10
SURE
Yunus Suresi
⌄
⌄
2
3
Şübhesiz ki sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra (emri) arş üzerinde hükümran olan (her) işi (yerli yerinde) tedbir (ve idare) edegelendir. (Onun indinde) hiç bir kimse şefaatçi olamaz. Meğer ki kendisinin izninden sonra ola. İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur (Başkası değil). O halde (birliğini tanıyarak) Ona kulluk edin. (Bunca delillere rağmen) artık iyice düşünüb ibret almaz mısınız?
4
Hepimizin dönüşü ancak Onadır. Allah (bunu size) bir gerçek olarak va'd etmişdir. Halkı ibtida dirilten, sonra iman edib de iyi iyi amel (ve hareket) de bulunanlara adaletiyle mükafat etmek için (yine kendisine) geri çevirecek olan şübhesiz ki Odur. Kafirler için ise, küfürlerinde ayak dayar olmaları yüzünden, kaynar sudan bir içki ve acıklı bir azab vardır.
5
6
7
(7-8) (Öldükden sonra dirilib) bize kavuşacağını ummayan, (ahirete inanmayarak sadece) dünya hayaatına raazi olan ve onunla sükun (ve istirahat) e dalan kimselerle (varlığımıza, birliğimize ve kemal-i kudretimize delalet eden) bunca ayetlerimizden gaafil olanlar (yok mu?) işte onların, irtikab etmekde oldukları (şirk ve ma'siyetler) yüzünden varacakları yer, ateşdir.
8
(7-8) (Öldükden sonra dirilib) bize kavuşacağını ummayan, (ahirete inanmayarak sadece) dünya hayaatına raazi olan ve onunla sükun (ve istirahat) e dalan kimselerle (varlığımıza, birliğimize ve kemal-i kudretimize delalet eden) bunca ayetlerimizden gaafil olanlar (yok mu?) işte onların, irtikab etmekde oldukları (şirk ve ma'siyetler) yüzünden varacakları yer, ateşdir.
9
10
11
12
İnsana sıkıntı dokunduğu zaman yanı üstü, yahud otururken veya ayakda iken (her haalinde, o sıkıntının giderilmesi için) bize düa eder. Fakat biz onun sıkıntısını açıp giderdik mi, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıya bizi çağırmamış gibi (yine eski yoluna döner) gider. İşte haddi aşanların yapar oldukları ameller böyle süslenmiş (kendilerine hoş gösterilmiş) dir.
13
Andolsun ki (ey Mekkeliler) sizden evvelki devirler (de geçmiş ümmetler) i — peygamberleri kendilerine apaçık deliller (ve mu'cizeler) getirdikleri halde (onları yalana çıkarmak, hakka karşı daima kuvvet istimal etmek suretiyle) zulm etdikleri, imana gelmeyecekleri (sabit olduğu) için — helak etmişizdir. İşte günahkarlar güruhunu biz böyle cezalandırırız.
14
15
Ayetlerimiz onlara, apaçık deliller (i muhtevi) olarak, okunduğu zaman (öldükden sonra) bize kavuşmayı ummayan onlar (o müşrikler): "Ya (bize) bundan başka bir Kur'an getir, yahud onu değişdirl" dedi (ler). Deki: "Onu kendiliğimden değişdirmem benim için olmayacak şeydir. Ben, vahy olunagelenden başkasına tabi olmam. Eğer Rabbime isyan edersem şübhesiz büyük günün azabından korkarım".
16
17
18
Onlar Allahı bırakıb, kendilerine ne bir zarar, kendilerine ne bir faide veremeyecek olan şeylere taparlar. Bir de: "bunlar (bu putlar) Allah yanında bizim şefaatcılarımızdır" derler. De ki: "Siz, Allaha göklerde ve yerde bilmeyeceği bir şey mi haber veriyorsunuz"? Haaşa, O, eş tutmakda oldukları her şeyden çok uzakdır, çok yücedir.
19
20
21
İnsanlara, kendilerine dokunan (kıtlık ve hastalık gibi) sıkıntı (lar) dan sonra, bir rahmet (bir bolluk, bir sıhhat zevkini) tatdırdığımız zaman bakarsın ki ayetlerimiz hakkında onların yine kötü bir fikri vardır. De ki: "Allahın (o kötü fikirlerine karşı olan) mukaabelesi, ıkaabı daha çabukdur. Elçilerimiz sizin beslemekde olduğunuz o kötü fikirleri şübhesiz yazıyorlar.
22
O, sizi karada ve denizde gezdiren, (sebeblerini ıhzaar eden) dir. Hatta siz gemilerde bulunduğunuz, onlar, bunları güzel bir hava ile akar gibi götürdükleri, (yolcular da) bununla sevindikleri zaman ona şiddetli bir fırtına gelib çatar. (Denizin) her yer (in) den kendilerine dalgalar hücum eder. Sanırlar ki onlar çepçevre kuşatılmışlardır. (Halasa bir zerre imkan yokdur. İşte bu sırada) onlar Allahın dininde halis ve samimi kimseler olarak Ona düa ederler: "Andolsun, (derler), eğer bizi bundan kurtarırsan seksiz, şübhesiz şükredenlerden olacağız".
23
Fakat (Allah) onları selamete erdirince bakarsın ki yer (yüzün) de yine haksız yere taşkınlıklarda bulunuyorlar! Ey insanlar, sizin taşkınlığınız ancak kendinize karşıdır. (Kendi aleyhinizedir. Bu da) dünya hayaatının (o fani) menfaati gibi (süreksiz) dir. Nihayet dönüşünüz ancak bizedir. O vakit neler yapıyor olduğunuzu size biz haber vereceğiz!
24
Dünya yaşayışının haali gökden indirdiğimiz bir su gibidir ki onunla yer yüzünün — gerek insanların, gerek davarların yiyeceği — nebat (lar) ı (ağ gibi birbirine örülüb) karışmışdır. Tam yer, zinet ve ihtişamını takınıb süslendiği, saahibleri de ona (biçmiye, yemişlerini, mahsullerini toplamıya) herhalde kaadir olduklarını sandıkları bir sırada geceleyin veya gündüzün ona emrimiz (don gibi, kasırga gibi, sel gibi bir afetimiz) gelivermişdir ki sanki dün de yerinde yokmuş gibi onu ta kökünden koparılıb biçilmiş bir haale getirmişizdir. İşte biz iyi düşünecek bir kavm için ayetleri böyle açıklarız.
26
27
Kötülükler kazanmış olanlar (a gelince: Onların) bir kötülüğünü) n cezası bir misliyledir. Kendilerini bir horlukdur kaplayacak. Onları Allahdan hiç bir kurtarıcı da yokdur. Sanki yüzleri karanlık geceden bir parçaya bürünmüşdür onların. İşte bunlar da ateşin yaranıdırlar ki kendileri onun için ebedi kalıcıdırlar.
28
29
30
31
(Habibim) de ki: "Size gökden ve yerden rızık veren kim? O kulaklara ve gözlere (onların hilkat ve hizmetlerine) malik (ve haakim) olan kim? Ölüden diriyi kim çıkarıyor, diriden ölüyü kim çıkarıyor? (Hülasa) işi (kainatın ve hilkatin bütün umurunu) kim tedbir (ve idare) ediyor"? Derhal diyecekler ki: "Allah". De ki: "O halde (onun ıkaabından) sakınmaz mısınız?
32
33
34
35
De ki: "Sizi ortaklarınızın içinden hakkı (doğru yolu) gösterecek bir kimse var mıdır"? De: "Hakkı gösterecek ve ona iletecek Allahdır. O halde hakka hidayet edecek (Allah) mı (kendisine) uyulmıya daha layıkdır, yoksa (hayat ve) hidayet verilmedikçe kendi kendine doğru yolu bulamayan (o uydurma Tanrılar) mı? Ne oluyor size? Nasıl (böyle yanlış) hükmediyorsunuz"?
36
37
38
39
40
41
42
43
44
45
46
47
49
50
51
52
53
54
55
57
58
59
60
61
Sen her hangi bir işde bulunmaya dur, onun hakkında Kur'andan bir şey okumayadur ve sizler de hiç bir iş işlemeye durun ki onun içine daldığınız vakit biz başınızda şahidizdir. Ne yerde, ne gökde zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de haaric olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitabda (yazılı) dır.
62
64
65
66
67
68
70
71
Onlara Nuhun kıssasını oku. Hani o, kavmine: "Ey kavmim, demişdi, eğer benim (aranızda) duruşum, Allahın ayetleriyle öğüd verişim size ağır geliyorsa (ne diyeyim), ben ancak Allaha dayanıb güvenmişimdİr. Siz ve ortaklarınız da artık toplanıb ne yapacağınızı kararlaşdırın. (O suretde ki) bil'ahare bu işiniz (yapacağınız) size hiç bir tasa (ve peşimanlık vermiş) olmasın. Sonra hükmünüzü bana icra edin. (Hatta) bana mühlet de vermeyin"!
72
73
74
75
76
77
78
81
83
84
85
87
88
Musa: "Ey Rabbimiz, dedi, hakıykaten Sen Fir'avne ve ileri gelenlerine dünya hayaatında zinet (-ü haşmet) ve (nice) mallar verdin, Senin yolundan sapdırsınlar diye mi hey Rabbimiz?! Sen onların mallarını yok et Rabbimiz, kalblerini şiddetle sık ki onlar o çetin azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyeceklerdir".
89
90
91
92
93
Andolsun ki biz, İsrail oğullarını çok güzel bir yurda yerleşdirmişizdir. Onlara en temiz (ni'met) lerimizden rızıklar vermişizdir. Fakat kendilerine ilim gelinceye kadar ihtilafa düşmediler (de ondan sonra ihtilafa başladılar). Şüphesiz Rabbin, aralarında ihtilaf etmekde oldukları şeyler hakkında kıyaamet günü hükmünü verecekdir.
94
95
96
97
98
(Azabımız gelib çatdığı zaman) iman edib de bu imanı kendisine faide vermiş bir memleket (halkı) bulunsaydı ya! (Bu, asla vaaki' olmamışdır). Ancak Yunus'un kavmi müstesnadır ki bunlar iman edince kendilerinden dünya hayaatındaki rüsvaylık azabını uzaklaşdırıb giderdik ve onları daha bir zamama kadar (yaşatıb) faidelendirdik.
99
100
101
102
103
104
106
107
108