11
SURE

Hud Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, lam, raa. (Bu) öyle bir kitabdır ki ayetleri (en kat'i bürhanlarla) desteklenmiş, sonra da apaçık bildirilmiş, (her işi) hikmetle yapan, (her şeyden) kemaliyle haberdar olan (Allah) tarafından (indirilmişdir).
2
Taki Allahdan başkasına ibadet etmeyin. Şübhesiz, ben sizi Onun tarafından (eğri yolun akıbetinden) korkutan, (mü'minlere) müjde veren (bir peygamber) im.
3
Ve taki Rabbinizden mağfiret isteyin, sonra (ıhlas ile) ona dönün ki sizi adı konmuş (ta'yin ve takdir edilmiş) bir müddete kadar güzel ni'metleriyle faidelendirsin, her fazıylet saahibine kendi fazl (-u kerem) ini versin. (Habibim onlara de ki:) "Eğer (imandan) yüz çevirirseniz ben sizin başınıza (gelecek) büyük bir günün azabından korkarım".
4
Dönüşünüz ancak Allaha dır. O her şey'e hakkıyle kaadirdir.
5
Haberiniz olsun ki ondan (o peygamberden düşmanlıklarını) gizlemeleri için göğüslerini dürüb bükerler. (Hakkı işitmemek için) elbiseleriyle örtündükleri zaman da (hallerine) dikkat et. (Halbuki) Allah Onların gizleyeceklerini de, açığa vuracaklarını da biliyor. Çünkü O, sinelerin ta özünü bilendir.
6
Yerde yürüyen hiç bir canlı haaric olmamak üzere rızıklar) Allahın üstünedir. Onların duracak yerlerini de, emanet edilen yerlerini de O bilir. (Bunların) hepsi (ve bütün halleri) o apaçık kitabdadır.
7
O, hanginizin ameli (haal-ü hareketi) daha güzel olduğu (hususunda) sizi imtihan etmek için gökleri ve yeri altı günde yaratandır. (Bundan evvel ise) arşı su üstünde idi. And olsun ki "Ölümden sonra muhakkak yine diriltileceksiniz" desen kafir olanlar mutlakaa "Bu, apaçık bir aldatmadan başka (bir şey) değildir" derler.
8
Andolsun ki biz kendilerinden azabı sayılı bir müddete kadar gecikdirsek mutlakaa diyeceklerdir ki: "Bunu alıkoyan (sebeb) de ne"? Haberiniz olsun ki, o bunlara geleceği gün kendilerinden döndürülecek değildir. Eğlenceye alageldikleri şey (azab) onları çepçevre kuşatacakdır.
9
İnsana bizden bir rahmet (ve ni'met) tatdırıb da sonra bunu kendisinden soyub alıversek, andolsun, (o anda) o, (Allahın fazlından) ümidini kesen bir adam, (evvelki ni'metleri tamamen unutan) bir nankördür.
10
Şayed kendisine dokunan bir derdden sonra ona ni'meti tatdırırsak andolsun diyecek ki: "Benden kötülükler (bir daha gelmemek üzere) uzaklaşıb gitdi". Çünkü o (bu anda) şımarıkdır, (halka karşı) böbürlenendir.
11
(Derdlere, sıkıntılara) göğüs gerib de güzel güzel amel (ve hareketler) de bulunanlar böyle değil. (Günahlarını) yarlığamak ve büyük mükafat işte bunlar, bunlar içindir.
12
Şimdi sen (müşriklerin belki): "Ona (gökden) bir hazine indirilseydi, yahud maiyyetinde bir de melek gelseydi ya" demelerinden (naşi) sana vahy olunandan bir kısmını, bu yüzden yüreğin daralarak, hemen terk mi edivereceksin? Sen ancak bir nezirsin (Allahın azabiyle korkutan bir peygambersin). Allah ise her şey'e hakkıyle vekildir.
13
Yoksa onu (Kur'anı) kendisi mi uydurdu diyorlar? De ki: "O halde haydi siz de onun gibi on sure getirin düzme ve uydurma olarak. Allahdan başka kime gücünüz yetiyorsa (kime güveniyorsanız) onları da (yardıma) çağırın, eğer (iddianızda) doğrucular iseniz.
14
Eğer bunun üzerine (ey müşrikler) onlar da (o yardıma çağırdıklarınız da ızhaar-ı acz edib) size cevab veremediler, (bu işi beceremediler) se bilin ki, demek, o (Kur'an) ancak Allahın ilmiyle indirilmişdir. (O Allah ki) hakikaten kendinden başka hiç bir Tanrı yokdur. Artık siz müslüman oluyor musunuz?!
15
Kim (yalınız) dünya hayaatını ve onun zinet (ve ihtişam) ını arzu ederse onların yapdıklarının (çalışdıklarının) karşılığını burada tamamen öderiz. Onlar bu hususda bir eksikliğe de uğratılmazlar.
16
Onlar öyle kimselerdir ki ahiretde kendilerine ateşden başkası yokdur. (Dünyada) işledikleri şeyler (hatta iyilikler) orada boşa gitmişdir. Zaten yapageldikleri hep boşdur (onların).
17
(Yalınız dünya hayaatını arzu eden kimse); Rabbinin açık bir delil? üzerinde bulunub da ardınca yine Ondan bir şahid gelen, ondan önce de bir rehber ve bir rahmet olmak üzere Musanın hitabı (ile tasdıyk edilmiş) olan kimse gibi midir ki böyle olanlar ona (Kur'ana) inanırlar. Her hangi bir güruh onu tanımazsa ateş onun va'd edilen yeridir. Sen de bundan şübhe içinde olma. Çünkü o, hakdır, Rabbindendir. Fakat insanların çoğu iman etmezler.
18
Allaha karşı (kendiliğinden) yalan düzenden daha zaalim kimdir? Onlar Rablerine arzedilecekler, şahidler de "İşte bunlar Rablerine karşı yalan söyleyenlerdir" diyecek. Haberiniz olsun ki Allahın la'neti zaalimlerin tepesindedir.
19
Öyle (zaalimler) ki (insanları) Allahın yolundan döndürürler, onu eğriltmek isterler. Onlar ahireti inkar edenlerin ta kendileridir.
20
Onlar yer yüzünde (Allahı) aciz bırakabilecek değillerdir. Kendilerini Allahdan (kurtaracak) hiç bir haamileri de yokdur. Onların azabı kat kat olacakdır. (Çünkü) onlar (hakkı) işitmiye tehammül edemezlerdi, (onu) görmezlerdi de.
21
Onlar nefislerine ziyan edenlerdir. Uydurmakda oldukları şeyler (putlar) da kendilerinden uzaklaşıb gaybolmuşdur.
22
Şübhesiz onlar ahiretde en çok zarar görenlerin ta kendileridir.
23
İman edib de güzel işler yapanlar (a) ve huşu ve tevaazu'la Rablerine bağlananlar (a gelince) onlar cennetin yaranıdırlar. Onun içinde ebedi kalıcıdırlar onlar.
24
Bu iki zümrenin haali kör ve sağırla gören ve işiden (in haali) gibidir. Bunlar birbirine denk olurlar mı hiç? Haala iyi düşünmeyecek misiniz?
25
(25-26) Andolsun ki biz Nuhu kavmine (peygamber olarak) göndermişizdir. (O, öyle demişdi:) "Şübhesiz ki ben sizi Allahın azabından apaçık korkutanım. Allahdan başkasına ibadet etmeyin. Hakıykat, ben sizi başınıza acıklı bir günün azabı (gelib çatması) ndan endiyşe ediyorum".
26
(25-26) Andolsun ki biz Nuhu kavmine (peygamber olarak) göndermişizdir. (O, öyle demişdi:) "Şübhesiz ki ben sizi Allahın azabından apaçık korkutanım. Allahdan başkasına ibadet etmeyin. Hakıykat, ben sizi başınıza acıklı bir günün azabı (gelib çatması) ndan endiyşe ediyorum".
27
Bunun üzerine kavminden küfredenlerin elebaşları "Biz seni kendimiz gibi bir insandan başka olarak görmüyoruz. Basıyt ve zaahiri bir görüşle (uyan) en aşağı tabakalarımızdan başkasının sana tabi olduğunu da görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü dahi görmüyoruz. Biz sizi bil'akis yalancılar sanıyoruz" dedi (ler).
28
(Nuh) dedi ki: "Ya ben (da'vamın sıdkına şahid olmak üzere) Rabbimden (gelen) apaçık bir bürhan üzerinde isem? O, bana kendi katından bir rahmet vermiş de bunlar siz (in kör gözleriniz) den gizli bırakılmışsa? Söyleyin bana ey kavmim? Sizi ona, kendiniz hoş görmeyib dururken de zorlayacak mıyız (sanki)"?
29
Ey kavmim, bundan (bu tebliğlerimden) dolayı sizden hiç bir mal istemiyorum. Benim mükafatım Allahdan başkasına aid değildir ve ben iman edenleri tardedici de değilim. Çünkü onlar muhakkak ki Rablerine kavuşanlardır. Ancak ben sizi cahillik eder bir kavm görüyorum".
30
"Ey kavmim, ben onları koğarsam Allahdan (Allahın intikaamından) beni kim (kurtarabilir, bana kim) yardım eder? Hiç de düşünmez misiniz?"
31
"Ben size: Allahın hazineleri benim nezdimdedir demiyorum. Ben ğaybı bilmem. Ben hakıykatde bir melek'im de demiyorum. Bununla beraber gözlerinizin hor gördüğü kimseler (mü'minler) hakkında Allah onlara asla bir hayr vermeyecekdir dahi diyemem. Allah, onların özlerindekini ençok bilendir. (Eğer bunları tard edersem) o takdirde şübhesiz ki ben zaalimlerdenimdir".
32
Dediler: "Ey Nuh, bizimle cidden uğraşdın. Bizimle olan bu mücadelende ileri de gitdin. Eğer sen doğruculardan isen bizi tehdid edib durduğun (azab) ı haydi getir bize".
33
(Nuh da): "Dilerse onu size ancak Allah getirir. Siz (Onu) aciz bırakabilecekler değilsiniz" dedi.
34
"Eğer Allah sizi helak etmek dilemişse, ben sizin iyiliğinizi arzu etmiş olsam bile, bu hayırhahlığım size faide vermez. O, sizin Rabbinizdir ve nihayet ancak Ona döndürüleceksiniz".
35
(Habibim) belki "Onu (Kur'anı) kendiliğinden uydurdu" derler. De ki: "Eğer ben onu kendim uydurdumsa günahı benim üstüme olsun. Halbuki ben sizin (böyle bir iftira ile) irtikab edegeldiğiniz (günah) dan tamamen uzağım".
36
Nuha şu hakıykat vahy olundu: "Kavminden gerçek iman etmiş olanlardan başkası asla iman etmeyecekdir. O halde (bihude üzülüb de) işleyegeldikleri şeylerden (tecavüzlerden) dolayı tasalanma".
37
"Bizim nezaretimiz ve vahyimiz ile gemi yap. Zulmedenler hakkında bana bir şey söyleme. Çünkü onlar suda boğulmuşlardır (boğulacaklardır)".
38
(Nuh) gemiyi yapıyordu. Kavminden her hangi bir güruh yanından geçdikçe onunla eğleniyorlardı. Dedi ki: "Eğer bizimle eğlenirseniz biz de sizinle, bu eğlendiğiniz gibi, eğleneceğiz".
39
"Artık kendisini rüsvay edecek azabın kime gelib çatacağını (bundan başka ahiretdeki) daim? azabın da kimin başına geleceğini ileride bileceksiniz".
40
Nihayet emrimiz gelib de fırın kaynadığı zaman (Nuha) dedik ki: "Her birinden (her bir neviden erkek ve dişi) ikişer çift ile — aleyhinde söz geçmiş (helakleri takdir edilmiş) olanlar müstesna — aileni ve iman edenleri içine yükle". Zaten onun maiyyetindeki az kimselerden başkası da iman etmemişdi.
41
(Nuh) dedi ki: "Binin içerisine. Onun akması da, durması da Allahın adıyladır. Seksiz şübhesiz Rabbim çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir".
42
O (gemi) bunları dağlar gibi dalga (lar) içinden akıtıb götürüyordu. Nuh ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı: "Oğulcağızım, (gel) bizim yanımıza sen de bin, kafirlerden olma".
43
O, dedi ki: "Bir dağa sığınırım, o beni sudan korur". (Nuh da şöyle) dedi: "Bu gün Allahın emrinden, esirgeyen kendinden başka, hiç bir koruyucu yokdur", ikisinin arasına dalga girdi, o da boğulanlardan oldu.
44
(Taraf-ı ilahiden) denildi ki: "Ey arz suyunu yut, ey gök sen de tut". Su kesildi, iş olub bitirildi, (gemi de) Cudi (dağının) üzerinde durdu. O zaalimler güruhuna "Uzak olsunlar" denildi.
45
Nuh Rabbine düa edib dedi ki: "Ey Rabbim, benim oğlum da şübhesiz benim ailemdendir. Senin va'din elbette hakdır ve Sen haakimlerin haakimisin".
46
(Allah da şöyle) buyurdu: "Ey Nuh, o kat'iyyen senin ailenden değildir. Çünkü o (nun işlediği) Saalih olmayan (kötü) bir işdir. O halde bilgin olmadığı bir şey'i benden isteme. Seni bilmezlerden olmakdan bihakkın men ederim".
47
(Nuh) "Ey Rabbim, dedi, ben bilgimin olmadığı şey'i Senden istemekden Sana sığınırım. Eğer beni yarlığamazsan, beni esirgemezsen husrane düşmüşlerden olurum".
48
Denildi ki: "Ya Nuh, sana ve (gemide) maiyyetinde bulunanlardan (gelecek mü'min) ümmetlere bizden selam (-ü selamet) ve bereketlerle in (gemiden. Onlardan türeyecek diğer kafir) ümmetler de vardır ki biz onları dahi (dünyada bol rızıklarla) faidelendireceğiz. Sonra ise (ahiretde) onları bizden acıklı bir azab çarpacakdır..
49
Bunlar gayb haberlerindendir ki sana onları vahyediyoruz. Onları bundan evvel ne sen biliyordun, ne kavmin. O halde (Habibim) sen de (Nuh gibi her cefaye) katlan. Akıbet hiç şübhesiz takvaaye erenlerindir.
50
Ad'e biraderleri Hud'ü (gönderdik). "Ey kavmim, dedi, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiç bir Tanrınız yok. Siz (Allaha karşı) yalan düzenlerden başka (kimseler) değilsiniz".
51
"Ey kavmim, ben buna (bu tebliğıma) mukaabil sizden hiç bir ücret istemiyorum. Benim mükafatım, beni yaradandan başkasına aid değildir. Haala akıllanmayacak mısınız?".
52
"Ey kavmim, Rabbinden mağfiret isteyin. Sonra yine Ona tevbe (ve rücu) edin ki üstünüze gökden bol bol (feyzini) göndersin, kuvvetinize daha fazla kuvvet katsın. Günahkarlar olarak yüz çevirmeyin".
53
Dediler ki: "Ey Hud, sen bize açık bir mu'cize getirmedin. Biz de senin sözünle Tanrılarımızı bırakıcı değiliz. Sana inanıcılar da değiliz".
54
(54-55) Biz "Tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış" (demekden) başka (bir şey) söylemeyiz. (Hud) dedi: "Allahı hakıyki şahid gösteririm ve siz de şahid olun ki ben sizin Allahı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiğiniz şeylerden kat'iyyen uzağım. Artık bana topyekun istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin".
55
(54-55) Biz "Tanrılarımızdan kimi seni fena çarpmış" (demekden) başka (bir şey) söylemeyiz. (Hud) dedi: "Allahı hakıyki şahid gösteririm ve siz de şahid olun ki ben sizin Allahı bırakıb da Ona ortak tutmakda devam etdiğiniz şeylerden kat'iyyen uzağım. Artık bana topyekun istediğiniz tuzağı kurun, sonra bana mühlet de vermeyin".
56
"Şübhesiz ki ben, kendimin de, sizin de Rabbiniz olan Allaha güvenib dayandım. Yürür hiç bir mahluk haaric olmamak üzere (hepsinin) alnından tutan Odur. Benim Rabbim hakıykaten doğru bir yol üzerindedir".
57
"Eğer şimdi yüz çevirirseniz (ne diyeyim). Ben size ne ile gönderilmişsem işte size onu tebliğ etdim. Rabbim size yerinize diğer bir kavmi getirir de Ona hiç bir şeyle zarar yapamazsınız. Şübhesiz ki benim Rabbim her şey'in üstünde bir nigehbandır".
58
Vaktaki (azab) emrimiz geldi. Hud'ü de, maiyyetindeki mü'minleri de, bizden bir rahmet olarak, selamete erdirdik, onları ağır azabdan kurtardık.
59
İşte Ad (kavmi)! Onlar Rablerinin ayetlerini bilerek inkar etdiler, peygamberlerine aasi oldular, inadcı her zorbanın emri ardınca gitdiler.
60
Onlar bu dünyada da, kıyaamet gününde de la'net (cezasına) tabi' tutuldular. Haberiniz olsun ki Ad (kavmi) Rablerine küfretdiler. Gözünüzü açın ki Hud'ün kavmi olan Ad'e (rahmet-i ilahiyyeden ebedi) uzaklık (verildi).
61
Semuud'a biraderleri Saalih'i (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin Ondan başka hiç bir Tanrınız yokdur. O, sizi toprakdan meydana getirdi, sizi orada ömür geçirmiye (yahud: i'maara) me'mur etdi. O halde Ondan mağfiret isteyin, sonra Ona tevbe edin (hep Ona dönün). Şübhesiz ki Rabbim (in rahmeti) çok yakındır; O, (duaları da) kabul edendir".
62
"Ey Saalih, dediler, sen bundan evvel içimizde ümid beslenen bir (zat) din. (Şimdi) atalarımızın tapdığı şeylere tapmamızdan bizi vaz geçirmek mi istiyorsun? Senin bizi (kulluğuna) da'vet etdiğin (Rab) den hakıykaten şek içindeyiz, şübheleniciyiz".
63
(Saalih) dedi ki: "Ey kavmim, ya ben Rabbimden (gelen) apaçık bir mu'cizenin üzerinde isem ve O, kendinden bana bir rahmet (bir peygamberlik) vermişse? (Buna) ne dersiniz? O halde Allah (ın intikaamın) dan, eğer Ona isyan edersem, (kurtarmak hususunda) bana kim yardım eder? Demek, siz beni ziyana uğratmakdan, (bunu) bana karşı artırmakdan başka, bir şey yapmayacaksınız".
64
"Ey kavmim, işte size bir ayet (bir mu'cize) olmak üzere Allahın şu dişi devesi! Artık onu (serbest) bırakın. Allahın arzında yesin. Ona fenalık edib dokunmayın. Binnetice sizi yakın bir azab yakalar".
65
Derken, onu, ayaklarını keserek öldürdüler. Bunun üzerine (Saalih) dedi ki: "Memleketinizde üç gün daha yaşayın. İşte bu, yalanı çıkarılamayacak bir tehdiddir".
66
Vaktaki (azab) emrimiz geldi, Saalihi de, onun maiyyetinde iman etmiş olanları da tarafımızdan bir esirgeme olarak (azabdan ve) o günün rüsvaylığından kurtardık. Şübhesiz ki senin Rabbin, O, çok kuvvetlidir, mutlak gaalibdir.
67
O zaalimleri ise korkunç bir ses alıb götürdü de yurdlarına diz üstü çöken (canları çıkan) kimseler oluverdiler.
68
Sanki orada (zaten) oturmamışlardı. Haberiniz olsun ki Semud (kavmi) hakıykaten Rablerine küfretdiler, gözünüzü açın ki Semuda (rahmet-i ilahiyyeden) uzaklık (verilmişdir).
69
Andolsun, elçilerimiz, İbrahime müjde ile gelib "Selam" dediler. O da "Selam" dedi ve eğlenmeden gidib (onlara) kızartılmış bir buzağı getirdi.
70
(İbrahim), ellerinin buna uzanmadığını görünce onları (n durumundan) hoşlanmadı, onlardan kalbine bir nev'i korku gizledi. Onlar: "Korkma, dediler, çünkü biz Luut kavmine gönderildik".
71
(İbrahimin) karısı (hizmet için) ayakda idi. (Bu söz üzerine) güldü. Biz de ona İshakı, İshakın ardından da (torunu) Ya'kubu müjdeledik.
72
"(Kadın) vay, dedi, kendim bir koca karı, şu zevcim de bir ihtiyar iken ben mi doğuracak mışım? Bu, cidden pek şaşılacak bir şey"!
73
(Elçi melekler): "Allahın emrine mi şaşıyorsun? Ey ehl-i beyt, Allahın rahmeti, bereketleri sizin üzerinizdedir. Şübhe yok ki, O, asıl hamde layık, hayr-u ihsanı çok olandır" dediler.
74
Vaktaki İbrahimden o korku gitdi, kendisine bir de müjde geldi. (Şimdi o) Lut kavmi hakkında (adeta) bizimle mücadele ediyordu).
75
Çünkü İbrahim cidden yumuşak huylu, yüreği yanık, kendisini tamamen Allaha vermiş biri idi.
76
"Ey İbrahim, (dediler), bundan (bu mücadeleden) vaz geç. Zira hakıykat şudur: Rabbinin emri gelmişdir. Onlara muhakkak reddolunamıyacak bir azab gelib çatıcıdır",
77
Vaktaki elçilerimiz Luta geldi. O, bunlar yüzünden kaygıya düşdü, bunlar yüzünden göğsü daraldı ve: "Bu çetin bir gündür" dedi.
78
(Lutun) kavmi, kendisine doğru (soluk soluğa) koşarak yanına geldi. Onlar daha evvelden kötülükleri işlemiye alışmış kimselerdi. (Lut): "Ey kavmim, dedi, işte kızlarım. Sizin için onlar daha temizdir. Artık Allahdan korkun, beni müsafirlerimin içinde küçük düşürmeyin. İçinizde aklı başında bir adam da yok mu sizin"?
79
Dediler: "Andolsun, senin de bildiğin vech ile bizim senin kızlarınla hiç bir hak (ve alaka) mız yokdur. Sen bizim ne dilediğimizi elbette bilirsin".
80
(Lut: "Ah), dedi, size (yetecek) bir kuvvetim olsaydı, yahud sarp bir kal'aya sığınabilseydim"!
81
(Elçi melekler): "Ya Lut, emin ol, biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana kat'iyyen dokunamazlar. Sen hemen gecenin bir kısmında ailenle yürü (yola çık). İçinizden hiç biri geri kalmasın. Yalınız karın müstesna. Çünkü onlara (kavmine) isaabet edecek (azab) hiç şübhesiz ona da çarpacakdır. Onlara va'd olunan (helak) zamanı sabah vaktidir. Sabah vaktı da yakın değil mi?" dediler.
82
(82-83) Vaktaki (azab) emrimiz geldi, (o memleketin) üstünü altına getirdik ve tepelerine balçıkdan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdik ki onlar Rabbinin katında hep damgalanmışlardı. Onlar zaalimlerden uzak değildir.
83
(82-83) Vaktaki (azab) emrimiz geldi, (o memleketin) üstünü altına getirdik ve tepelerine balçıkdan pişirilmiş, istif edilmiş taşlar yağdırdik ki onlar Rabbinin katında hep damgalanmışlardı. Onlar zaalimlerden uzak değildir.
84
Medyen'e de biraderleri Şuaybı (gönderdik). Dedi ki: "Ey kavmim, Allaha kulluk edin. Sizin ondan başka hiç bir Tanrınız yokdur. Ölçeği, tartıya eksik tutmayın. Ben sizi hakıykat bir ni'met (ve refah) içinde görüyorum. Şübhesiz ki ben bir gün (hepinizi) çepçevre kuşatıcı bir azabdan korkmakdayım".
85
"Ey kavmim ölçekde ve tartıda adaleti yerine getirin. Nasin eşyasını (mallarını, hakkını) eksiltmeyin. Yer yüzünde fesadcılar olarak fenalık yapmayın".
86
"Eğer mü'min kimseler iseniz Allah'ın (halalınden) bırakdığı (kar) sizin için daha hayırlıdır. (Bununla beraber) ben sizin üzerinizde bir bekçi de değilim".
87
Dediler ki: "Ey Şuayb, atalarımızın tapdığı şeylerden, yahud mallarımızdan ne dilersek onu yapmamızdan vaz geçmemizi sana namazın mı emrediyor? Çünkü sen, muhakkak ki sen (biliyoruz) yumuşak huylu, aklı başında (bir adam) sın".
88
"Ey kavmim, dedi, ya ben Rabbimden (gelen) apaçık bir bürhanın üzerinde isem ve O, bana kendisinden güzel bir rızk ihsan etmiş ise? (Buna) ne dersiniz? Size etdiğim yasağa rağmen, kendim size muhaalefet etmek istemiyorum ki. Ben gücümün yetdiği kadar ıslahdan başka bir şey arzu etmem. Benim muvaffakıyyetim ancak Allahın yardımıyledir. Ben yalınız Ona güvenib dayandım ve yalınız Ona dönerim".
89
"Ey kavmim, bana olan düşmanlığınız, Nuh kavminin, ya Hud kavminin, yahud Saalih kavminin başlarına gelenler gibi size bir musiybet yüklemesin. Lut kavmi de sizden uzak değil".
90
"Rabbinizden mağfiret dileyin. Sonra Ona tevbe ile rücu edin. Çünkü Rabbim çok esirgeyendir, (mü'minleri) çok sevendir".
91
Dediler ki: "Ey Şuayb, biz senin söylemekde olduğundan bir çoğunu iyice anlamıyoruz. Seni de içimizden cidden zaif görüyoruz. Eğer kabilen olmasaydı muhakkak ki seni taşla öldürürdük. Sen bizden üstün bir şeref saahibi değilsin ki..."
92
(Şuayb): "Ey kavmim, dedi, size göre benim kabilem mi Allahdan daha şereflidir ki Onu (tutub) arkanıza atılmış (değersiz) bir şey edindiniz? Benim Rabbim (in ilmi) şübhesiz ne yaparsanız (hepsini) çepçevre kuşatıcıdır".
93
"Ey kavmim, elinizden geleni yapın. Ben de (vazifemi) yapıcıyım: Yakında bileceksiniz ki kendisini rüsvay edecek azab kime gelecekdir ve o yalancı kimdir? (O azabı) gözetleyin, ben de sizinle beraber (onu) gözetleyiciyim".
94
Vaktaki (azab) emrimiz geldi. Hem Şuaybı, hem onun maiyyetinde iman etmiş olanları, bizden bir esirgeme olarak, kurtardık. Zulmedenleri ise korkunç bir ses yakaladı da yurdlarında diz üstü çöke kaldılar (helak oldular).
95
Sanki onlar zaten orada oturmamışlardı. Haberiniz olsun ki Semud (kavmi) rahmet-i ilahiyyeden nasıl uzaklaşdıysa Medyen (kavmi) ne de öylece bir uzaklık (verildi).
96
(96-97) Andolsun ki biz Musayı da Fir'avna ve onun ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle gönderdik de yine onlar Fir'avnın emrine tabi oldular. Halbuki Fir'avn'ın emri hiç de salahiyyetli ve dürüst değildi.
97
(96-97) Andolsun ki biz Musayı da Fir'avna ve onun ileri gelenlerine mucizelerimizle ve apaçık bir hüccetle gönderdik de yine onlar Fir'avnın emrine tabi oldular. Halbuki Fir'avn'ın emri hiç de salahiyyetli ve dürüst değildi.
98
O, kıyaamet günü kavminin önüne düşecekdir. Artık o, bunları (suya götürür gibi) ateşe götürmüşdür. Vardıkları o yer ne kötü yerdir.
99
Burada da, kıyaamet gününde de la'nete tabi tutuldular onlar. (Kendilerine) verilen bu vergi ne kötü vergidir!
100
Sana kıssa olarak bildirmekde olduğumuz bu (haberler, helak olmuş) memleketlerin haberlerindendir ki onların kimi (nin izleri) ayakda kalmış, (kimi de) biçilmiş ekin (gibi yok olmuşdur).
101
Onlara biz zulmetmedik, fakat onlar kendi nefislerine zulmetdiler. Binaen'aleyh Allahı bırakıb tapdıkları (yalancı) Tanrılar, Rabbinin (azab) emri geldiği zaman, onlara hiç bir faide vermedi, ziyanlarını artırmakdan başka bir şey'e yaramadı.
102
Rabbinin yakalayışı — (ahalisi) zulmeder halde bulunan memleketleri yakaladığı zaman — işte böyle (olur). Şübhesiz ki Onun çarpması (cezası) pek acıklıdır, pek çetindir.
103
Bunda (bu kıssalarda) ahiret azabından korkanlar için kat'i birer ibret vardır. O, bütün insanların bir arada toplanmış olacakları bir gündür. O, (istisnasız bütün halkın) haazır olacakları bir gündür.
104
Biz onu (kıyaamet gününü) ancak sayılı bir müddet için gecikdiririz.
105
Gelecek olan o günde Allahdan izinsiz hiç bir kimse konuşmaz. Artık onlardan kimi şakıy (bedbaht), kimi de said (bahtiyar) dir.
106
Şakıy olanlara gelince: Onlar ateşdedirler ki orada (çok feci) bir nefes alıb vermeleri vardır onların.
107
Gökler ve yer durdukça orada ebedi kalıcıdırlar. Rabbinin dilediği (müddet) başka. Çünkü Rabbin ne dilerse hakkıyle onu yapandır.
108
Mes'ud olanlara gelince: Onlar da cennetdedirler. Rabbinin dilediği (müddet) müstesna olmak üzere gökler ve yer durdukça onlar orada ebedi kalıcıdırlar. (Bu), bir lütf-ü ihsandır ki (tükenib) kesilmesi yokdur.
109
Artık onların tapmakda oldukları şeyler (in kendilerini ne feci akıbetlere sürükleyeceğin) den şübhe içinde olma. Onlar, daha evvelden ataları nasıl tapıyorlar idiyse (başka suretle değil) tıbkı onun gibi tapıyorlar. Biz de elbet nasıyblerini (cezalarını) eksiksiz vericiyiz.
110
Andolsun ki biz Musaya o kitabı (Tevratı) verdik de onun hakkında da ihtilaf edildi. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı elbette aralarında (şimdiye kadar) hüküm verilmiş bitmişdi bile. Hakıykat onlar (senin kavmin) bu (Kur'an) dan yana şiddetli bir tereddüd ve şübhe içindedirler.
111
Şübhesiz Rabbin, her birinin amellerini (amellerinin karşılığını) onlara tam olarak verecekdir. Çünkü O, ne yapıyorlarsa (hepsinden) hakkıyle haberdardır.
112
O halde sen [habibim), maiyyetindeki tevbe edenlerle beraber, emr olunduğun vech ile, dosdoğru hareket et. Aşırı gitmeyin. Çünkü O, ne yaparsanız (hepsini) hakkıyle görücüdür.
113
Bir de zulmedenlere meyletmeyin. Sonra size ateş çarpar. Zaten sizin Allahdan başka yardımcılarınız yokdur. Sonra (Ondan da) yardım göremezsiniz.
114
Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Çünkü güzellikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, iyi düşünenlere bir öğüddür.
115
Sabr-u sebat et. Zira Allah iyi hareket edenlerin mükafatını zaayi etmez.
116
Sizden önceki devirlerde (insanları) yer yüzünde fesad (çıkarmak) dan vaz geçirmiye çalışacak (bu suretle onları helakden kurtaracak) fazilet saahibleri bulunmalı değil miydi? (O devirlerin insanları) içinden (vazifelerini yapdıkları için) kurtardığımız (kimseler) ancak (pek) azdır. Zaalim olanlar ise yalınız kendilerine verilen (dünyevi) refahın ardına düşdüler, günahkar insanlardı onlar.
117
Senin Rabbin — ehalisi (hem nefislerini, hem yekdiğerini) ıslaahedib dururken de — O memleketleri (sırf) şirk yüzünden helak edecek değildi ya.
118
Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları muhakkak ki bir tek ümmet yapardı. Onlar ihtilaf edici bir halde (işte böylece) devam edib gideceklerdir.
119
Rabbinin, rahmet (ine mazhar) etdiği kimseler müstesna. (Allah) onları bunun için yaratmışdır. Bununla beraber Rabbinin şu sözü de tastamam yerine gelmişdir: "Andolsun ki ben cehennemi bütün insan ve cinden (müstehık olanlarla) dolduracağım".
120
Peygamberlerin haberlerinden — onunla kalbini (tatmin ve) tesbiit edeceğimiz — her çeşidini sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda, (bu sure ile) de sana hak ve mü'minlere bir öğüd ve bir muhtıra gelmişdir.
121
İman etmeyeceklere de ki: "Elinizden, gücünüzden geleni yapın. Biz de şübhesiz çalışıcılarız".
122
"Siz gözetleyin, biz de her halde gözetleyiciyiz".
123
"Göklerin ve yerin (sırr-ı) ğaybı Allahındır. Her iş Ona döndürülür, öyle ise Ona ibadet et, Ona güvenib dayan. Senin Rabbin yapmakda olduğunuz şeylerden gaafil (ve habersiz) değildir".