10
SURE

Yunus Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, lam, raa. İşte bunlar hikmet dolu kitabın (Kur'anın) ayetleridir.
2
"İnsanları (hakkın ukubetleriyle) korkut, iman edenlere Rableri indinde kendileri için muhakkak bir kademi sıdk olduğunu müjdele" diye içlerinden bir ere (peygambere) etdiğimiz vahy insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kafirler: "Bu, şeksiz, şübhesiz ve apaçık bir sihirbazdır" dedi (ler)?
3
Şübhesiz ki sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra (emri) arş üzerinde hükümran olan (her) işi (yerli yerinde) tedbir (ve idare) edegelendir. (Onun indinde) hiç bir kimse şefaatçi olamaz. Meğer ki kendisinin izninden sonra ola. İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur (Başkası değil). O halde (birliğini tanıyarak) Ona kulluk edin. (Bunca delillere rağmen) artık iyice düşünüb ibret almaz mısınız?
4
Hepimizin dönüşü ancak Onadır. Allah (bunu size) bir gerçek olarak va'd etmişdir. Halkı ibtida dirilten, sonra iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlara adaletiyle mükafat etmek için (yine kendisine) geri çevirecek olan şübhesiz ki Odur. Kafirler için ise, küfürlerinde ayak dayar olmaları yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azab vardır.
5
Güneşi ziya (lı), ayı nur (lu) yapan, yılların sayısını ve hesabını bilmeniz için ona (ayın seyr-ü hareketine muhtelif) menziller ta'yin eden Odur. Allah, bunları (boş yere değil) sabit bir gerçek (bir vaakıa, bir faide) olarak yaratmışdır. O, bilecek bir kavm için ayetlerini birer birer açıklar.
6
Gece ile gündüzün birbiri ardınca (artarak, eksilerek) gelmesinde göklerde ve yerde Allahın yaratdığı şeylerde (bütün kainatda, kötülükden) sakın (ıb inan) acak bir kavm için, elbet nice ayetler (ibretler) vardır.
7
(7-8) (Öldükden sonra dirilib) bize kavuşacağını ummayan, (ahirete inanmayarak sadece) dünya hayaatına raazi olan ve onunla sükun (ve istirahat) e dalan kimselerle (varlığımıza, birliğimize ve kemal-i kudretimize delalet eden) bunca ayetlerimizden gaafil olanlar (yok mu?) işte onların, irtikab etmekde oldukları (şirk ve ma'siyetler) yüzünden varacakları yer, ateşdir.
8
(7-8) (Öldükden sonra dirilib) bize kavuşacağını ummayan, (ahirete inanmayarak sadece) dünya hayaatına raazi olan ve onunla sükun (ve istirahat) e dalan kimselerle (varlığımıza, birliğimize ve kemal-i kudretimize delalet eden) bunca ayetlerimizden gaafil olanlar (yok mu?) işte onların, irtikab etmekde oldukları (şirk ve ma'siyetler) yüzünden varacakları yer, ateşdir.
9
(Fakat) iman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar (a gelince:) Onların Rabbi, imanları sebebiyle, kendilerini altlarından ırmaklar akan o ni'met dolu cennetlerdeki (seadetlere) erdirir.
10
Bunların oradaki duaları "Ya Allah, seni tesbih ve tenzih ederiz" (sözüdür). Orada (aralarında) ki tahıyyetleri (sağlık temennileri, iltifatları) selamdır. Dualarının sonu da "Elhamdü lillahi rabbil aalemin = Hamd olsun kainatın Rabbi olan Allaha" (demekdir).
11
Eğer Allah, insanlara hayrı çarçabuk istedikleri gibi şerri de alel'acele verseydi elbette onlara ecelleri hükmedilir, (hepsi helak olub gider) di. İşte biz, bize kavuşmayı ummayanları böyle azgınlıkları içinde serseri serseri dolaşmalarına meydan veriyoruz.
12
İnsana sıkıntı dokunduğu zaman yanı üstü, yahud otururken veya ayakda iken (her haalinde, o sıkıntının giderilmesi için) bize düa eder. Fakat biz onun sıkıntısını açıp giderdik mi, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıya bizi çağırmamış gibi (yine eski yoluna döner) gider. İşte haddi aşanların yapar oldukları ameller böyle süslenmiş (kendilerine hoş gösterilmiş) dir.
13
Andolsun ki (ey Mekkeliler) sizden evvelki devirler (de geçmiş ümmetler) i — peygamberleri kendilerine apaçık deliller (ve mu'cizeler) getirdikleri halde (onları yalana çıkarmak, hakka karşı daima kuvvet istimal etmek suretiyle) zulm etdikleri, imana gelmeyecekleri (sabit olduğu) için — helak etmişizdir. İşte günahkarlar güruhunu biz böyle cezalandırırız.
14
(Onlardan) sonra, arkalarından sizi yer yüzünde halifeler yapdık, bakalım nasıl hareket edeceksiniz diye.
15
Ayetlerimiz onlara, apaçık deliller (i muhtevi) olarak, okunduğu zaman (öldükden sonra) bize kavuşmayı ummayan onlar (o müşrikler): "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir, yahud onu değişdirl" dedi (ler). Deki: "Onu kendiliğimden değişdirmem benim için olmayacak şeydir. Ben, vahy olunagelenden başkasına tabi olmam. Eğer Rabbime isyan edersem şübhesiz büyük günün azabından korkarım".
16
De ki: "Eğer Allah dileseydi (bana bu Kur'anı indirmezdi. Ben de) onu size okumazdım. (Allah) onu (benim lisanımla) size bildirmezdi de. Ben ondan (o Kur'andan) evvel (bu güne kadar) içinizde bir ömür durmuşum (yaşamışım) dır. Siz haala aklınızı kullanmaz mısınız"?
17
Öyle ya, Allaha karşı (kendiliğinden) yalan uydurandan, yahud Onun ayetlerini yalan sayandan daha zaalim kimdir? Şu muhakkak ki günahkarlar asla onmaz (lar).
18
Onlar Allahı bırakıb, kendilerine ne bir zarar, kendilerine ne bir faide veremeyecek olan şeylere taparlar. Bir de: "bunlar (bu putlar) Allah yanında bizim şefaatcılarımızdır" derler. De ki: "Siz, Allaha göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şey mi haber veriyorsunuz"? Haaşa, O, eş tutmakda oldukları her şeyden çok uzakdır, çok yücedir.
19
İnsanlar bir tek ümmetden başka (bir şey) değildi. Sonra ihtilafa düşdüler. Eğer Rabbinden bir söz (ezeli bir takdir) geçmiş olmasaydı hakkında ihtilaf edegeldikleri şeylere dair aralarında (şimdiye kadar) muhakkak hüküm verilmiş, bitmişdi bile..
20
(Müşrikler) "Ona (peygambere) Rabbinden (Kur'andan başka) bir (azab) mu'cize (si) indirilse ya" derler. De ki "Ğayb ancak Allahındır. Bekleyin. Hakıykat, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim".
21
İnsanlara, kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) sıkıntı (lar) dan sonra, bir rahmet (bir bolluk, bir sıhhat zevkini) tatdırdığımız zaman bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların yine kötü bir fikri vardır. De ki: "Allahın (o kötü fikirlerine karşı olan) mukaabelesi, ıkaabı daha çabukdur. Elçilerimiz sizin beslemekde olduğunuz o kötü fikirleri şübhesiz yazıyorlar.
22
O, sizi karada ve denizde gezdiren, (sebeblerini ıhzaar eden) dir. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, onlar, bunları güzel bir hava ile akar gibi götürdükleri, (yolcular da) bununla sevindikleri zaman ona şiddetli bir fırtına gelib çatar. (Denizin) her yer (in) den kendilerine dalgalar hücum eder. Sanırlar ki onlar çepçevre kuşatılmışlardır. (Halasa bir zerre imkan yokdur. İşte bu sırada) onlar Allahın dininde halis ve samimi kimseler olarak Ona düa ederler: "Andolsun, (derler), eğer bizi bundan kurtarırsan seksiz, şübhesiz şükredenlerden olacağız".
23
Fakat (Allah) onları selamete erdirince bakarsın ki yer (yüzün) de yine haksız yere taşkınlıklarda bulunuyorlar! Ey insanlar, sizin taşkınlığınız ancak kendinize karşıdır. (Kendi aleyhinizedir. Bu da) dünya hayaatının (o fani) menfaati gibi (süreksiz) dir. Nihayet dönüşünüz ancak bizedir. O vakit neler yapıyor olduğunuzu size biz haber vereceğiz!
24
Dünya yaşayışının haali gökden indirdiğimiz bir su gibidir ki onunla yer yüzünün — gerek insanların, gerek davarların yiyeceği — nebat (lar) ı (ağ gibi birbirine örülüb) karışmışdır. Tam yer, zinet ve ihtişamını takınıb süslendiği, saahibleri de ona (biçmiye, yemişlerini, mahsullerini toplamıya) herhalde kaadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya gündüzün ona emrimiz (don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir afetimiz) gelivermişdir ki sanki dün de yerinde yokmuş gibi onu ta kökünden koparılıb biçilmiş bir haale getirmişizdir. İşte biz iyi düşünecek bir kavm için ayetleri böyle açıklarız.
25
Allah selam evine (cennete) çağırır ve O, kimi dilerse onu doğru yola iletir.
26
İyi iş, güzel amel yapanlara ("ihsan" mertebesine erenlere) daha güzel iyilik, bir de ziyade vardır. Onların yüzlerine ne bir toz (karalık) bulaşır, ne de bir horluk kaplar. Onlar cennetin yaranıdırlar ki kendileri onun için ebedi kalıcıdırlar.
27
Kötülükler kazanmış olanlar (a gelince: Onların) bir kötülüğünü) n cezası bir misliyledir. Kendilerini bir horlukdur kaplayacak. Onları Allahdan hiç bir kurtarıcı da yokdur. Sanki yüzleri karanlık geceden bir parçaya bürünmüşdür onların. İşte bunlar da ateşin yaranıdırlar ki kendileri onun için ebedi kalıcıdırlar.
28
O gün onların hepsini bir araya toplayacağız. Sonra o (Allaha) eş tutanlara: "Siz de, ortaklarınız (olan putlar) da, diyeceğiz, durun yerinizde". Artık onları birbirinden tamamen ayırımsızdır. Ortakları öyle dedi (diyecek): "Siz (dünyada) bize tapmıyordunuz".
29
"Bizimle sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. Biz sizin tapmanızdan şübhesiz ki gaafildik (habersizdik)".
30
Orada herkes evvelden ne gönderdiyse onun imtihaanını verecek. (Artık) hepsi hakıyki mevlaları olan Allaha (Allahın cezasına) döndürülmüşlerdir. (Kendi hayallerinden) Uydurmakda oldukları şeyler (baatıl Tanrılar) da onlardan ayrılıb ve gaaib olub gitmişdir.
31
(Habibim) de ki: "Size gökden ve yerden rızık veren kim? O kulaklara ve gözlere (onların hilkat ve hizmetlerine) malik (ve haakim) olan kim? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Hülasa) işi (kainatın ve hilkatin bütün umurunu) kim tedbir (ve idare) ediyor"? Derhal diyecekler ki: "Allah". De ki: "O halde (onun ıkaabından) sakınmaz mısınız?
32
İşte bu (nları yapan) sizin gerçek Rabbiniz olan Allahdır. Artık hakdan (ayrıldıkdan) sonra Sapıklıkdan başka ne kalır O halde nasıl olub da (bunca bürhanlara rağmen imandan) döndürülüyorsunuz?
33
(Onlar imandan nice döndürüldülerse hakdan) çık (ıb sap) mış olanlara karşı Rabbinin (ezeldeki) şu sözü de öylece sabit olmuşdur: "Hakıykat onlar iman etmezler".
34
(Habibim) de ki: "(Tanrı edindiğiniz) ortaklarınızın içinden ilkin yaratıb da (öldükden) sonra (yine) onu (dirilterek evvelki hey'etiyle) iade edecek kimdir"? De ki: "ilkin yaratıb sonra (diriltecek ve) onu iade edecek olan Allahdır. Öyle ise (doğru yoldan) nasıl döndürülüyorsunuz"?
35
De ki: "Sizi ortaklarınızın içinden hakkı (doğru yolu) gösterecek bir kimse var mıdır"? De: "Hakkı gösterecek ve ona iletecek Allahdır. O halde hakka hidayet edecek (Allah) mı (kendisine) uyulmıya daha layıkdır, yoksa (hayat ve) hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan (o uydurma Tanrılar) mı? Ne oluyor size? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz"?
36
Onların çoğu (kupkuru bir) zandan başkasına tabi' olmaz. Hakıykatde zan ise hakdan hiç bir şey'in yerini tutmaz. Şübhesiz ki Allah, onlar ne işlerlerse kemaliyle bilendir.
37
Bu Kur'an Allah (ındır. On) dan başkasının uydurması değildir. O, ancak kendinden evvelki (kitab) lan tasdıyk ve o kitabı (Allahın levh-i mahfuzda yazdığını) tafsıyl eder. Onda şübhe edilecek hiçbir şey yokdur. Alemlerin Rabbindendir o.
38
Yoksa onu (peygamber) kendiliğinden uydurdu mu diyorlar? De ki: "Öyleyse, eğer (iddianızda) doğru söyleyiciler iseniz siz de onun benzeri bir sure (meydana) getirin. (Bu hususda) Allahdan başka gücünüzün yetdiği (güvendiğiniz) kim varsa onları da (yardıma) çağırın!
39
Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları şey'i yalan saydılar. Kendilerine te'vili (hakkında bir idrak) gelmedi. Onlardan evvelki (ümmetler) de (peygamberlerini) böyle tekzib etdiler işte. Bak, o zaalimlerin sonucu nice olmuşdur!
40
İçlerinden ona (Kur'ana) inanan kimseler vardır, ona inanmayanlar vardır. Rabbin fesadcıları çok iyi bilendir.
41
Eğer onlar seni yalana çıkarırlar, (ilzam-ı huccetden sonra da tekzibde ısraar ederler) se de ki: "Benim işim bana, sizin işiniz,size aiddir. Benim yapdığımdan siz uzaksınız, sizin yapmakda olduğunuzdan da ben uzağım".
42
Onlardan sana kulak verenler vardır. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele akılları da olmazsa!
43
İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere sen mi doğru yolu göstereceksin? Hele (kalb gözlerinden de) görmez olurlarsa!.
44
Şübhesiz ki Allah insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Lakin insanlar kendi kendilerine zulmederler.
45
O gün (kıyamet günü, Allah) hepsini bir araya toplayacak. Sanki onlar gündüzün bir saatinden başka (bir müddet) eğlenmemişlerdir. Birbirini tanıyacaklardır. Allahın karşılarına çıkacaklarını yalan sayıb da doğru yolu tutmamış bulunanlar muhakkak en büyük zarara uğramışdır.
46
Onlara vad' (kendilerini tehdid) etdiğimiz (akıbet) in bir kısmını eğer sana göstersek de, yahud seni (dünyadan tamamen) alsak da nihayet onların dönüşü ancak bizedir. Yine Allah, kendilerinin ne yapacaklarına şahiddir.
47
Her ümmetin bir peygamberi vardır. Resulleri geldiği zaman aralarında adaletle hükm edilir ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.
48
"Eğer (İddianızda) doğrucu iseniz bu va'd (ve tehdidin tehakkuku) ne zaman? (Söyleyin)" derler.
49
De ki: "Ben kendi kendime Allahın dilediğinden başka ne bir zarar, ne de bir faide (yapmıya) muktedir değilim. Her ümmetin (helakleri için mukadder) bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık bir saat geri de kalamazlar, öne de geçemezler".
50
De ki: "Ya Onun (Allahın) azabı geceleyin, yahud gündüzün size gelib çatarsa (ne yapacaksınız?) söyleyin bana. Günahkarların ona olan isti'cali (ne sebeb) nedir"?
51
Bu (azab) vaaki olduktan sonra mı Ona (Allaha) iman edeceksiniz? (O vakit size:) "Şimdi mi (iman ediyorsunuz? denecek), halbuki siz onun mutlakaa gelmesini isteyib duruyordunuz".
52
Sonra, o zulmedenlere "Ebedi azabı tadın, denilecek, (vaktiyle) ne kazanıyor idiyseniz ondan başkasıyle mi cezalandırılacakdınız ya"?.
53
"O (azab) bir gerçek mi?" diye senden haber isterler. De ki "Evet, Rabbime andederim ki, o elbet ve elbet bir hakıykatdır. Siz (bundan Allahı) aciz bırakıcılar değilsiniz".
54
Zulmeden herkes, eğer yerde bulunan (bütün) eşyaye malik olsaydı, (azabdan kurtulmak için) onu behemehal feda ederdi. Onlar azabı görünce peşimanlıklarını açıklarlar. (Ne çare ki) aralarında, kendilerine haksızlık yapılmaksızın, adaletle hüküm olunmuşdur.
55
Haberiniz olsun ki göklerde ve yerde ne varsa hepsi şüphesiz Allahındır. Haberiniz olsun ki Allahın va'di şeksiz bir hakdır. Fakat onların çoğu (bunu) bilmezler.
56
O, hem diriltir, hem öldürür. (Hepiniz) ancak Ona döndürüleceksiniz.
57
Ey insanlar, size Rabbinizden bir öğüd, gönüllerde olan (derd) lere bir şifa, mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmişdir.
58
De ki: "Ancak Allahın fazl (-u keremi) ile, rahmetiyle, işte yalınız bunlarla sevinsinler. Bu, onların toplayıb durdukları (bütün dünyalıklar) ından hayırlıdır".
59
De ki: "Allahın size indirib de (kendi kendinize) ondan (kimini) haram, (kimini) halal yapdığınız rızıkdan ne haber? Söyleyin bana?" De ki: "Allah mı size izin verdi de (öyle yapdınız), yoksa Allaha iftira mı ediyorsunuz?"
60
Allaha karşı yalan Uydurmakda devam edenlerin kıyamet günü (hakkındaki) zanları nedir? Şübhesiz ki Allah insanlara fazl (-u kerem) saahibidir. Fakat onların çoğu (bu nimete) şükretmezler.
61
Sen her hangi bir işde bulunmaya dur, onun hakkında Kur'andan bir şey okumayadur ve sizler de hiç bir iş işlemeye durun ki onun içine daldığınız vakit biz başınızda şahidizdir. Ne yerde, ne gökde zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de haaric olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitabda (yazılı) dır.
62
Haberiniz olsun ki Allahın veli (kul) lan için hiç bir korku yokdur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.
63
Onlar iman edib takvaaya ermiş olanlardır.
64
Dünya hayaatında da, ahiretde de onlar için müjde (ler) vardır. Allahın sözlerinde asla değişme (imkanı) yokdur. Bu, en büyük seadetin ta kendisidir.
65
(Habibim) onların (müşriklerin) lakırdıları seni tasaya düşürmesin. Çünkü bütün izzet ve galebe Allahındır. O, (hepsini) hakkıyle işidici, kemaliyle bilicidir.
66
Haberiniz olsun ki göklerde kim var, yerde kim varsa (hepsi) şübhesiz Allahındır. Allahdan başkasına tapanlar dahi (hakıykatde) Allaha katdıkları ortaklara tabi olmuyorlar. Onlar (kuru) zandan başkasına uymuyorlar ve onlar ancak yalandan başkasını söylemiyorlar.
67
O, geceyi — içinde sükun ve istirahat etmeniz için — (karanlık), gündüzü ise (çalışıp kazanmanız için) zıyadar olarak yaratandır. Şübhe yok ki bunda kulak verecek bir kavm için ibretler vardır.
68
Dediler ki: "Allah kendine evlad edindi". Haaşa, Allah bundan münezzehdir, O, müstağnidir. Göklerde ne varsa, yerde ne varsa (hepsi) Onundur. Nezdinizde buna (o iddianıza) aid hiç bir delil de yokdur. Siz Allaha karşı bilmeyeceğiniz (ilim ile isbat edemeyeceğiniz) bir şey'i mi söylüyorsunuz?
69
De ki: "Allaha karşı yalan uyduranlar hiç şübhesiz felah bulmayacaklardır".
70
(Onların bu yalanları kendilerine belki) dünyada (cüz'i) bir faide (sağlayabilir). En son dönüşleri ise ancak bizedir. (Bundan) sonra da küfr (-ü inkar) da ısraar etmekde olduklarına mukaabil onlara çetin azabı (mızı) tatdıracağız.
71
Onlara Nuhun kıssasını oku. Hani o, kavmine: "Ey kavmim, demişdi, eğer benim (aranızda) duruşum, Allahın ayetleriyle öğüd verişim size ağır geliyorsa (ne diyeyim), ben ancak Allaha dayanıb güvenmişimdİr. Siz ve ortaklarınız da artık toplanıb ne yapacağınızı kararlaşdırın. (O suretde ki) bil'ahare bu işiniz (yapacağınız) size hiç bir tasa (ve peşimanlık vermiş) olmasın. Sonra hükmünüzü bana icra edin. (Hatta) bana mühlet de vermeyin"!
72
"Eğer (benim öğüdlerimden) yüz çeviriyorsanız ben sizden (bu hususda zaten) hiç bir mükafat istemedim. Benim mükafatım Allahdan başkasına aid değildir. Ben (Onun hükmüne boyun eğen, emrine muhaalefet etmeyen, Ondan başkasından hiç bir ümid beslemeyen) müslümanlardan olmamla emr olundum".
73
Yine onlar kendisini tekzib etdiler. Biz de hem onu, hem gemide beraberinde bulunan kimseleri selamete erdirdik ve bunları (yer yüzünün) halifeler (i) yapdık. Ayetlerimizi yalan sayanları ise (suda) boğduk. Bak, (Allahın azabiyle) korkutul (ub da doğru yolu tutmay) anların sonu nice olmuşdur!.
74
Sonra onun arkasından kendi kavmlerine (bir çok) peygamberler gönderdik de bunlar, onlara (da'valarını isbat eden) apaçık mu'cizeler getirdiler. Fakat önceden (hakkı) yalan say (mıya alış) dıkları için, (kaabil değil) inanmadılar. İşte haddi aşanların gönülleri üzerine biz böyle mühür basarız!
75
Sonra bunların (o peygamberlerin) ardından da Musayı ve Harunu ayetlerimizle Fir'avne ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat (imanı) kibirlerine yediremediler. Onlar böyle günahkar bir kavm idiler.
76
Tarafımızdan kendilerine hak (mu'cize) geldiği vakit: "Her halde bu, apaçık bir sihirdir" dediler.
77
Musa: "Siz, hak için, o size gelince (böyle) mi söylersiniz? Bu, bir sihir midir? Halbuki sihirbazlar umduklarına eremezler" dedi.
78
Dediler: "Sen atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yoldan) bizi döndüresin de bu yerde devlet ikinizin (elinde) olsun diye mi bize geldiniz? Biz ikinize de inanıcılar değiliz".
79
Fir'avn: "Usta bütün sihirbazları bana getirin" dedi.
80
Nihayet sihirbazlar geldiği zaman Musa onlara (ortaya) ne atacaksanız atın" dedi.
81
Vaktaki onlar atdılar. Musa dedi ki: "Bu sizin (meydana) getirdiğiniz (yapdığınız) şey sihirdir. Allah şübhesiz ki onun boşluğunu, asılsızlığını meydana çıkaracakdır. Allah elbette fesadcıların işini düzenlemez.
82
Allah, günahkarların hoşuna gitmese de, hakkın hak olduğunu kelimeleriyle isbat eder.
83
Neticede (ve bidayetde) Musaya kavminin bir zürriyyetinden başkası — Fir'avn ile elebaşlarının kendilerine açacağı beladan korkusuna — iman etmedi. Çünkü Fir'avn o yerde (Mısırda) cidden gaalibdi ve cidden aşırı gidenlerdendi.
84
Musa dedi: "Ey kavmim, eğer siz (gerçekden) Allaha iman etdiyseniz, Ona (ıhlas ile) teslim olmuş müslümanlar iseniz artık ancak Ona güvenib dayanın".
85
Onlar da şöyle dediler: "Biz yalınız Allaha güvenib dayandık. Ey Rabbimiz, bizi o zaalimler güruhuna bir fitne (mevzuu) yapma".
86
"Ve bizi rahmetinle o kafirler güruhundan kurtar".
87
Musaya ve biraderine: "Mısırda kavminiz için evler hazırlayın. O evlerinizi namazgah yapın. (Oralarda) dosdoğru namaz kılın. (Ey Musa) mü'minleri (dünyada nusret ve ahiretde cennetle) müjdele" diye vahyetdik.
88
Musa: "Ey Rabbimiz, dedi, hakıykaten Sen Fir'avne ve ileri gelenlerine dünya hayaatında zinet (-ü haşmet) ve (nice) mallar verdin, Senin yolundan sapdırsınlar diye mi hey Rabbimiz?! Sen onların mallarını yok et Rabbimiz, kalblerini şiddetle sık ki onlar o çetin azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyeceklerdir".
89
(Allah) dedi ki: "ikinizin de düası kabul olunmuşdur. O halde yine istikaametde (doğru hareketinizde) devam edin. Sakın bilmezlerin yoluna uymayın".
90
Israil oğullarını denizden (selametle) geçirdik. Hemen Fir'avn, askerleriyle beraber, zulmederek ve saldırarak, arkalarına düşdü. Nihayet su onu boğmıya başlayınca (şöyle) dedi: "İnandım. Hakıykat İsrail oğullarının iman etdiğinden başka Tanrı yokmuş. Ben de müslümanlardanım".
91
Şimdi mi (iman ediyorsun)?! Halbuki sen bundan evvel (ömrün boyunca) isyan etmiş, daima fesadcılardan olmuşdun.
92
Biz de bu gün seni (cansız bir) beden olarak (karada yüksek bir yere atıb) bırakacağız ki arkandan geleceklere bir ibret olasın. (Bununla beraber) insanlardan bir çoğu bizim ayetlerimizden cidden gaafildirler.
93
Andolsun ki biz, İsrail oğullarını çok güzel bir yurda yerleşdirmişizdir. Onlara en temiz (ni'met) lerimizden rızıklar vermişizdir. Fakat kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler (de ondan sonra ihtilafa başladılar). Şüphesiz Rabbin, aralarında ihtilaf etmekde oldukları şeyler hakkında kıyaamet günü hükmünü verecekdir.
94
Eğer sana indirdiğimiz (kıssaların her hangi birin) den (bilfarz) şübhede isen senden evvel kitab okuyanlara sor. Andolsun ki hak sana Rabbinden gelmişdir. O halde sakın şübhecilerden olma.
95
Sakın Allahın ayetlerini yalan sayanlardan olma. Sonra maddi ve ma'nevi zarara uğramışlardan olursun.
96
(96-97) Üzerlerine Rabbinin kesilmesi hak olmuş bulunanlar (yok mu?) onlar, velev kendilerine her (hangi bir) ayet gelmiş olsun, acıklı bir azab görecekleri (zama) na kadar iman etmezler.
97
(96-97) Üzerlerine Rabbinin kesilmesi hak olmuş bulunanlar (yok mu?) onlar, velev kendilerine her (hangi bir) ayet gelmiş olsun, acıklı bir azab görecekleri (zama) na kadar iman etmezler.
98
(Azabımız gelib çatdığı zaman) iman edib de bu imanı kendisine faide vermiş bir memleket (halkı) bulunsaydı ya! (Bu, asla vaaki' olmamışdır). Ancak Yunus'un kavmi müstesnadır ki bunlar iman edince kendilerinden dünya hayaatındaki rüsvaylık azabını uzaklaşdırıb giderdik ve onları daha bir zamama kadar (yaşatıb) faidelendirdik.
99
Eğer Rabbin dileseydi yer yüzündeki kimselerin hepsi, topyekun elbette iman ederdi. Böyle iken sen hepsi mü'min olsunlar diye insanları zorlayıb duracak mısın?
100
Allahın izni olmadan hiç bir kimsenin iman etmesi mümkün değildir. O, akılları iyi kullanmazlara murdarlık (azab) verir.
101
De ki: "Göklerde ve yerde neler var, bakın". (Fakat) bunca ayetler (ibretler) ve inzarlar iman etmeyecekler güruhüne faide vermez.
102
Onlar, kendilerinden evvel (gelib) geçmiş (kavm) lerin (o acıklı) günleri gibi (bir gün) den başkasını mı bekliyorlar?. De ki: "Haydi (o günü) bekleyin. Şübhesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim."
103
Nihayet biz resullerimizi ve iman edenleri selamete erdiririz. (Müşriklere azab çatdığı zaman) böylece mü'minleri de, üstümüzde bir hak olarak, kurtaracağız.
104
De ki: "Ey insanlar, eğer benim dinimden bir şübhede iseniz (iyice bilin ki) ben Allahı bırakıb da sizin tapar olduklarınıza tapmam. Ancak sizin canınızı alacak olan Allaha kulluk ederiz. Bana mü'minlerden olmaklığım emredilmişdir".
105
Ve: "Yüzünü tevhid dinine döndür, sakın müşriklerden olma" (denilmişdir).
106
(Bana:) "Allahı bırakıb da sana ne faide, ne de zarar yapamayacak olan nesnelere tapma. Eğer (böyle) yaparsan o takdirde şübhesiz ki sen (kendine) yazık etmişlerden olursun (diye emr edilmişdir).
107
Eğer Allah sana (her hangi yüzden bir keder,) bir zarar dokundurursa onu kendinden başka hiç bir açıcı (giderici) yokdur. Eğer sana bir hayır da dilerse Onun fazl (-u kerem) ini geri çevirici hiç bir (kuvvet) de yokdur. O, bunu kullarından dilediğine erişdirir. O, çok yarlığayıcı çok esirgeyicidir.
108
De ki: "Ey insanlar, size Rabbinizden hak gelmişdir. Artık kim hidayeti kabul ederse o, ancak kendi faidesi için hidayete ermiş, kim de saparsa o da yalınız kendi zararına sapmış olur. Ben sizin başınızda bir bekçi de değilim a"!
109
(Habibim) sana her ne vahy ediliyorsa ona tabi ol. Allah (ın) hükm (ü zuhur) edinceye kadar sabr (u sebat) et. O, haakimlerin en hayırlısıdır.