11
SURE
Hud Suresi
⌄
⌄
1
2
3
Ve taki Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra (ıhlas ile) ona dönün ki sizi adı konmuş (ta'yin ve takdir edilmiş) bir müddete kadar güzel ni'metleriyle faidelendirsin, her fazıylet saahibine kendi fazl (-u kerem) ini versin. (Habibim onlara de ki:) "Eğer (imandan) yüz çevirirseniz ben sizin başınıza (gelecek) büyük bir günün azabından korkarım".
5
6
7
O, hanginizin ameli (haal-ü hareketi) daha güzel olduğu (hususunda) sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Bundan evvel ise) arşı su üstünde idi. And olsun ki "Ölümden sonra muhakkak yine diriltileceksiniz" desen kafir olanlar mutlakaa "Bu, apaçık bir aldatmadan başka (bir şey) değildir" derler.
8
9
10
11
12
Şimdi sen (müşriklerin belki): "Ona (gökden) bir hazine indirilseydi, yahud maiyyetinde bir de melek gelseydi ya" demelerinden (naşi) sana vahy olunandan bir kısmını, bu yüzden yüreğin daralarak, hemen terk mi edivereceksin? Sen ancak bir nezirsin (Allahın azabiyle korkutan bir peygambersin). Allah ise her şey'e hakkıyle vekildir.
13
14
Eğer bunun üzerine (ey müşrikler) onlar da (o yardıma çağırdıklarınız da ızhaar-ı acz edib) size cevab veremediler, (bu işi beceremediler) se bilin ki, demek, o (Kur'an) ancak Allahın ilmiyle indirilmişdir. (O Allah ki) hakikaten kendinden başka hiç bir Tanrı yokdur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?!
15
16
17
(Yalınız dünya hayaatını arzu eden kimse); Rabbinin açık bir delil? üzerinde bulunub da ardınca yine Ondan bir şahid gelen, ondan önce de bir rehber ve bir rahmet olmak üzere Musanın hitabı (ile tasdıyk edilmiş) olan kimse gibi midir ki böyle olanlar ona (Kur'ana) inanırlar. Her hangi bir güruh onu tanımazsa ateş onun va'd edilen yeridir. Sen de bundan şübhe içinde olma. Çünkü o, hakdır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
18
19
20
21
23
24
25
26
27
Bunun üzerine kavminden küfredenlerin elebaşları "Biz seni kendimiz gibi bir insandan başka olarak görmüyoruz. Basıyt ve zaahiri bir görüşle (uyan) en aşağı tabakalarımızdan başkasının sana tabi olduğunu da görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü dahi görmüyoruz. Biz sizi bil'akis yalancılar sanıyoruz" dedi (ler).
28
(Nuh) dedi ki: "Ya ben (da'vamın sıdkına şahid olmak üzere) Rabbimden (gelen) apaçık bir bürhan üzerinde isem? O, bana kendi katından bir rahmet vermiş de bunlar siz (in kör gözleriniz) den gizli bırakılmışsa? Söyleyin bana ey kavmim? Sizi ona, kendiniz hoş görmeyib dururken de zorlayacak mıyız (sanki)"?
29
30
31
"Ben size: Allahın hazineleri benim nezdimdedir demiyorum. Ben ğaybı bilmem. Ben hakıykatde bir melek'im de demiyorum. Bununla beraber gözlerinizin hor gördüğü kimseler (mü'minler) hakkında Allah onlara asla bir hayr vermeyecekdir dahi diyemem. Allah, onların özlerindekini ençok bilendir. (Eğer bunları tard edersem) o takdirde şübhesiz ki ben zaalimlerdenimdir".
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
48
Denildi ki: "Ya Nuh, sana ve (gemide) maiyyetinde bulunanlardan (gelecek mü'min) ümmetlere bizden selam (-ü selamet) ve bereketlerle in (gemiden. Onlardan türeyecek diğer kafir) ümmetler de vardır ki biz onları dahi (dünyada bol rızıklarla) faidelendireceğiz. Sonra ise (ahiretde) onları bizden acıklı bir azab çarpacakdır..
49
50
51
52
53
54
(54-55) Biz "Tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış" (demekden) başka (bir şey) söylemeyiz. (Hud) dedi: "Allahı hakıyki şahid gösteririm ve siz de şahid olun ki ben sizin Allahı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiğiniz şeylerden kat'iyyen uzağım. Artık bana topyekun istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin".
55
(54-55) Biz "Tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış" (demekden) başka (bir şey) söylemeyiz. (Hud) dedi: "Allahı hakıyki şahid gösteririm ve siz de şahid olun ki ben sizin Allahı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiğiniz şeylerden kat'iyyen uzağım. Artık bana topyekun istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin".
56
57
58
59
60
61
Semuud'a biraderleri Saalih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiç bir Tanrınız yokdur. O, sizi toprakdan meydana getirdi, sizi orada ömür geçirmiye (yahud: i'maara) me'mur etdi. O halde Ondan mağfiret isteyin, sonra Ona tevbe edin (hep Ona dönün). Şübhesiz ki Rabbim (in rahmeti) çok yakındır; O, (duaları da) kabul edendir".
62
63
(Saalih) dedi ki: "Ey kavmim, ya ben Rabbimden (gelen) apaçık bir mu'cizenin üzerinde isem ve O, kendinden bana bir rahmet (bir peygamberlik) vermişse? (Buna) ne dersiniz? O halde Allah (ın intikaamın) dan, eğer Ona isyan edersem, (kurtarmak hususunda) bana kim yardım eder? Demek, siz beni ziyana uğratmakdan, (bunu) bana karşı artırmakdan başka, bir şey yapmayacaksınız".
64
65
66
67
68
69
70
71
72
73
74
76
77
78
(Lutun) kavmi, kendisine doğru (soluk soluğa) koşarak yanına geldi. Onlar daha evvelden kötülükleri işlemiye alışmış kimselerdi. (Lut): "Ey kavmim, dedi, işte kızlarım. Sizin için onlar daha temizdir. Artık Allahdan korkun, beni müsafirlerimin içinde küçük düşürmeyin. İçinizde aklı başında bir adam da yok mu sizin"?
79
81
(Elçi melekler): "Ya Lut, emin ol, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kat'iyyen dokunamazlar. Sen hemen gecenin bir kısmında ailenle yürü (yola çık). İçinizden hiç biri geri kalmasın. Yalınız karın müstesna. Çünkü onlara (kavmine) isaabet edecek (azab) hiç şübhesiz ona da çarpacakdır. Onlara va'd olunan (helak) zamanı sabah vaktidir. Sabah vaktı da yakın değil mi?" dediler.
82
83
84
85
86
87
88
"Ey kavmim, dedi, ya ben Rabbimden (gelen) apaçık bir bürhanın üzerinde isem ve O, bana kendisinden güzel bir rızk ihsan etmiş ise? (Buna) ne dersiniz? Size etdiğim yasağa rağmen, kendim size muhaalefet etmek istemiyorum ki. Ben gücümün yetdiği kadar ıslahdan başka bir şey arzu etmem. Benim muvaffakıyyetim ancak Allahın yardımıyledir. Ben yalınız Ona güvenib dayandım ve yalınız Ona dönerim".
89
90
91
92
93
94
95
96
97
98
99
100
101
102
103
105
106
107
108
109
110
111
112
113
114
116
Sizden önceki devirlerde (insanları) yer yüzünde fesad (çıkarmak) dan vaz geçirmiye çalışacak (bu suretle onları helakden kurtaracak) fazilet saahibleri bulunmalı değil miydi? (O devirlerin insanları) içinden (vazifelerini yapdıkları için) kurtardığımız (kimseler) ancak (pek) azdır. Zaalim olanlar ise yalınız kendilerine verilen (dünyevi) refahın ardına düşdüler, günahkar insanlardı onlar.
117
118
119
120