2
SURE
Bakara Suresi
⌄
⌄
3
4
5
6
7
9
10
11
13
14
16
17
19
20
21
22
23
24
25
26
Allah hiçbir şeyi örnek vermekten çekinmez, bir sivrisinek de daha üstü de olabilir. Allah'a güvenenler bilirler ki o, Sahipleri (Rableri) tarafından verilmiş doğru örnektir. Kafirler[1] ise şöyle derler: "Ne yani, Allah böyle bir örnekle neyi amaçlamış olabilir!" Bu yolla Allah, birçoğunun sapıttığına, birçoğunun da yola geldiğine karar verir. Sapıttığına karar verdikleri sadece (fasıklar) yoldan çıkmış olanlardır.
27
28
29
30
Sahibin (Rabbin) bir gün meleklere, "Yeryüzünde bir muhalif varlık[1] yaratıyorum." dedi. Melekler, "Orada tabii düzeni bozacak ve kan dökecek bir varlık mı oluşturuyorsun? Ama sen yaptığını güzel yaparsın, sana içten boyun eğmemiz bundandır. Senden dolayı onu değerli sayarız."[2] dediler. Allah: "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim!" dedi.
31
32
33
34
35
36
37
38
39
40
41
44
45
46
47
48
49
51
54
Musa halkına şöyle seslenmişti: "Ey halkım! Buzağıyı ilah edinmekle kendinizi kötü duruma düşürdünüz, derhal sizi farklı farklı yaratana[1] yönelin (tevbe edin) de içinizdekini öldürün.[2] Sizi farklı özelliklerde yaratanın katında iyi olan budur." Sonra Allah tevbenizi kabul etmişti. Tevbeleri kabul eden, iyiliği bol olan O'dur.
55
57
58
59
60
61
Bir ara şöyle demiştiniz: "Musa! Tek çeşit yemeğe katlanamayacağız; Sahibine (Rabbine)yalvar da bize toprak ürünlerinden sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan bitirsin!" O da: "Üstün olanı alt seviyede olanla değişmek mi istiyorsunuz?[1] İnin bir şehre, istediğiniz şeyler orada var!" dedi. Başlarına sefillik ve çaresizlik çökmüş, Allah'ın öfkesiyle yıkılmışlardı. Öyle olmuştu; çünkü Allah'ın ayetlerini görmezlikten geliyor ve nebilerini[2] haksız yere öldürüyorlardı. Öyle olmuştu; çünkü isyana dalıyorlar ve aşırı gidiyorlardı.
62
63
64
65
67
68
69
70
71
72
73
74
75
76
Allah'ın Kitabına inanıp güvenenlerle karşılaşınca "Biz ona güveniriz!" derler. Birbirleriyle baş başa kalınca da şöyle derler: "Allah'ın size gösterdiği şeyi (o Kitabın doğruluğunu) ne diye onlara söylüyorsunuz? Sahibinizin (Rabbinizin) katında size karşı delil getirsinler diye mi? Hiç aklınızı çalıştırmaz mısınız?"[1]
78
79
80
81
82
83
Bir gün İsrailoğulları'ndan "Allah'tan başkasına kul olmayacaksınız; ananıza babanıza, yakınlarınıza, yetimlere ve çaresizlere[1] iyi davranacaksınız. İnsanlarla güzel konuşacak, namazı düzgün ve süreklı kılacak ve zekatı vereceksiniz." diye söz almıştık. Sonra pek azı dışında hepsi yan çizerek sözlerinden dönmüşlerdi.[2]
84
85
Artık siz öyle bir haldesiniz ki birbirinizi öldürüyor, içinizden birtakımını yurtlarından çıkarıyor, onlara yapılan kötülük ve düşmanlığa destek veriyorsunuz. Esir düştükleri haberi gelince de fidye verip kurtarıyorsunuz. Onları sürgün etmek size zaten haramdır. Şimdi siz, Kitabın bir bölümüne inanıyor, bir bölümünü görmezlikten mi geliyorsunuz? İçinizden bunu yapanın hak ettiği nedir? Şu hayatta perişanlıktan başkası mı? Böylelerine Kıyamet[1] gününde en şiddetli azap verilir. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz.
86
87
88
89
90
91
92
93
Bir gün Tur'u tepenize kaldırarak[1] sizden kesin söz almış, "Size verdiğimize sıkı sarılın ve dinleyin!" demiştik. Siz de "Dinledik ve sıkı sarıldık"[2] demiştiniz. Oysa ayetleri görmezlikten gelmeniz sebebiyle buzağı tutkusu içinize işlemişti[3]. De ki "Kendinizi mümin sayıyorsanız, inancınız sizden ne kötü şey istiyor!"[4]
94
96
97
98
99
100
101
102
Sonra tuttular, Süleyman'ın iktidarı aleyhine şeytanların takip ettikleri yola girdiler. Süleyman kafir olmamıştı ama insanlara o büyülü (etkili) sözleri öğreten şeytanlar kafir olmuşlardı[1].[2] Harut ile Marut'un başına gelenlerin[3] Halbuki onlar: "Biz yandık[4], sakın bunu göz ardı etme (kimseyi yakma)!" demeden birine bir şey öğretmezlerdi. Bu ikisinden, kişi ile eşinin arasını ayıracak şeyler öğrenirlerdi, ama Allah'ın onayı olmadan kimseye zarar veremezlerdi. Bunlar (bu Yahudiler) de işlerine yaramayan, sadece zararı olan şeyi öğreniyorlar. İyi biliyorlar ki kendini o söze kaptıranın[5] ahirette eline bir şey geçmez. Kendilerini ne kötü satıyorlar! Keşke bunu bilseler!
103
104
105
106
107
108
109
Ehl-i kitaptan[1] birçoğu, inanıp güvenmenizden sonra sizi, Kitab'ı görmeyecek hale getirmek isterler. Bunu, gerçekleri bütün açıklığı ile gördükten sonra, içlerinde oluşan kıskançlıktan dolayı yaparlar. Onlara ilişmeyin, Allah'ın emri gelinceye kadar kendi hallerine bırakın. Her şeye bir ölçü koyan Allah'tır.
110
111
112
113
114
115
116
117
118
119
120
121
122
123
124
125
Kabe'yi insanların toplanacakları ve güven içinde olacakları bir yer yaptık. Siz makam-ı İbrahim'i (İbrahim'in dua için durduğu yerleri), dua yerleri yapın.[1] İbrahim ile İsmail'e görev verdik: "Evimi (Kabe'yi); tavaf edenler, itikafta[2] bulunanlar, rüku ve secde edenler için tertemiz tutun!" dedik.
126
Bir gün İbrahim şöyle yalvardı: "Sahibim (Rabbim), burayı güvenli bir şehir yap! Buranın halkından, Allah'a ve ahiret gününe inananları her üründen yararlandır!" Allah da şöyle dedi: "Âyetleri görmezlikten gelene de bir süre iyilik yapar, sonra onu ateş azabına mahkum ederim. Ne kötü hale düşmektir o!"
127
128
129
130
131
132
133
134
135
136
Siz şöyle söyleyin: "Biz Allah'a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilene, Musa'ya ve İsa'ya verilene, Sahipleri (Rableri) tarafından Nebilere ne verilmişse hepsine inandık. Hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz Allah'a teslim olmuş kimseleriz."
137
138
139
140
141
142
143
İşte böyle! Sizi merkez toplum[1] yaptık ki insanlara örnek olasınız, Kitabımız[2] da yanınızda olsun.[3] Yönelmekte olduğun kıbleyi (Beyt-i Makdis'i), sırf elçimize uyanla ona sırt çevireni bilelim diye, yaptık.[4] Onun değişmesi, Allah'ın doğru yolda olduğunu onayladıklarından başkasına ağır gelir. Allah,(Kabe'nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı boşa çıkaracak değildir. İnsanlara pek şefkatli ve iyiliği bol olan Allah'tır.
144
(Ey Nebi,) Yüzünün sık sık göğe döndüğünü görüyoruz. Seni istediğin kıbleye elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir! (Müminler! Siz de) Nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin! Kendilerine kitap verilenler iyi bilirler ki bu, Sahiplerinin (Rablerinin) gerçek hükmüdür. Yaptıkları hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz.
145
146
148
149
150
Nerede (Namaza) kalkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin ki insanların size karşı bir delili olmasın.[1] İleri geri konuşan konuşur, onlardan korkmayın, benden korkun. Bu, size olan iyiliklerimi tamamlamam ve sizin de hedefinize ulaşmanız içindir.
151
152
155
156
158
159
160
162
163
164
Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde, insanlara yararlı şeyleri denizde taşıyıp götüren gemilerde, Allah'ın gökten indirdiği suda, o su ile ölü toprağı diriltmesinde, kıpırdayan her canlıyı yeryüzüne yaymasında, rüzgarların farklı yönlere esmesinde, gök ile yer arasında görevli bulutlarda, aklını kullanan bir topluluk için göstergeler vardır.
165
Kimi insanlar, Allah'tan önce, Allah'a benzer nitelikler vererek, O'nunla aralarına koyduklarını ilah edinir ve[1] onları, Allah'ı sever gibi[2] severler. İnanıp güvenenlerin Allah sevgisi çok güçlüdür[3]. Bu yanlışı yapanlar, bütün gücün Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının, (işledikleri suçla) bağlantısını[4], o azabı gördüklerinde anlayacakları gibi keşke şimdiden anlasalar!
166
167
168
169
170
171
172
173
O, size sadece meyteyi (kesilmeden ölmüş hayvanı), akmış kanı,[1] domuz etini ve Allah'tan başkası adına kesilmiş olanı haram kılmıştır.[2] Kim darda kalır da birinin hakkına saldırmadan ve ihtiyaç sınırını da aşmadan bunlardan yerse, doğal yapısından uzaklaşmaz[3]. Çokça bağışlayan ve iyiliği bol olan Allah'tır.
174
175
176
177
İyilik, yüzünüzü doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. İyilik; Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara ve nebilere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır.[1] Böyle bir kişi, sevmesine rağmen malını, kendine yakınlığı olanlara, yetimlere, çaresizlere, yolda kalanlara, isteyenlere ve boyunduruk altındakilere verir.[1] Namazı düzgün ve sürekli kılar ve zekatı verir. Bunlar anlaşma yaptıkları zaman da yükümlülüklerini yerine getirirler. Baskılara, zorluklara, bir de baskın anında olacaklara karşı dirençli olurlar. Özü sözü doğru olanlar bunlardır. Allah'tan çekinerek korunanlar da bunlardır.
178
Müminler! Öldürülen insanlar konusunda size kısas[1] farz kılındı. Bir hüre karşı bir hür, bir esire karşı bir esir, bir kadına karşı bir kadın (öldürülür, daha fazlası olmaz).[2] Kim, öldürülenin kardeşi (mirasçısı) tarafından bir bedel karşılığı bağışlanırsa, marufa[3] uysun ve bedeli güzelce ödesin. Böyle olması, Sahibiniz (Rabbiniz) tarafından yapılmış bir hafifletme ve bir iyiliktir. Kim bundan sonra da düşmanlığı sürdürürse, ona acı bir azap vardır.
180
181
182
183
184
(Size yazılan oruç) sayılı günlerde tutulur. Sizden kim, hasta veya yolculuk halinde olursa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Orucu tutabilecek olanların[1] bir çaresizi doyuracak kadar fidye (fitre) vermesi de gerekir. Kim bir iyiliğin fazlasını yaparsa onun için iyi olur. Oruç tutmanızın ne kadar iyi olduğunu bilseniz, (hasta ve yolcu olmanıza rağmen) tutarsınız.
185
(Sayılı günler)[1] Ramazan ayıdır. İnsanlara rehber olan[2] ve rehberin açıklayıcı ayetlerinden oluşan Kur'an'ın[3], o Furkan'ın[4] indirildiği aydır. Sizden kim o ayı yaşarsa, oruçlu geçirsin. Kim de hasta yahut yolculuk halinde olursa, o günlerin sayısı kadar diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bunlar, sayıyı tamamlamanız, (orucun bittiği gün) sizi buna yöneltmesine karşılık (Bayram namazında) Allah'ın yüceliğini seslendirmeniz[5] ve ona karşı görevinizi yerine getirmeniz içindir.
186
187
Oruç gecelerinde kadınlarınızla cinsel içerikli konuşmalar yapmak size helal kılındı.[1] Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah kendinize ihanet ettiğinizi bildi de yüzünüze baktı ve sizi affetti. Artık onlarla birleşebilirsiniz. Allah'ın sizin için yazacağını[2] (çocuk sahibi olmayı) isteyin. Fecrin olduğu tarafta,[3] ak çizgi kara çizgiden size göre tam seçilinceye kadar yiyin, için; sonra orucu geceye[4] kadar tamamlayın. Mescitlerde itikaf[5] halinde iken kadınlarınızla birleşmeyin. Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır, onlara yaklaşmayın. Allah ayetlerini insanlara böyle açıklar ki kendilerini korusunlar.
188
189
190
191
(Savaşta onları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden, siz de onları çıkarın. Bu fitne (savaş ateşi)[1] adam öldürmekten ağır bir suçtur. Mescid-i Haram[2] yanında onlarla savaşmayın, kendileri savaş açarlarsa başka. Eğer savaşırlarsa, onları öldürün. O kafirlerin[3] cezası işte böyledir.
193
194
195
196
Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın.[1] Eğer engellenecek olursanız, kolayınızda olan bir hedy kesin. Hedy, mahilline[2] varıncaya kadar da başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden biri hasta olur yahut başında bir rahatsızlığı bulunur da tıraş olursa, fidye olarak ya oruç ya sadaka ya da kurban gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden yararlanan kişi, kolayında olan bir hedy keser. Bulamayan, üç gün hacda, yedi gün de geri döndüğünde oruç tutar. Toplamı on gün eder. Bu, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun. Bilin ki Allah, vereceği sevap ile yapılan iş arasında sıkı bir bağ kurar.
197
Hac ayları bilinen aylardır.[1] Kim o aylarda hacca başlarsa (ihrama girerse), cinsel içerikli sözler söyleyemez,[2] günaha giremez ve kavga edemez. İyilik olarak ne yapsanız, Allah onu bilir. Siz azık biriktirin, kendini (günahlardan) korumak en iyi azıktır. Ey sağlam duruşlu[3] olanlar, yalnız benden çekinerek korunun!
198
199
200
201
203
204
205
206
207
208
209
210
211
212
213
İnsanlar tek bir toplumdu. Allah, onlara müjde veren ve uyarılarda bulunan nebiler gönderdi; onlarla birlikte, gerçekleri içeren kitap da indirdi[1] ki ayrılığa düştükleri konularda insanlar arasında o kitap hükmetsin. Kendilerine kitap verilenlerden başkası ayrılığa düşmedi.[2] Açık belgeler geldikten sonra birbirlerine hakimiyet kurmak istedikleri için böyle oldu. Sonra anlaşamadıkları konuda, Allah, müminleri, kendi onayıyla doğruya ulaştırdı. Allah, doğruları tercih edeni doğru yola yöneltir.
214
Öncekilerin başlarına gelenlerin bir benzeri sizin başınıza da gelmeden, Cennet'e girebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Baskılar ve zorluklar onları öyle sarmış, öylesine sarsılmışlardı ki Allah'ın elçisi ve beraberindeki müminler "Allah'ın yardımı ne zaman?" diyecek hale gelmişlerdi. Bilin ki Allah'ın yardımı yakındır.[1]
215
216
217
Sana haram ayını,[1] o ayda yapılan savaşı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük suçtur. Ama Allah'ın yolundan engellemek, o yolu ve Mescid-i Haram'ın kutsallığını görmezlikten gelmek ve halkını oradan (Mekke'den) çıkarmak, Allah katında daha büyük suçtur. O fitne (savaş ateşi)[2] adam öldürmekten beterdir. Güçleri yetse, dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşırlar. Sizden, kim, dininden döner ve kafir olarak ölürse, yaptıkları şeyler dünyada da ahirette de boşa gider. Onlar cehennem ahalisidir, orada ölümsüz olarak kalacaklardır."
218
219
Sana hamrı (sarhoşluk veren maddeleri)[1] ve kumarı soruyorlar. De ki her ikisinde büyük bir ism[2] (zararlar) ve insanlar için yararlar vardır[3]. Ama bunlardaki ism yararlarından büyüktür. (Hayra) neyi harcayacaklarını da soruyorlar. De ki: Artanı![4]. Allah, ayetlerini size böyle açıklar ki düşünesiniz.
220
Âyetler hem dünya hem ahiret ile ilgilidir. Sana yetimleri de soruyorlar. De ki: "En iyisi onlar için faydalı olanı yapmaktır." Eğer aranıza alırsanız, zaten kardeşlerinizdir. Allah kötü niyetle yaklaşanı, iyilik yapandan ayırmasını bilir. Allah sizi sıkıntıya düşürmeyi tercih etseydi düşürürdü.[1] Üstün olan, doğru kararlar veren Allah'tır.
221
İman edene kadar, müşrik kadınlarla evlenmeyin. İman etmiş esir kadın,[1] müşrik kadından elbette iyidir; isterse sizi çok etkilemiş olsun. İman edene kadar, müşrik erkeklere kız vermeyin. İman etmiş esir erkek, müşrikten elbette daha iyidir; isterse sizi çok etkilemiş olsun.[2] Onlar sizi ateşe çağırırlar, Allah ise kendi izniyle Cennet'e ve günahlardan arınmaya çağırır. Allah ayetlerini insanlara açıklar ki akıllarını başlarına toplasınlar.
222
Sana kadınlardaki adet ve lohusalık kanamalarını[1] soruyorlar. De ki: "O bir sıkıntıdır." Kanama devam ederken onları rahat bırakın[2], temizleninceye kadar da yaklaşmayın. (Adet kanı kesilip) Tertemiz olduklarında onlara Allah'ın size buyurduğu yerden varın.[3] Allah tevbe edenleri (hatasından tam olarak dönenleri) sever, temizlenenleri de sever.
223
224
225
226
228
Boşanmış kadınlar, kendi başlarına üç kur' (temizlik dönemi)[1] beklerler. Allah'a ve ahiret gününe inanmışlarsa, Allah'ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri[2] helal değildir. Kocaları arayı düzeltmek isterse, bu süre içinde onlara dönme hakları vardır.[3] Kur'an ölçülerine (marufa) göre kadınların erkekler üzerindeki hakkı, erkeklerin kadınlar üzerindeki hakkı ile aynıdır. Erkeklerin (boşanma konusunda) onlara karşı bir basamak farkları vardır.[4] Üstün olan ve kararları doğru olan Allah'tır.
229
O talak[1] iki defa olur. Her birinden sonra kadını ya iyilikle tutmak ya da güzellikle ayırmak gerekir. Allah'ın koyduğu sınırlarda duramayacağınızdan korkmanız hariç,[2] onlara verdiklerinizden bir şey almanız size helal olmaz.[3] (Ey müminler!)Eşlerin, Allah'ın koyduğu sınırlarda duramayacaklarından siz de korkarsanız, kadının fidye verip kendini kurtarması her ikisi için de günah olmaz.[4] Bunlar Allah'ın koyduğu sınırlardır; onları aşmayın. Allah'ın koyduğu sınırları aşanlar, yanlış yapan kimselerdir.
230
Erkek üçüncü defa boşarsa, artık ona helal olmaz[1]. Kadın başka bir eşle evlenir, o da boşarsa o zaman bakarlar, eğer Allah'ın koyduğu sınırlarda duracakları kanaatine varırlarsa, tekrar birbirlerine dönmeleri günah olmaz. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Allah bunları, bilen bir topluluk için açıklamaktadır.
231
Kadınları boşadığınızda bekleme sürelerinin sonuna varırlarsa, ya maruf[1] (Kur'an ölçüleri) ile tutun ya da maruf ile ayırın. Onları, haklarına girip zarara uğratmak için tutmayın.[2] Bunu yapan, kendini kötü duruma sokar. Allah'ın ayetlerini hafife almayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini aklınızdan çıkarmayın. O, indirdiği kitap ve hikmet ile size öğüt vermektedir. Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun. Bilin ki her şeyi bilen Allah'tır.
232
Kadınları boşadığınızda bekleme sürelerinin sonuna varırlarsa, koca adaylarıyla[1] marufa uygun olarak anlaştıkları taktirde evlenmelerine engel olmayın[2]. Bu, içinizden Allah'a ve Ahiret gününe inananlara verilen öğüttür. Sizin için iyi ve temiz[3] olan budur. Bunları bilen Allah'tır siz bilemezsiniz.
233
Analar çocuklarını iki tam yıl emzirsinler.[1] Bu, emzirmeyi tamamlamak isteyen içindir. Anaların marufa uygun yiyeceği ve giyeceği, çocuğun babasına aittir. Kimseye gücünün üstünde yük yüklenmez. Çocuğu yüzünden ne ana zarara sokulur ne de baba. Mirasçının[2] sorumluluğu da aynıdır. Anne ve baba, karşılıklı anlaşma ve danışma ile çocuğu sütten kesmek isterlerse, ikisi için de günah olmaz.[3] Çocuklarınıza sütanne tutmak isterseniz, ücretini marufa[4] uygun olarak ödedikten sonra, size bir günahı olmaz. Allah'tan çekinerek korunun. Bilin ki her şeyi gören Allah'tır.
234
235
(İddet bekleyen) kadınlara üstü kapalı evlenme teklifi yapmanız veya niyetinizi içinizde saklamanız günah değildir. Allah bilir ki siz bunu ileride onlara anlatacaksınız. Ama birbirinize gizlice söz vermeyin, marufa uygun bir söz söylerseniz başka. Bu Kitap'ta belirlenmiş olan süre sona erinceye kadar,[1] aranızda evlilik bağı kurma kararı almayın. Bilin ki Allah içinizde olanı bilir. Öyleyse, ondan çekinin. Bilin ki Allah çok bağışlar, acele etmez.
236
237
Mehirlerini kesinleştirdiğiniz kadınları ilişkiye girmeden boşarsanız, kesinleşen mehrin yarısını vermelisiniz. Kadınlar veya nikah düğümü elinde olan eş,[1] hakkından vazgeçerse başka. (Ey erkekler!) Sizin vazgeçmeniz, takva (konumunuzu koruma) açısından daha uygundur. Aranızdaki farkı unutmayın. Yaptığınız her şeyi gören Allah'tır.
239
240
241
243
245
246
Musa'dan sonra, İsrailoğullarının ileri gelenlerini gözünde canlandırmadın mı? Onlar Nebilerine "İçimizden bir başkomutan[1] çıkar da Allah yolunda savaşalım!" demişlerdi. "Ya savaş emredilir de savaşmazsanız?" dedi. "Kaybedecek neyimiz kaldı ki Allah yolunda savaşmayalım! Hem yurtlarımızdan çıkarılmışız hem çocuklarımızdan ayrı düşürülmüşüz." dediler. Savaş üzerlerine yazılınca, pek azı dışında hepsi kaçıverdi. O zalimleri bilen Allah'tır.
247
Nebileri onlara "Size başkomutan olarak Allah, Talut'u çıkardı." dedi. "O bize nasıl komutan olabilir? Başkomutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Onun fazla bir malı da yok!" dediler. Nebi, "Onu, sizin üzerinize Allah seçti. Ona, bilgi ve vücut bakımından üstünlük verdi. Allah yetkiyi, tercih ettiğine verir." dedi. İmkanları geniş olan ve her şeyi bilen Allah'tır.
248
Nebileri onlara dedi ki: "Ona komutanlık verildiğinin işareti, size Sandık'ın[1] gelmesidir. İçinde Sahibinizden (Rabbinizden) sizi rahatlatacak bir şey, Musa ve Harun ailelerinin bıraktığı hatıralar olacak ve onu melekler taşıyacaktır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir gösterge vardır."
249
Talut askerleriyle birlikte ayrılınca dedi ki "Allah bir ırmakla sizi ağır imtihandan geçirecektir. Kim ondan içerse benden değildir, eliyle bir avuç alan alabilir. Kim de yiyeceğine bile katmazsa bendendir." Sonra pek azı dışında hepsi ondan içtiler. O ve beraberindeki müminler ırmağı geçince şöyle dediler: "Bugün Calut'a ve askerlerine karşı koymayı göze alacak durumda değiliz" Allah'ın huzuruna çıkacakları inancında olanlar ise şöyle dediler: "Nice küçük birlikler, Allah'ın izniyle, büyük birlikleri alt etmiştir. Sabredenlerin yanında olan Allah'tır."
250
251
252
253
Allah, bu elçilerden kimini kimine üstün kıldı. Kimiyle konuştu, kimini birkaç basamak yükseltti. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler verdi ve onu Kutsal Ruh ile destekledi.[1] Allah, tercihi (insanlara bırakmayıp) kendi yapsaydı, sonrakiler o açık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşamazlardı. Ama ayrılığa düştüler; kimi inanıp güvendi, kimi ayetleri görmezlikten geldi (kafir oldu). Tercihi Allah yapsaydı, birbirleriyle savaşamazlardı. Ama Allah dilediğini yapar.[2]
254
255
O, Allah'tır. O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, sürekli işinin başındadır. O'nu ne uyuklama tutar ne de uyku! Göklerde ve yerde olan her şey O'nundur. O'nun izni olmadan huzurunda şefaati (birinin yanında olmayı) kim göze alabilir?[1] Onların önlerinde olanı da arkalarında kalanı da O bilir. Onlar, O'nun bilgisinden izin verdiği kadarı dışında bir şey kavrayamazlar. Hakimiyeti, gökleri de kapsar yeri de. Bu ikisini korumak O'na ağır gelmez. O yücedir, büyüktür.[2]
256
257
258
Allah bir krallık vermiş diye, İbrahim'e karşı Sahibi (Rabbi) hakkında delil getireni, gözünde canlandırmadın mı? İbrahim, "Yaşatan ve öldüren benim Sahibimdir (Rabbimdir)!" dediğinde o, "Ben de yaşatırım, ben de öldürürüm!" dedi. İbrahim, "Allah, güneşi doğudan getirir, sen de batıdan getir!" deyince, ayetleri görmezlikten gelen o kişi dondu kaldı. Allah, yanlışlar içinde olan bir topluluğu yola getirmez.
259
Şu kişiyi de düşündün mü? Binaları tamamen çökmüş bir kente uğramıştı da "Allah burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek?" demişti. Allah onu yüz yıl süreyle öldürdü, sonra diriltti. "Ne kadar kaldın?" dedi. "Bir gün kaldım, belki bir günden de az!" dedi. Allah dedi ki: "Yok, tam yüz yıl kaldın! Yiyeceğine ve içeceğine bak, hiç bozulmamış! Bir de eşeğine bak! Bu, seni insanlara bir belge yapmak içindir. Şimdi de (eşekten kalma) kemiklere bak, onları yeden nasıl kaldıracağımızı, sonra nasıl ete büründüreceğimizi gör!" Bunları açık açık görünce dedi ki: "Şimdi biliyorum, Allah her şeye bir ölçü koyar."[1]
260
Bir gün İbrahim dedi ki: "Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana gösterir misin?" Allah "Yoksa inanmadın mı?" dedi. (İbrahim) "Hayır, inandım da içimin yatışması için!" dedi. "Öyleyse dört kuş tut, kendine alıştır, sonra (kes, parçala ve) her dağın başına onlardan birer parça koy. Daha sonra onları çağır, bütün güçleriyle sana geleceklerdir. Şunu bil ki üstün olan ve doğru karar veren Allah'tır." dedi.
261
262
263
264
Müminler! Başa kakarak ve üzerek yardımlarınızı değersizleştirmeyin! İnsanlara gösteriş olsun diye malını harcayan, ama Allah'a ve ahiret gününe inanmayan kişi gibi davranmayın! Onun durumu, üzerinde toprak olan kayaya benzer. Şiddetli bir yağmur yağar ve orayı çıplak bırakır. Böyleleri çalışmalarından bekledikleri sonucu alamazlar. Allah, ayetleri görmezlikten gelen bir topluluğu yola getirmez.
265
266
(Bir kişi düşünün:) İçinden arklar akan, her üründen veren, hurması ve üzümü olan bir bahçesi var, ama ihtiyarlık gelip çatmış, evladı da korunmaya muhtaç halde. Ateşli bir kasırga vurmuş, bahçeyi yakıp kavurmuş. Onun yerinde olmayı hanginiz ister? Allah, ayetlerini size böyle açıklar ki iyice düşünesiniz.[1]
267
268
269
270
271
272
273
Harcamayı, bütün vaktini Allah yolunda hizmetle geçiren ihtiyaç sahiplerine özellikle yapın. Onlar dışarıda dolaşıp çalışamazlar. Onurlu oldukları için de durumlarını bilmeyen onları zengin sanır. Onları yüzlerinden tanırsın. Kimseden yalvar yakar bir şey istemezler. Hayra yaptığınız her harcamayı bilen Allah'tır.
274
275
Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği[1] kimsenin tavrından farklı tavır göstermezler. Bu (şeytanca tavır) onların "Alım-satım, tıpkı faizli işlem gibidir." demeleridir. Allah, alım-satımı helal, faizli işlemi haram kılmıştır. Kime Sahibinden (Rabbinden) bir öğüt ulaşır da faiz almayı bırakırsa, önceden aldıkları kendine kalır. Onun işi Allah'a aittir. Kim de devam ederse, onlar cehennem ahalisidir, orada ölümsüz olarak kalacaklardır.
276
277
278
279
280
281
282
Ey inanıp güvenenler, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Bir yazıcı, aranızda doğru olarak yazsın. Yazıcı yazmaktan kaçınmasın, Allah (bu ayette) nasıl öğretiyorsa, öyle yazsın. Yazıyı borçlu yazdırsın, Sahibi(Rabbi)olan Allah'tan çekinsin de borçtan bir şeyi eksiltmesin. Borçlu; sefih,[1] güçsüz[2] veya söyleyip yazdıramayacak durumda ise onu velisi, doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. İki erkek yoksa bir erkek ile iki kadın da olur. Bunlar, şahitliğini kabul edeceğiniz kişilerden olsunlar. Kadınlardan biri unutur veya yanılırsa, diğeri hatırlatır. Şahitler çağrıldıklarında kaçmasınlar. Borç ister büyük ister küçük olsun, vadesi ile birlikte yazmaktan üşenmeyin. Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam,[3] şüpheye düşmemeniz için daha uygundur.[4] Aranızda alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanın size günahı olmaz. Alım satım yaptığınızda şahit tutun. Yazıcı da şahit de zarar görmesin; onlara zarar vermeniz, yoldan çıkmanız olur. Allah'tan çekinerek korunun. Bunu size Allah öğretiyor. Her şeyi bilen Allah'tır.
283
Yolculukta olur da yazacak birini bulamazsanız, yapılacak olan rehin almaktır. Biriniz diğerine güvenir (borcu yazmaz, rehin de almaz) ise, kendine güvenilen kişi, Sahibi olan Allah'tan çekinerek korunsun da güveni kötüye kullanmasın.[1] Şahitliği gizlemeyin. Kim gizlerse kalbi iyilikten uzaklaşır. Yaptığınız her şeyi bilen Allah'tır.
284
285
Bu elçi, Sahibinden (Rabbinden) kendine indirilen her şeye inanıp güvenmiştir, müminler de öyle! Her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine inanıp güvenir. "O'nun elçileri arasında ayrım yapmayız." derler. Şunu da derler: "Dinledik ve boyun eğdik! Bağışla bizi ey Sahibimiz (Rabbimiz)! Dönüp varılacak yer, Senin huzurundur."
286
Allah, kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemez. Kişinin kimi kazancı lehine, kimi kazancı da aleyhinedir. (Siz şöyle dua edin:) "Rabbimiz! Eğer unutur veya hata edersek, bizi sorumlu tutma! Sahibimiz (Rabbimiz)! Bizden öncekilere yüklediğin ısr yükünü[1] bize de yükleme! Sahibimiz (Rabbimiz)! Zorlanacağımız yükü bize taşıtma! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize ikramda bulun! Bizim mevlamız (en yakınımız)[2] Sensin. Kafirlere[3] karşı bize yardım et!"