12
SURE

Yusuf Suresi

Elmalılı Hamdi Yazır • Kur'an-ı Kerim ve Yüce Meali
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Elif, Lam, Ra. bunlar işte ayetleridir sana o mübin kitabın
2
Biz onu bir Kur'an olmak üzere Arabi olarak indirdik, gerek ki akıl irdiresiniz
3
Sana bu Kur'anı vahyetmemizle biz bir kıssa anlatıyoruz ki ahsenülkasas senin ise doğrusu bundan evvel hiç haberin yoktu
4
Bir vakıt Yusüf babasına, babacığım dedi: ben ru'yada on bir yıldızla Güneşi ve Kameri gördüm, gördüm onları ki bana secde ediyorlar
5
Yavrum! Dedi: ru'yanı biraderlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar, çünkü Şeytan insana belli bir düşmandır
6
Ve işte öyle, rabbın seni seçecek ve sana ehadisin te'vilinden ılimler öğretecek, hem sana hem ali Ya'kuba ni'metini bundan evvel ataların İbrahim ve İshaka tamamladığı gibi tamamlıyacak, şüphe yok ki rabbın alimdir, hakimdir.
7
Şanım hakkı için Yusüf ve biraderlerinde soranlara ıbret olacak ayetler oldu.
8
Zira dediler ki her halde Yusüf ve biraderi babamıza bizden daha sevgili, biz ise müteassıb bir kuvvetiz, doğrusu babamız belli ki yanılıyor
9
Yusüfü öldürün yahud bir yere atın ki babanızın yüzü size kalsın ve ondan sonra salahlı bir kavm olasınız
10
İçlerinden bir söz sahibi, Yusüfü, dedi öldürmeyin de bir kuyu dibinde bırakın ki kafilenin biri onu lekit olarak alsın, eğer yapacaksanız böyle yapın
11
Vardılar ey bizim pederimiz, dediler, sen neye bize Yusüfü inanmıyorsun? Cidden biz onun için recaciyiz
12
Yarın bizimle beraber gönder gezsin oynasın şüphesiz, biz onu gözetiriz
13
Beni, dedi: onu götürmeniz her halde mahzun eder ve korkarım ki onu kurt yer de haberiniz olmaz
14
Vallahi, dediler, biz müteassıb bir kuvvet iken onu kurt yerse biz o halde çok husran çekeriz
15
Bunun üzerine vakta ki onu götürdüler ve kuyunun dibine koymağa karar verdiler, biz de ona şöyle vahyettik, kasem olsun ki sen onlara hiç farkında değillerken bu işlerini haber vereceksin
16
Bıraktılar ve yatsıleyin ağlıyarak babalarına geldiler
17
Dediler: ey pederimiz, biz gittik yarış ediyorduk, Yusüfü eşyamızın yanında bırakmıştık bir de baktık ki onu kurt yemiş, şimdi biz doğru da söylesek sen bize inanmazsın
18
Bir de gömleğinin üzerinde yalan bir kan getirdiler, yok, dedi: nefisleriniz sizi aldatmış bir işe sevketmiş, artık bir sabrı cemil ve Allahdır ancak yardımına sığınılacak, söylediklerinize karşı
19
Öteden bir kafile gelmiş, sucularını göndermişlerdi, vardı koğasını saldı, a... müjde bu bir gulam dedi ve tuttular onu ticaret için gizlediler, Allah ise biliyordu ne yapacaklar
20
değersiz bir baha ile onu bir kaç dirheme sattılar, hakkında rağbetsiz bulunuyorlardı
21
Mısırdan onu satın alan ise haremine dedi ki: buna güzel bak, umulur ki bize faidesi olacaktır, yahud evlad ediniriz, bu suretle Yusüfü orada yerleştirdik; hem de ona hadisatın mealini istihraca dair ılimler öğretelim diye, öyleya Allah, emrine galibdir velakin insanların ekserisi bilmezler
22
Vakta ki kıvamına irdi biz ana bir huküm ve bir ılim bahşettik ve işte muhsinlere böyle karşılık veririz
23
Derken hanesinde bulunduğu hanım bunun nefsinden kam almak istedi ve kapıları kilidledi, haydi seninim dedi, o, Allaha sığınırım, dedi: doğrusu o benim Efendim, bana güzel baktı, hakıkat bu ki, zalimler felah bulmaz
24
Hanım cidden ona niyyeti kurmuştu, o da ona kurmuş gitmişti amma rabbının bürhanını görmese idi, ondan fenalığı ve fuhşu bertaraf edelim için öyle oldu, hakıkat o bizim ıhlasa mazhar edilmiş has kullarımızdandır
25
İkisi bir kapıya koşuştular, hanım onun gömleğini arkasından yırttı, kapının yanında hanımın beyine rast geldiler, hanım; senin, dedi, ehline fenalık yapmak isteyenin cezası zindana konulmaktan veya elim bir azabdan başka nedir?
26
Yusüf, o kendisi, dedi: benim nefsimden kam almak istedi, hanımın akrıbasından bir şahid de şöyle şehadet etti: Eğer gömleği önden yırtılmış ise hanım doğru söylemiş bu yalancılardandır,
27
Yok eğer gömleği arkadan yırtılmış, ise o yalan söylemiş ve bu sadıklardandır.
28
Vakta ki gömleğini gördü arkasından yırtılmış, anlaşıldı, dedi: o, siz kadınların keydinizden, her halde sizin keydiniz çok büyük
29
Yusüf, sakın bundan bahsetme, sen de kadın, günahına istiğfar et, cidden sen büyük günahkarlardan oldun
30
Şehirde bir takım kadınlar da Azizin karısı, dediler: delikanlısının nefsinden murad isteyormuş ona aşkından yüreğinin zarı çatlamış, karı bes belli çıldırmış
31
Vakta ki bunların gizliden gizliye dedikodularını işitti, onlara da'vetçi gönderdi ve onlar için dayalı döşeli bir sofra hazırladı ve her birine bir bıçak verdi, beriden de çık karşılarına dedi, hepsi onu görür görmez çok büyüttüler, kendilerinin ellerini doğradılar ve haşa, dediler, Allah için bu bir beşer değil, mahza bir Meleki kerim.
32
İşte dedi, bu gördüğünüz, hakkında beni levm ettiğiniz, yemin ederim ki ben bunun nefsinden murad istedim de o fikri ısmetle imtina' etti, yine yemin ederim eğer emrimi yapmazsa mutlak, muhakkak zindana atılacak ve mutlak, muhakkak zelillerden olacak.
33
Ya rabbi! Dedi: zindan bana bunların da'vet ettikleri fi'ilden daha sevimli ve eğer sen benden bu kadınların tuzaklarını bertaraf etmezsen ben onların sevdasına düşerim ve cahillerden olurum
34
Bunun üzerine rabbı duasını kabul buyurdu da ondan onların tuzaklarını bertaraf etti, hakıkat o, öyle semi alimdir
35
Sonra bu kadar ayatı gördükleri halde o adamlara şu reiy galebe etti: behemehal onu bir müddet zindana atsınlar
36
Onunla beraber zindana iki delikanlı daha girdi, birisi ben, dedi: ru'yada kendimi görüyorum ki şarap sıkıyorum, diğeri de ben, dedi: ru'yada kendimi görüyorum ki başımın üstünde bir ekmek götürüyorum ondan kuşlar yiyor, bize bunun ta'birini haber ver, çünkü biz, seni muhsinlerden görüyoruz
37
Dedi ki: size merzuk olacağınız bir taam gelecek a her halde o gelmezden evvel ben size bunun ta'birini haber vermiş bulunurum, bu bana rabbımın ta'lim buyurduklarındandır, çünkü ben, Allaha inanmıyan ve hep Ahıreti inkar edenlerden ıbaret bulunan bir kavmin milletini bıraktım
38
Ve atalarım İbrahim ve İshak ve Ya'kubun milletine ittiba' ettim, bizim Allaha hiç bir şey şerik koşmamız olamaz, bu bize ve insanlara Allahın bir fazlıdır, velakin insanların ekserisi şükretmezler
39
Ey benim zindan arkadaşlarım, müteferrık bir çok ilahlar mı hayırlıdır yoksa hepsine galip, kahhar olan bir Allah mı?
40
Sizin ondan başka taptıklarınız bir takım kuru isimlerden ıbarettir ki onları siz ve atalarınız takmışsınızdır, yoksa Allah, onlara öyle bir saltanat indirmemiştir, huküm oncak Allahındır, o size kendisinden başkasına tapmamanızı emretti, doğru ve sabit din budur velakin nasın ekserisi bilmezler
41
Ey benim zindan arkadaşlarım! gelelim ru'yanıza: biriniz Efendisine yine şarap sunacak, diğeri de asılacak, kuşlar başından yiyecek, işte fetvasını istediğiniz emir hallolundu
42
Bir de bunlardan, kurtulacağını zannettiğine, efendinin yanında beni an dedi, ona da Şeytan, efendisine anmayı unutturdu da senelerce zindanda kaldı
43
Bir gün Melik ben, dedi: ru'yada görüyorum ki yedi semiz inek, bunları yedi arık yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi de kuru, ey Efendiler, siz ru'ya ta'bir ediyorsanız bana ru'ya mı halledin
44
Dediler ki ru'ya dediğin "edgasü ahlam" demet demet hayalattır, biz ise hayalatın te'vilini bilmiyoruz
45
O ikisinden kurtulmuş olan da nice zamandan sonra hatırladı da dedi ki: ben size onun te'vilini haber veririm, hemen beni gönderin
46
Yusüf! Ey sıddık! Bize şunu hallet: "yedi semiz inek bunları yedi arık yiyor ve yedi yeşil başakla diğer yedi de kuru" ümid ederim ki o nasa cevab ile dönerim, gerektir ki kadrini bilirler
47
Dedi: yedi sene bermu'tad ekeceksiniz, biçtiklerinizi başağında bırakınız, biraz yiyeceğinizden ma'ada.
48
Sonra onun arkasından yedi kurak sene gelecek, önce biriktirdiklerinizi yiyip götürecek, biraz saklıyacağınızdan maada
49
sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki halk onda sıkıntıdan kurtulacak, sıkıp sağacak
50
Bunu duyan Melik de getirin bana onu, bunun üzerine ona gönderilen adem gelince, haydi Efendine dön de sor ona: o ellerini doğrayan kadınların maksadları ne imiş, şüphe yok ki rabbim onların hiylelerine alimdir dedi
51
Melik, o kadınlara, derdiniz ne idi ki o vakıt Yusüfün nefsinden murad almağa kalktınız? Dedi, haşa dediler Allah için biz onun aleyhinde bir fenalık bilmiyoruz. Azizin karısı şimdi, dedi, hak tezahür etti, onun nefsinden ben kam almak istedim, o ise şeksiz şüphesiz sadıklardandır
52
Bu işte şunun için ki bilsin hakıkaten ben, ona gaybında hıyanet etmedim ve hakıkaten Allah hainlerin hiylesini muvaffakıyyete erdirmez
53
Nefsimi terbiye de etmiyorum, çünkü nefis cidden emmaredir fenayı emreder meğer ki rabbım rahmetiyle yarlıgaya çünkü rabbım gafur rahimdir
54
Melik de dedi: getirin bana onu kendime tahsıs edeyim! bunun üzerine vakta ki onunla konuştu, dedi: sen bu gün, nezdimizde cidden bir mevkı' sahibisin, eminsin,
55
Dedi: beni Arz hazineleri üzerine me'mur et, çünkü ben iyi korur, iyi bilirim
56
Ve işte bu suretle Yusüfü o arzda temkin ettik, neresinde isterse makam tutuyordu, biz rahmetimizi dilediğimize nasıb ederiz, ve muhsinlerin ecrini zayi' etmeyiz
57
Ve elbette Ahiret ecri daha hayırlı fakat iyman edip takva yolunu tutanlar için
58
Bir de Yusüfün biraderleri çıkageldiler, geldiler yanına girdiler, derhal onları tanıdı, onlar ise onu tanımıyorlardı
59
Ve vakta ki onları bütün hazırlıkları ile techiz etti, dedi: bana sizin babanızından olan bir kardeşi getirin, görüyorsunuz a ben ölçeği tam ölçüyorum ve ben müsafirperverlerin en yararlısıyım
60
Eğer onu bana getirmezseniz artık benim yanımda size kile yok ve bana yaklaşmayın
61
Dediler: her halde onun için babasından iradesini almağa çalışırız ve her halde yaparız
62
Uşaklarına da dedi: sermayelerini yüklerinin içine koyuverin belki ailelerine avdetlerinde anlarlar belki yine gelirler
63
Bu suretle vakta ki babalarına döndüler, ey pederimiz! Dediler: bizden ölçek men'edildi, bu kerre kardeşimizi bizimle beraber gönder ölçüp alalım ve her halde biz onu muhafaza ederiz
64
Dedi: hiç ben onu size inanır mıyım? Meğer ki bundan evvel kardeşini inandığım gibi ola, en hayırlı hıfzedecek de Allahdır ve o erhamürrahimindir
65
Derken meta'larını açtıklarında sermayelerini kendilerine iade edilmiş buldular, ey pederimiz! dediler: daha ne isteriz, işte sermayemiz de bize iade edilmiş yine ailemize erzak getiririz, kardeşimizi de muhafaza ederiz, hem bir deve yükü fazla alırız ki bu az bir şey
66
Dedi: ihtimali yok onu sizinle beraber göndermem, ta ki bana hepiniz ihata edilmedikçe onu behamehal getireceğinize dair Allahdan bir misak veresiniz, vakta ki misaklarını verdiler, dedi ki: Allah söylediklerimize karşı vekil
67
Ey yavrularım! Dedi: bir kapıdan girmeyin de ayrı ayrı kapılardan girin, maamafih ne yapsam sizden hiç bir şeyde Allahın takdirini def'edemem, huküm ancak Allahındır, ben ona tevekkül kıldım ve hep ona tevekkül etmelidir onun için bütün mütevekkiller
68
Vakta ki babalarının emrettiği yerden girdiler, o, onlardan Allahın takdirinden hiç bir şey'i def'etmiyordu ancak Yakubun nefsindeki bir haceti kaza etmişti, şüphe yok ki o muhakkak bir ilim sahibi idi, çünkü biz kendisine ta'lim etmiştik ve lakin nasın ekserisi bilmezler
69
Vakta ki Yusüfün yanına girdiler, kardeşini kendine aldı ve ben, dedi: ben haberin olsun senin kardeşinim, sakın yapacaklarına göcürgenme
70
Sonra onları bütün hazırlıkları ile techiz ettiği vakıt su kabını kardeşinin yükü içine koydu, sonra da bir münadi bağırdı: ey karban siz her halde hırsızlık etmişsiniz
71
Bunlara döndüler de dediler: ne arıyorsunuz?
72
Melikin dediler: suvaını arıyoruz onu getirene bir deve yükü bahşiş var, ve ben ona kefilim.
73
Tallahi, dediler: size muhakkak ma'lumdur ki biz Arzda fesad çıkarmak için gelmedik, hırsızda değiliz.
74
Şimdi, dediler: yalancı çıkarsanız cezası ne?
75
Cezası dediler: kimin yükünde çıkarsa işte o, onun cezası, biz zalimlere böyle ceza veririz.
76
Bunun üzerine kardeşinin kabından evvel onların kaplarından başladı, sonra onu kardeşinin kabından çıkardı, işte Yusüf için böyle bir tedbir yaptık, Melikin dininde (ceza kanununda) kardeşini almasına çare yoktu, lakin Allahın dilemesi başka, biz dilediğimizi derecelerle yükseltiriz ve her ilim sahibinin fevkında bir alim vardır.
77
Eğer dediler: o çalmış bulunuyorsa bundan evvel bir kardeşi de çalmıştı, o vakıt Yusüf bunu içine attı ve onlara belli etmedi, siz dedi: fena bir mevkı'desiniz ve Allah, pekala biliyor: Ne isnad ediyorsunuz?
78
Ey şanlı Aziz! Dediler: emin ol ki bunun büyük bir ihtiyar pederi var, onun için yerine birimizi al, çünkü biz seni muhsinlerden görüyoruz.
79
Allah, saklasın, dedi: metaımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını tutmamızdan, çünkü biz o takdirde zulmetmiş oluruz.
80
Vakta ki ondan ümidi kestiler, fısıldayarak çekildiler, büyükleri dedi ki: babanızın aleyhinizde Allahdan misak almış olduğunu, bundan evvel de Yusüf hakkında ettiğiniz kusuru biliyor musunuz? Artık ben buradan ayrılmam ta babam bana izin verinceye veya Allah hakkımda bir huküm ta'yin edinceye kadar ki o Hayrül'hakimindir.
81
Siz dönün babanıza da deyin ki ey bizim babamız, inan oğlun hırsızlık etti, biz ancak bildiğimize şehadet ediyoruz yoksa gaybin hafızları değiliz
82
Hem bulunduğumuz şehre sor hem içinde geldiğimiz karbana, ve emin ol ki biz cidden doğru söylüyoruz
83
Yok, dedi: size nefsiniz bir emir tesvil etmiş, artık bir sabrı cemil, yakındır ki Allah bana hepsini bir getire, hakikat bu: alim o, hakim o
84
Ve onlardan yüzünü çevirdi de, "ya esefa ala Yusüf" dedi ve huzünden gözlerine ak düştü artık yutkunuyor yutkunuyordu
85
Tellahi dediler, hala Yusüfü anıb duruyorsun, nihayet gamdan eriyeceksin veya helak olanlara karışacaksın
86
Ben, dedi, dolgunluğumu, huznümü ancak Allaha şikayet ederim ve Allahdan sizin bilemeyeceğiniz şeyler bilirim
87
Ey oğullarım haydi gidiniz de Yusüfle kardeşinden bir tahassüste bulununuz ve Allahın revhınden ye'se düşmeyiniz, çünkü Allahın revhınden ye'se düşen Ancak kafirler güruhudur
88
Bunun üzerine vaktaki huzuruna girdiler, ey şanlı Aziz, dediler: bize ve ıyalimize zaruret messetti, pek ehemmiyetsiz bir sermaye ile de geldik, yine bize tam ölçü ver ve bize tesadduk buyur, çünkü Allah, tasadduk edenlere mükafatını verir
89
Siz, dedi, biliyor musunuz? Cahilliğiniz de Yusüfe ve kardeşine ne yaptınız?
90
A a, sen, sen Yusüf müsün? dediler. Ben, dedi: Yusüfüm, bu da kardeşim, Allah bize lutfile in'am buyurdu. Hakikat bu; her kim Allahdan korkar ve sabr ederse her halde Allah, muhsinlerin ecrini zayi' etmez
91
Dediler: tallahi seni Allah, bize üstün kıldı, biz doğrusu büyük suç işlemiştik
92
Dedi: size karşı tekdir yok bu gün, Allah sizi mağrifetile bağışlar ve o "erhamürrahimin" dir
93
Şimdi siz, benim şu gömleğimi götürün de babamın yüzüne bırakın gözü açılır ve bütün taallükatımızla toplanıb bana gelin
94
Vakta ki beriden karban ayrıldı, öteden babaları doğrusu, dedi: ben cidden Yusüfün kokusunu duyuyorum, bana bunaklık isnadına kalkışmasanız
95
Dediler: tallahi sen cidden eski şaşgınlığından berdevamsın
96
Fakat vakta ki hakıkaten müjdeci geldi gömleği yüzüne bıraktı gözü açılıverdi, ben size, dedi: Allahdan sizin bilemeyeceklerinizi bilirim demedim mi?
97
Dediler, ey bizim şefkatli pederimiz, bizim için günahlarımızı istiğfar ediver, bizler hakıkaten büyük günah işlemiştik
98
Sizin için, dedi: rabbıma sonra istiğfar edeceğim hakıkat bu: gafur o, rahim o
99
Vakta ki Yusüfün yanına vardılar, ebeveynini kucakladı, yanına aldı ve buyurun, dedi: Mısıra inşallah emn-ü istirahatle girin
100
Ve ebeveynini taht üzerine çıkardı, hepsi onun için secdeye kapandılar, ve ey babacığım, dedi: işte bundan evvelki ru'yamın te'vili bu, hakikaten rabbım, onu hak kıldı, hakikaten bana ihsan buyurdu çünkü beni zındandan çıkardı ve sizi badiyeden getirdi. Şeytan benimle biraderlerimin arasını dürtüşdürdükten sonra, hakikat rabbım meşiyetinde latif, hakikat bu, o, öyle alim, öyle hakim
101
Yarab, sen bana mülkten bir nasıb verdin ve bana ehadisin te'vilinden bir ılim öğretdin, Gökleri, yeri yaradan rabbim!: Benim Dünya ve Ahırette veliym sensin, beni müslim olarak al ve beni salihine ilhak buyur
102
Bu işte, gayb haberlerinden, sana onu vahy ile bildiriyoruz, yoksa onlar işlerine karar verip mekir yaparlarken sen yanlarında değildin
103
Ve insanların ekserisi sen ne kadar hırslansan mü'min değildirler
104
Buna karşı onlardan bir ecir de istemiyorsun, o ancak bütün alemine ilahi bir tezkirdir
105
Bununla beraber Göklerde yerde ne kadar ayet var ki üzerine uğrarlar onlardan yüz çevirir geçerler
106
Onların ekserisi Allaha şirk koşmaksızın iman etmez
107
ya artık Allahın azabından umumunu saracak bir beliyye gelivermesinden veya şuurları yokken kendilerine ansızın saatin gelivermesinden emandamıdırlar?
108
De ki: işte benim meslekim bu, basıret üzere Allaha da'vet ederim ben ve bana tabi' olanlar, ve Allahı tesbih ile tenzih eylerim ve ben müşriklerden değilim
109
Senden evvel gönderdiğimiz Peygamberler de başka değil ancak şehirler ahalisinden kendilerine vahyeylediğimiz bir takım erler idi; Ya şimdi o yerde bir gezmediler mi? Baksalar a kendilerinden evvel geçenlerin akıbetleri nasıl olmuş? Ve elbette Ahiret evi korunanlar için daha hayırlıdır ya, hala akletmiyecekmisiniz?
110
Nihayet Peygamberler ümidlerini kesecek hale geldikleri ve onlar yalana çıkarıldılar zannettikleri vakıt onlara nusratımız geldi de dilediklerimiz necata irdirildi, mücrimler güruhundan ise azabımız giri döndürülmez
111
Hakikat onların kıssalarında ülül'elbab için bir ıbret vardır, bu uydurulur bir söz değil ve lakin önündekinin tasdiki ve her şeyin tafsıli ve iyman edecek bir kavm için bir hidayet bir rahmettir