eşin cennette yerleşip dilediğinizden yiyiniz. Ancak şu ağaca yaklaşmayınız! Sonra zalimlerden olursunuz" buyurdu.
20
Derken şeytan, birbirine kapalı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve "Rabbiniz size bu ağacı sırf melek olursunuz veya ebedi kalanlardan olursunuz diye yasakladı" dedi.
21
Onlara, "Ben gerçekten size öğüt verenlerdenim" diye yemin etti.
22
Böylece onları hile ile aldattı. Ağacın meyvesini tattıklarında ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Rableri onlara, "Ben size o ağacı yasaklamadım mı ve şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?" diye seslendi.
23
Adem ile eşi dediler ki: "Ey Rabbimiz! Biz kendimize haksızlık ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, elbette ziyan edenlerden oluruz."
24
Allah: "Kiminiz kiminize düşman olarak ininiz! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar yerleşme ve faydalanma vardır."
25
"Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan çıkarılacaksınız" dedi.
26
Ey Ademoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise indirdik. Takva elbisesi... İşte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah'ın ayetlerindendir, belki düşünürler.
27
Ey Ademoğulları! Şeytan, anne babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın! Çünkü o ve yandaşları, sizin onları görmeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.
28
Onlar bir kötülük işlediklerinde, "Babalarımızı bu kötülük üzerinde bulduk. Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
29
De ki: "Rabbim tevhidi emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O'na çeviriniz ve dini yalnız Allah'a has kılarak, O'na yalvarınız. İlkin sizi yarattığı gibi yine O'na döneceksiniz."
30
Allah, bir grubu doğru yola iletti, bir gruba da sapıklık müstehak oldu. Çünkü onlar Allah'ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edindiler. Böyle iken, kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.
31
Ey Ademoğulları! Her mescide çıkışınızda/ibadetinizde elbiselerinizi giyiniz; yiyiniz, içiniz, fakat israf etmeyiniz; çünkü Allah israf edenleri sevmez.
32
De ki: "Allah'ın kulları için yarattığı süsü ve temiz rızıkları kim haram kıldı?" De ki: "Onlar, dünya hayatında, özellikle de kıyamet gününde müminlerindir." İşte, bilen bir topluluk için ayetleri böyle açıklıyoruz.
33
De ki: "Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır."
34
Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri gelince, ne bir an geri kalırlar ne de bir an öne gelebilirler.
35
Ey Ademoğulları! Size kendi içinizden ayetlerimi anlatacak peygamberler gelir de, kim sakınır ve kendini düzeltirse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir.
36
Ayetlerimizi yalanlayanlar ve büyüklenip onlardan yüz çevirenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada süreli kalacaklardır.
37
Allah'a iftira eden ya da O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim vardır? Onlara kitaptaki nasiplerierişecektir. Nihayet elçilerimiz gelip canlarını alırken, "Hani, Allah'tan başka yalvardıklarınız nerede?" dediklerinde, "Bizden kayboldular" dediler ve kendi aleyhlerine kendilerinin kafir olduklarına şahitlik ettiler.
38
Allah buyuracak ki: "Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe giriniz!" Her ümmet girdikçe yoldaşına lanet edecektir. Hepsi birbiri ardından orada toplanınca, sonrakiler öncelikler için, "Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!" diyecekler. Allah da, "Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz" diyecektir.
39
Öncekiler de sonrakilere derler ki: "Sizin bize bir üstünlüğünüz yok. O halde siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın."
40
Bizim ayetlerimizi yalanlayıp da onlara karşı kibirlenmek isteyenler var ya, işte onlara göğün kapıları açılmayacak ve onlar, deve iğne deliğine girinceye kadar cennete giremeyeceklerdir! Suçluları işte böyle cezalandırırız.
41
Onlar için cehennem ateşinden döşekler, üzerlerine de örtüler vardır. İşte zalimleri böyle cezalandırırız.
42
Hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yapmasını önermediğimiz halde inanıp iyi işler yapanlar cennetliktirler, onlar orada süreli kalacaklardır.
43
Onların göğüslerinde kinden ne varsa hepsini çıkarıp atmışızdır. O cennette altlarından ırmaklar akmaktadır. "Lütfedip bizi buraya getiren Allah'a hamdolsun. Allah bizi getirmeseydi biz bunu bulamazdık. Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmişler" dediler. Onlara, "İşte size cennet, yaptıklarınıza karşılık size miras verildi" diye seslenilecektir.
44
Cennet ehli, cehennem ehline, "Rabbimizin bize vaad ettiklerinin gerçek olduğunu gördük; siz de Rabbinizin size vaad ettiklerini gerçekleşmiş buldunuz mu?" diye seslenir. "Evet!" derler. Aralarından bir çağrıcı, "Allah'ın laneti zalimlerin üzerine olsun!" diye bağırır.
45
Onlar, Allah yolundan alıkoyan ve o yolu eğip bükmek isteyen zalimlerdir. Onlar ahireti de inkar edenlerdir.
46
İki taraf/cennetlikler ve cehennemlikler arasında bir perde ve A'raf üzerinde de herkesi simalarından tanıyan adamlar vardır ki, bunlar henüz cennete giremedikleri halde girmeyi umarak cennet ehline, "Selam size!" diye seslenirler.
47
Gözleri cehennem ehli tarafına döndürülünce de, "Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile beraber bulundurma!" derler.
48
Yine A'raf ehli, simalarından tanıdıkları birtakım adamlara seslenerek derler ki: "Ne çokluğunuz ne de taslamakta olduğunuz büyüklük size bir yarar sağladı."
49
"Allah'ın, kendilerini hiçbir rahmete erdirmeyeceğine dair yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?" Cennet ehline dönerek: "Giriniz cennete! Artık size korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz" derler.
50
Cehennem ehli, cennet ehline, "Suyunuzdan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bize veriniz!" diye seslenirler. Onlar da, "Allah bunları kafirlere haram kılmıştır" derler.
51
O kafirler ki, dinlerini bir eğlence ve oyun edindiler de dünya hayatı onları aldattı. Onlar bugüne kavuşacaklarını unutmuşlardır. Ayetlerimizi inkar ettikleri ve bugüne kavuşacaklarını unuttukları gibi, biz de bugün onları unutuyoruz.
52
Gerçekten, onlara inanan bir toplum için yol gösterici ve rahmet olarak, bilgiye dayalı ayrıntılı açıklamalarda bulunduğumuz bir kitabı ulaştırmıştık.
53
Onlar onun gerçekleşmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Gerçekleştiği gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: "Doğrusu Rabbimizin peygamberleri gerçeği getirmişlerdir. Acaba bizim için şefaatçiler var mı ki, bize şefaat etsinler; yahut daha önce yaptıklarımızdan başkasını yapalım diye geri gönderilebilir miyiz?" Onlar cidden kendilerine yazık ettiler ve uydurdukları şeyler de kendilerinden kaybolup gitti.
54
Şüphesiz, Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı zaman devresi içinde yarattı, sonra kainat üzerinde hükümranlığını kurdu. O, geceyi, hemen arkasından kendisini kovalayan gündüze örter. Güneş, ay ve yıldızları da daima iradesine boyun eğmiş durumda var etmiştir. Bilesiniz ki yaratmak da emretmek de O'na mahsustur. Alemlerin Rabbi Allah ne yücedir!
55
Rabbinize alçak gönülle ve yüreğinizin ta derinliklerinden gelerek dua ediniz. Doğrusu O, çizgiyi aşanları sevmez.
56
Yeryüzü ıslaha kavuştuktan sonra orada bozgunculuk yapmayınız. O'na ürpererek ve ümit ederek dua ediniz. Şüphesiz Allah'ın rahmeti, iyilik edenlere yakındır.
57
Rüzgarları rahmetinin önünden müjdeci olarak gönderen O'dur. Nihayet rüzgarlar, ağır bulutları yüklenince onu ölü bir beldeye göndeririz; orada suyu indirir ve onunla türlü türlü meyveler çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkaracağız. Umulur ki düşünüp ders alırsınız.
58
Verimli beldenin bitkisi Rabbinin izni ile çıkar. Çorak olan beldeden ise zararlı bitkiden başkası çıkmaz. İşte biz, şükreden bir kavim için ayetleri böyle açıklıyoruz.
59
Andolsun, Nuh'u kavmine gönderdik; "Ey kavmim!" dedi, "Allah'a kulluk ediniz, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Doğrusu ben, size büyük bir günün azabının inmesinden korkuyorum."
60
Kavminden ileri gelenler dediler ki: "Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz."
61
Dedi ki: "Ey kavmim! Bende bir sapıklık yok, ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim."
62
"Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum."
63
"Korunup da merhamete nail olmanız için, içinizden sizi uyaracak biri aracılığı ile Rabbinizden size bir öğüt gelmesine şaştınız mı?"
64
Onu yalanladılar, biz de onu ve onunla beraber gemide bulunanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları boğduk! Çünkü onlar manen kör bir kavim idiler.
65
Ad kavmine de kardeşleri Hud'u gönderdik. O dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk ediniz, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Hala sakınmayacak mısınız?"
66
Kavminden ileri gelen kafirler dediler ki: "Biz seni kesinlikle bir akılsızlık içinde görüyoruz ve gerçekten seni yalancılardan sanıyoruz."
67
"Ey kavmim!" dedi. "Ben akılsız değilim; fakat ben alemlerin Rabbinin gönderdiği bir peygamberim."
68
"Size Rabbimin vahyettiklerini duyuruyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."
69
"Sizi uyarmak için, içinizden biri vasıtasıyla Rabbinizden size bir öğüt/ kitap gelmesine şaştınız mı? Düşününüz ki O sizi, Nuh kavminden sonra onların yerine getirdi ve yaratılışta sizi onlardan üstün kıldı. O halde Allah'ın nimetlerini hatırlayınız ki kurtuluşa eresiniz."
70
Dediler ki: "Sen bize, tek Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir."
71
Dedi ki: "Üzerinize Rabbinizden bir azap ve bir hışım inmiştir. Haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyiniz öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
72
Onu ve onunla beraber olanları rahmetimizle kurtardık ve ayetlerimizi yalanlayıp da iman etmeyenlerin kökünü kestik.
73
Semud kavmine de kardeşleri Salih'i gönderdik. Dedi ki: "Ey kavmim! Allah'a kulluk ediniz. O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil gelmiştir. O da, size bir mucize olarak Allah'ın şu devesidir. Onu bırakınız, Allah'ın arzında otlasın; ona kötülük etmeyiniz, sonra sizi elem verici bir azap yakalar."
74
Düşününüz ki Allah, Ad kavminden sonra, yerlerine sizi getirdi. Yeryüzünde sizi yerleştirdi. Onun düzlüklerinde saraylar yapıyorsunuz, dağlarında evler yontuyorsunuz. Artık Allah'ın nimetlerini hatırlayınız da yeryüzünde bozgunculuk yapmayınız.
75
Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar, içlerinden zayıf gördükleri inananlara dediler ki: "Siz Salih'in, Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?" Onlar da,"Şüphesiz biz onunla ne gönderilmişse ona inananlarız" dediler.
76
Büyüklük taslayanlar, "Biz de sizin inandığınızı inkar edenleriz" dediler.
77
Derken, o dişi deveyi ayaklarını keserek öldürdüler ve Rablerinin emrinden dışarı çıktılar da, "Ey Salih! Eğer sen gerçekten peygamberlerdensen, bizi tehdit ettiğin azabı bize getir" dediler.
78
Bunun üzerine, onları o şiddetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında diz üstü çöktüler.
79
Salih o zaman onlardan yüz çevirdi ve şöyle dedi: "Ey kavmim! Andolsun ki ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size öğüt verdim; fakat siz öğüt verenleri sevmiyorsunuz."
80
Lut da toplumuna şöyle demişti: "Sizden önceki milletlerden hiçbirinin yapmadığı fuhşu mu yapıyorsunuz?"
81
"Siz, kadınları bırakıp şehvetiniz yüzünden erkeklere gidiyorsunuz. Doğrusu siz taşkınlık yapan bir topluluksunuz."
82
Toplumunun cevabı sadece şunu söylemek oldu: "Çıkarın şunları memleketinizden. Çünkü onlar, temizlik taslayan insanlardır."
83
Biz de onu ve hanımından başka aile fertlerini kurtardık; çünkü hanımı geride kalanlardan idi.
84
Üzerlerine şiddetli bir yağmur yağdırdık. Bak, günahkarların sonunasıl oldu?
85
Medyen'e de kardeşleri Şu'ayb'ı gönderdik: "Ey kavmim!" dedi, "Allah'a kulluk ediniz, sizin O'ndan başka tanrınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam yapınız; insanların mallarını eksik vermeyiniz, düzeltildikten sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayınız; eğer inanan insanlar iseniz, böylesi sizin için daha iyidir."
86
"Her yolun başına oturup da, tehdit ederek ona inananları Allah yolundan çevirmeye ve Allah yolunu eğriltmeye çalışmayınız; düşününüz ki siz az idiniz, O sizi çoğalttı ve bakınız bozguncuların sonu nasıl oldu?"
87
"Eğer içinizden bir kısmı benimle gönderilene inanmış, bir kısmı da inanmamış ise, artık Allah, aramızda hükmünü verinceye kadar sabrediniz; O, hükmedenlerin en iyisidir."
88
Kavminden büyüklük taslayan ileri gelenler dediler ki: "Ey Şu'ayb, ya mutlaka seni ve seninle beraber inananları şehrimizden çıkartırız, ya da dinimize dönersiniz!" Şu'ayb dedi ki: "İstemesek de mi?"
89
"Allah, bizi sizin dininizden kurtardıktan sonra eğer tekrar ona dönersek, Allah hakkında yalan söylemiş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikten sonra, sizin dininize dönmemiz bizim için olur şey değildir. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz sadece Allah'a dayanırız. Ey Rabbimiz, bizimle kavmimizin arasındaki işi gerçekle açığa çıkar. Muhakkak ki sen gerçekleri açığa çıkaranların en üstünüsün!"
90
Kavminden ileri gelen inkarcılar: "Eğer Şu'ayb'a uyarsanız, muhakkak siz ziyana uğrarsınız!" dediler.
91
Derken o müthiş sarsıntı onları yakalayıverdi; yurtlarında diz üstü çöktüler.
92
Şu'ayb'ı yalanlayanlar, sanki yurtlarında hiç oturmamış gibi oldular. Böylece Şu'ayb'ı yalanlayanlar; işte asıl ziyana uğrayanlar onlar oldular!
93
Şu'ayb, onlardan ayrıldı ve "Ey kavmim!" dedi, "Ben size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyurdum ve size öğüt verdim, artık kafir bir kavme nasıl acırım?"
94
Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, ora halkını peygambere baş kaldırdıklarından ötürü Allah'a yalvarıp yakarsınlar diye mutlaka yoksulluk ve darlıkla sıkmışızdır.
95
Sonra kötülüğü değiştirip yerine iyilik getirdik. Nihayet çoğaldılar ve "Atalarımız da böyle sıkıntı ve sevinç yaşamışlardı" dediler. Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık.
96
O peygamberlerin gönderildiği ülkelerin halkı inanıpgünahtan sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapıları açardık; fakat yalanladılar, biz de ettikleri yüzünden onları yakalayıverdik.
97
Yoksa o ülkelerin halkı, geceleyin uyurlarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin miydiler?
98
Ya da o ülke halkı, kuşluk vakti eğlenirlerken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?
99
Allah'ın azabından emin mi oldular? Fakat ziyana uğrayan topluluktan başkası, Allah'ın böyle mühlet vermesinden emin olamaz.
100
Önceki sahiplerinden sonra yeryüzüne varis olanlara hala şu gerçek belli olmadı mı ki, eğer biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibete uğratırdık! Biz onların kalplerini mühürleriz de onlar gerçekleri işitmezler/anlamazlar.
101
İşte o ülkeler... Onların haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Andolsun ki, peygamberleri onlara apaçık deliller getirmişlerdi. Fakat önceden yalanladıkları gerçeklere iman edecek değillerdi. İşte, kafirlerin kalplerini Allah böyle mühürler.
102
Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.
103
Onlardan sonra, Musa'yı mucizelerimizle Firavun'a ve onun ileri gelen adamlarına gönderdik. Ayetlerimize haksızlık ettiler, fakat bak, bozguncuların sonu nasıl oldu?
104
Musa dedi ki: "Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilen bir peygamberim."
105
"Allah hakkında yalnız gerçek olanı söylemek benim üzerime borçtur. Size Rabbinizden açık bir delil getirdim; artık İsrailoğulları'nı benimle birlikte serbest bırak!"
106
Firavun şöyle dedi: "Eğer bir mucize getirdiysen ve gerçekten doğru söylüyorsan, onu ortaya çıkar."
107
Bunun üzerine Musa asasını yere attı, o hemen tam anlamıyla bir ejderha oluverdi.
108
Elini çıkardı. Birdenbire o da seyredenlere bembeyaz görünüverdi.
109
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Bu çok usta bir sihirbazdır."
110
"Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Ne buyurursunuz?"
111
Dediler ki: "Onu da kardeşini de beklet; şehirlere toplayıcılar gönder."
112
"Bütün usta sihirbazları sana getirsinler."
113
Sihirbazlar Firavun'a geldiler, "Eğer üstün gelen biz olursak, bize kesin bir ödül var mı?" dediler.
114
Firavun, "Evet, hem de siz bana yakınlardan olacaksınız" dedi.
115
Sihirbazlar: "Ey Musa! Sen mi önce atacaksın, yoksa ilk atan biz mi olalım?" dediler.
116
"Siz atın" dedi. Onlar atınca, insanların gözlerini büyülediler, onları korkuttular ve büyük bir sihir gösterdiler.
117
Biz de Musa'ya "Asanı at!" diye vahyettik. Bir de baktılar ki, bu onların uydurduklarını yakalayıp yutuyor.
118
Böylece gerçek ortaya çıktı ve onların yapmakta oldukları yok olup gitti.
119
İşte Firavun ve kavmi, orada yenildi ve küçük düşerek geri döndüler.
120
Sihirbazlar derhal secdeye kapandılar.
121
Büyücüler şöyle dediler: "Biz alemlerin Rabb'ine inandık."
122
"Musa ve Harun'un Rabbi'ne!"
123
Firavun dedi ki: "Demek ben size izin vermeden ona inandınız ha! Bu, şehirde tezgahladığınız bir tuzaktır ki, bununla şehir halkını oradan çıkarmak peşindesiniz. Yakında anlayacaksınız."
124
"Dönekliğinizden dolayı ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim, sonra da hepinizi asacağım."
125
- Onlar, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz. Sen sadece, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımızı al!" dediler.
126
- Onlar, "Biz zaten Rabbimize döneceğiz. Sen sadece, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara inandığımız için bizden intikam alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bol bol sabır ver, Müslüman olarak canımızı al!" dediler.
127
Firavun'un kavminden ileri gelenler dediler ki: "Musa'yı ve kavmini, seni ve tanrılarını bırakıp yeryüzünde bozgunculuk yapsınlar diye mi bırakacaksın?" Firavun, "Biz onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakacağız. Elbette biz onları ezecek üstünlükteyiz" dedi.
128
Musa, kavmine dedi ki: "Allah'tan yardım isteyiniz ve sabrediniz. Şüphesiz ki yeryüzü Allah'ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Sonuç, Allah'tan sakınıpgünahtan uzak duranlarındır."
129
Onlar da, "Sen peygamber olarak gelmeden önce de geldikten sonra da bize işkence edildi" dediler. Musa, "Umulur ki Rabbiniz düşmanınızı helak eder ve onların yerine sizi yeryüzüne hakim kılar da nasıl hareket edeceğinize bakar" dedi.
130
Andolsun ki, Firavun'a uyanlar ders alsınlar diye, onları yıllarca kuraklık ve ürün kıtlığı ile cezalandırdık.
131
Onlara bir iyilik, bolluk gelince, "Bu bizim hakkımızdır" derler; eğer kendilerine bir fenalık gelirse, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna sayarlardı. Bilesiniz ki onlara gelen uğursuzluk Allah katındandır, fakat onların çoğu bunu bilmezler.
132
Dediler ki: "Bizi büyülemek için ne mucize getirirsen getir, biz sana inanacak değiliz."
133
Biz de ayrı ayrı mucizeler olarak onların üzerine tufan, çekirge, haşere, kurbağa ve kan gönderdik. Yine de büyüklük tasladılar ve günahkar bir kavim oldular.
134
Azap üzerlerine çökünce, "Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine, bizim için Rabbine dua et! Eğer bizden azabı kaldırırsan, mutlaka sana inanacağız ve muhakkak İsrailoğulları'nı seninle göndereceğiz" dediler.
135
Ulaşacakları bir müddete kadar onlardan azabı kaldırınca, hemen sözlerinden dönüverdiler.
136
Biz de, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan gafil kalmaları sebebiyle kendilerinden intikam aldık ve onları denizde boğduk.
137
Hor görülüp ezilen topluluğu da, içini bereketlerle doldurduğumuz ülkenin doğu ve batısına mirasçı kıldık. Rabbinin İsrailoğulları'na verdiği güzel söz, sabretmeleri nedeniyle yerine geldi. Firavun ve kavminin yapmakta olduklarını, yapıp yükselttiklerini yerle bir ettik.
138
İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Özel putlarına tapan bir topluluğa rastladılar. Bunun üzerine, "Ey Musa!" dediler, "Bunların ilahları olduğu gibi, sen de bize bir ilah belirle!" Musa dedi ki: "Siz gerçekten cahil bir toplumsunuz."
139
"Şu gördüklerinizin içinde bulundukları din çökmüştür. Yapmakta oldukları da boşa çıkacaktır."
140
"Ben, size tanrı olarak Allah'tan başkasını mı arayacakmışım? Halbuki O, sizi alemlere üstün kılmıştır."
141
Şunu da hatırlayınız: "Sizi Firavun hanedanından kurtarmıştık. Size azabın en kötüsü ile işkence ediyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. İşte bunda Rabbiniz tarafından büyük bir imtihan vardır."
142
Musa'ya otuz gece vade verdik ve ona on gece daha ilave ettik. Böylece Rabbinin tayin ettiği vakit, kırk geceyi buldu. Musa, kardeşi Harun'a dedi ki: "Kavmimin içinde benim yerime geç; onları ıslah et, bozguncuların yoluna uyma!"
143
Musa, bizimle sözleştiği yere gelip Rabbi de kendisine konuşunca, şöyle dedi: "Rabbim! Bana kendini göster, seni göreyim!" Allah, "Beni asla göremezsin;ama şu dağa bak! Eğer o yerinde durabilirse, sen de beni göreceksin" dedi. Rabbinin kudreti dağa tecelli edince, onu paramparça etti, Musa baygın vaziyette yere yığıldı. Kendine gelince şöyle yakardı: "Seni noksan sıfatlardan uzak tutarım, tövbe edip sana yöneldim.Ben iman edenlerin ilkiyim."
144
Allah şöyle buyurdu: "Ey Musa! Gönderdiğim ayetlerimle, konuşmamla seni insanların üstüne seçip yücelttim. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol."
145
Öğüt ve her şeyin açıklamasına dair ne varsa hepsini Musa için levhalarda yazdık. "Bunları kuvvetle tut, kavmine de onun en güzelini almalarını emret! Yakında size yoldan çıkmışların yurdunu göstereceğim."
146
Yeryüzünde haksız yere kibirlenenleri ayetlerimden uzak tutacağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler, onu yol edinmezler. Ama azgınlık yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu durum, onların ayetlerimizi yalanlamalarından ve ondan gafil olmalarından ileri gelmektedir.
147
Delillerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar yapmakta olduklarının karşılığında başka bir ceza mı göreceklerdi ki?
148
Musa'nın arkasından kavmi, ziynet takımlarından böğürebilen bir buzağı heykelini tanrı edindiler. Görmediler mi ki o, onlarla ne konuşuyor ne de onlara yol gösteriyor. Onu tanrı olarak benimsediler ve zalimler oldular.
149
Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!"
150
Musa, kızgın ve üzgün bir halde kavmine döndüğünde şöyle dedi: "Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?" Levhaları yere atıp, kardeşinin başını tuttu, onu kendisine doğru çekti. Kardeşi dedi ki: "Ey annem oğlu! Bu topluluk beni horlayıp hırpaladı. Neredeyse canımı alıyorlardı. Bir de sen düşmanları bana güldürtme! Beni şu zalim topluluk ile bir tutma!"
151
Musa da, "Ey Rabbim!Beni ve kardeşimi bağışla! Bize merhamet et, zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!" dedi.
152
Buzağıyı tanrı edinenler var ya, yakında onlara Rablerinin gazabı ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır. Biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.
153
Kötülükleri yaptıktan sonra tövbe edip de iman edenlere gelince; şüphesiz ki otövbeedip inandıktan sonra, Rabbin elbette bağışlayandır;merhamet edendir.
154
Öfkesi dinince, Musa levhaları aldı. Onlardaki yazıda Rablerinden korkanlar için yol gösterme ve rahmet vardı.
155
Musa, tayin ettiğimiz vakitte huzurumuzda bulunmak üzere kavminden yetmiş kişi seçti. Onları dehşetli bir gürültü yakalayınca, Musa dedi ki: "Ey Rabbim! Dileseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği yüzünden bizi helak edecek misin? Bu, senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dileyeni saptırır, dileyeni de doğru yola iletirsin. Bizim velimiz sensin, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bağışlayanların en üstünüsün."
156
"Bize, bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Şüphesiz biz sana yöneldik." Allah buyurdu ki: "Kimi dilersem, onu azabıma uğratırım; rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Ayrıca rahmetimi, sakınanlara, zekatı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım."
157
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılmış bulacakları ümmi/annesinden doğduğu gibi saf peygambere uyarlar; peygamber onlara iyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, güzel şeyleri onlara helal kılar, pis şeyleri onlara yasaklar. Sırtlarındaki ağırlıklarını indirir, üzerlerindeki zincirleri kırıp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, onunla indirilen ışığa uyan kişiler, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.
158
De ki: "Ey insanlar! Gerçekten ben, göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. Ondan başka tanrı yoktur; O, diriltir ve öldürür. O halde Allah'a ve Peygamberi'ne iman ediniz. Allah'a ve O'nun sözlerine inanan o anasından doğduğu gibi ahlaklı olan peygambere iman edip uyunuz ki doğru yolu bulasınız."
159
Musa toplumunda hak ile doğru yolu bulan ve onun sayesinde adil davranan bir topluluk vardır.
160
Biz İsrailoğulları'nı, on iki kabileye ayırdık. Kavmi kendisinden su isteyince, Musa'ya, "Asanı taşa vur!" diye vahyettik. Ondan on iki pınar fışkırdı. Her oymak su içeceği yeri belledi. Onların üzerlerine bulutları gölgelik yaptık, kendilerine kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size verdiğimiz rızıkların temizlerinden yiyiniz! Fakat onlar emirlerimizi dinlememekle bize değil, kendilerine zulmediyorlardı.
161
Hani onlara denildi ki: "Bu ülkede yerleşiniz ve oranın ürünlerinden dilediğiniz gibi yararlanınız ve bunu yaparken 'Bizden günahlarımızın yükünü kaldır' diye niyaz ediniz! Saygıda bulunarak kapıdan giriniz ki, sizin günahlarınızı bağışlayalım. İyilik yapanları kat kat ödüllendireceğiz."
162
Fakat onlardan zalim olanlar kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zulmetmeleri sebebiyle üzerlerine gökten bir bela, bir afet gönderdik.
163
Deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu onlara sor! Hani onlar Cumartesi gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Çünkü Cumartesi tatili yaptıkları gün, balıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi, Cumartesi tatili yapmadıkları gün de gelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.
164
İçlerinden bir grup, "Allah'ın helak edeceği, yahut şiddetli bir azapla cezalandıracağı bir topluma ne diye öğüt verip duruyorsunuz?" deyince onlar, "Rabbimize karşı bir mazeret olsun diye ve bir de sakınırlar ümidiyle" şeklinde cevap verdiler.
165
Kendilerine verilen öğüdü unuttuklarında, kötülükten alıkoyanları kurtarıp, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden dolayı şiddetli bir azap ile cezalandırdık.
166
Sonra da, kendilerine yasaklanan şeyleri yapmakta küstahça direttikleri zaman onlara, "Aşağılık maymunlar olun!" dedik.
167
Rabbin, kıyamet gününe kadar kendilerine azabın en kötüsünü yapacak kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Rabbin cezayı çabuk verendir. Yine de O, çok affedici, çok merhametlidir.
168
Onları yeryüzünde birçok topluluğa böldük. İçlerinden bazıları iyi kimselerdi; bazıları ise böyle değildi. İyi olmayanları, yanlışlarından belki dönerler diye, iyilik ve kötülüklerle imtihan ettik.
169
Onların ardından da, ayetleri tahrif karşılığında şu değersiz dünya malını alıp, "Nasıl olsa bağışlanacağız" diyerek kitaba varis olan birtakım kötü kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, kitapta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar kitaptakini okumamışlar mıydı? Ahiret yurdu, sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınız ermiyor mu?
170
Kitaba sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle barışsever iyilerin ödülünü zayi etmeyiz.
171
Bir zamanlar, dağı İsrailoğulları'nın tepesine bir gölgelik gibi çekmiştik de onu üstlerine düşüyor sanmışlardı. "Size verdiğimiz kitabı kuvvetle tutunuz ve içindekini hatırınızdan çıkarmayınız ki korunabilesiniz" dedik.
172
Hani kıyamet gününde, "Biz bundan habersizdik" demeyesiniz diye, Rabbin, Ademoğulları'ndan, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" Onlar da, "Evet, buna şahit olduk" dediler.
173
Ya da "Daha önce atalarımız şirke batmıştı. Biz de onların ardından gelen bir soyuz. Gerçeği çiğneyenler yüzünden bizi helak mi edeceksin?" demeyesiniz.
174
İşte, biz de ayetleri böyle açık açık dile getiriyoruz ki, günah işlemiş olanlar belki bizden yana dönerler.
175
Onlara şu adamın haberini oku! Kendisine ayetlerimizi vermiştik; fakat onlardan sıyrılıp çıktı. Ondan dolayı şeytan kendisini takip etti ve sonunda azgınlardan oldu.
176
İnsanı ayetlerimizle yüceltmeyi diledik. Ama o yere çakılı kaldı, arzularına uydu. Onun durumu şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtarak solur, kendi haline bıraksan da... Ayetlerimizi yalanlayan toplumun örneği işte budur. Bu hikayeyi anlat ki, düşünsünler.
177
Ayetlerimizi yalanlayan ve kendine zulmedegelen güruhun durumu ne kötü misaldir!
178
Allah'ın doğru yola yönelttiği kişi, hidayettedir. O'nun sapıklık içinde bıraktığı kimselere gelince, onlar kaybedenlerin ta kendileridir.
179
Andolsun ki, kalpleri olup düşünmeyen, gözleri olup görmeyen, kulakları olup dinlemeyen cinleri ve insanları cehennem için yarattık. Bunlar hayvan gibidirler; hatta daha da aşağıdırlar. İşte gafil olanlar böyleleridir.
180
En güzel isimler Allah'ındır. Bu güzel isimlerle O'na dua ediniz! Uygun olmayan isimlerle O'nu isimlendirenleri terkediniz! Onlar yapmakta olduklarının cezasını yakında çekeceklerdir.
181
Yarattıklarımızdan öyle bir millet var ki, daima hakka iletir ve adaleti hak ile yerine getirir.
182
Ayetlerimizi yalanlayanları, hiç bilemeyecekleri yerden adım adım helake yaklaştırırız.
183
Onlara mühlet veriyorum; cezalandırmam çok çetindir.
184
Kendilerinden biri olan peygamberde delilik olmadığını düşünmediler mi? O, apaçık bir uyarıcıdır.
185
Göklerin ve yerin hükümranlığı konusunda, Allah'ın yarattığı her şeyi ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğini düşünmediler mi? O halde Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar?
186
Allah'ın saptırdığını doğru yola götürecek kimse yoktur.Allah onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.
187
Sana kıyamet saatinin ne zaman gelip çatacağını soruyorlar. De ki: "Onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu zamanında açığa ancak O çıkarır. Kıyametin bilgisi göklere ve yere ağır gelir; kıyamet ansızın size gelecektir. Sanki, sen onu biliyormuşsun gibi, sana soruyorlar." De ki: "Onun ilmi Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bu gerçeği bilmiyorlar."
188
De ki: "Allah dilemedikçe ben kendime bir fayda ve zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette iyiliği arttırırdım ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben sadece, inanan bir toplum için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim."
189
Sizi tek bir cevherden yaratan ve gönlünün huzura kavuşacağı eşini de o cevherden var eden, Allah'tır. Eşine sarılınca, eşi hamile kaldı ve onu bir müddet taşıdı. Gebeliği ağırlaşınca, karıkoca, Rableri Allah'a, "Bize kusursuz bir çocuk verirsen andolsun, şükredenlerden olacağız" diye yalvardılar.
190
Allah onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği evlat konusunda Allah'a ortaklar koştular. Allah onların ortak koştuğu şeylerden uzaktır.
191
Kendileri yaratılmakta olan ve bir şey yaratamayan putları mı Allah'a ortak koşuyorlar?
192
Oysa, putlar onlara da yardım edecek güçte değil ve kendilerine de yardım edemezler.
193
O putları doğru yola çağırsanız size uyamazlar. Onları çağırsanız da sussanız da sizin için birdir.
194
Allah'tan başka yalvardıklarınız, sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü iseniz, onları çağırın da size cevap versinler.
195
Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi ya da görecek gözleri mi var veya işitecek kulakları mı var? De ki: "Ortaklarınızı çağırınız, sonra bana tuzak kurup göz açtırmayınız."
196
Şüphesiz ki benim koruyanım, kitabı indiren Allah'tır ve o bütün iyi kullarını görüp gözetir.
197
Allah'ın dışında taptıklarınızın, ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.
198
Onları doğru yola çağırmış olsanız, işitmezler. Onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.
199
Sen, affetme yolunu tut/tedbirini al! Uygun olanı emret, cahillerden yüz çevir!
200
Şayet şeytan, senin içine bir vesvese düşürürse Allah'a sığın; çünkü O, işitir; bilir.
201
Takva sahipleri var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda, düşünüp hemen görürler.
202
Şeytanın kardeşleri onları azgınlığa çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar.
203
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, "Sen bir tane derleseydin ya!" derler. De ki: "Ben ancak Rabbim tarafından bana vahyolunana uyarım. Bu kitap, Rabbinizden gelen göz açıcı belgeler olup, inanmış bir topluma rehber ve rahmettir."
204
Kur'an okunduğu zaman susup onu dinleyiniz ki, size merhamet edilsin!
205
Sen ey Peygamber,alçak gönüllülükle, korku ve duyarlık içinde, sesini yükseltmeden,sabahakşam kendi içinde Rabbini an ve sakın gafillerden biri olma!
206
Şüphesiz, Rabbine yakın olanlar, O'na kulluk yapmaktan asla kibre kapılmazlar; O'nu noksan sıfatlardan uzak tutar ve sadece O'na secde ederler.