3
SURE
Ali İmran Suresi
⌄
⌄
3
4
6
7
Bu Kitab'ı sana indiren O'dur. Âyetlerinin bir kısmı muhkemdir[1]; onlar kitab'ın[2] ana ayetleridir. Diğerleri müteşabih[3] (benzeşik) olanlardır. Kalplerinde eğrilik olanlar, istedikleri te'vili (bağlantıyı) kurup istedikleri fitneyi çıkarmak için Kitap'tan, kendi eğrilikleriyle[4] benzeşen şeye uyarlar. Oysa onun tevilini (ayetleri birbiri ile ilişkilendirmeyi)[5] sadece Allah bilir. Bu ilimde[6] sağlam duruş gösterenler de şöyle derler: "Biz, bu ilme inandık, hepsi (muhkem, müteşabih ve tevil) Sahibimiz katındandır." Bu zikre[7] (doğru bilgiye) sadece sağlam duruşlu olanlar ulaşabilirler[8].
8
9
10
11
12
13
(Bedir'de) Karşı karşıya gelen o iki orduda, sizin için bir belge vardır. Biri Allah yolunda savaşanlar, diğeri ise ayetleri görmezlikte direnenler topluluğuydu. (Müminler) onları göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyordu[1]. Allah, doğru tercihte bulunanı kendi yardımı ile destekler. İleri görüşlüler için bunda bir ibret vardır.
14
15
16
17
18
19
20
Seninle tartışırlarsa de ki: "Ben her şeyimle Allah'a teslim oldum; bana uyanlar da öyle!" Kendine Kitap verilenler ile ümmilere (önceki kitaplardan bilgisi olmayanlara) de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer teslim olurlarsa, yola gelmiş olurlar. Ama yüz çevirirlerse, sana düşen yalnızca ayetleri bildirmektir. Allah kullarını görür.
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
32
33
35
36
37
Sahibi Meryem'i güzelce kabul etti ve güzel bir bitki[1] gibi yetiştirdi. Bakımını da Zekeriya'ya yükledi[2]. Zekeriya ne zaman onun dairesine[3] girse yanında bir rızık (yiyecek veya giyecek)[4] bulur: "Meryem! Bu sana nereden?" diye sorardı. O da "Allah katındandır! Allah, tercih ettiğine[5] hesapsız rızık verir!" derdi.
38
39
40
41
42
44
45
47
49
İsa, İsrailoğullarına elçi olarak geldiğinde (şöyle dedi:) "Size, Sahibinizin belgesi ile geldim. Sizin için çamurdan kuş heykeli yaratır,[1] ona üflerim de Allah'ın izni ile kuş olur. Doğuştan kör olan ve alaca hastalığına tutulmuş olanı iyileştiririm. Allah'ın izni ile ölüleri diriltirim. Evlerinizde neler yediğinizi ve neleri biriktirdiğinizi size bildiririm. Eğer Allah'a güvenen kimselerseniz bunlar gerçekten, sizin için birer belgedir.
50
52
53
55
Bir gün Allah şöyle dedi: "Ey İsa! Senin ruhunu alacağım[1] ve katıma yükselteceğim[2]. Ayetlerimi görmezlikten gelen şu insanlardan seni arındıracağım. Sana uyanları, kıyamet gününe kadar kafirlerden üstün kılacağım[3]. Sonunda yeniden diriltilip bana geleceksiniz[4]. Aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz konuları, o zaman karara bağlayacağım."
56
57
59
61
62
64
65
66
67
68
69
70
72
73
Dininize uyandan başkasına güvenmeyin!" De ki "Yol Allah'ın yoludur. Bütün bunları; size verilenin bir dengi başkasına verildi veya Allah katında size karşı delil getirirler diye mi yapıyorsunuz?" De ki "Her iyilik Allah'ın elindedir. Onu, tercihini doğru yapana verir. İmkanları geniş olan ve her şeyi bilen Allah'tır."
75
Ehl-i Kitap[1] içinde öyleleri var ki bir hazineyi[2] emanet etsen aldığı gibi geri verir. Öyleleri de var ki bir dinarı[3] emanet etsen, tepesine dikilmeden vermez. Bu gibiler, Allah'a karşı bile bile yalan söyleyerek şöyle derler: "Kitab'ı bilmeyenlere (ümmilere)[4] karşı bir sorumluluğumuz yoktur[5]
76
77
78
79
80
81
Allah nebilerden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr[1]) yüklendiniz mi?". Onlar da "Kabul ettik" demişlerdir. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim" demiştir.
83
84
85
86
90
91
92
93
95
96
97
Orada apaçık göstergeler (ayetler)[1], İbrahim'in (ibadet için) durduğu yerler[2] vardır. Oraya kim girerse güvende olur. Bir yolunu bulup gidebilenlerin[3] o Beyt'te, Ka'be'de hac yapması, Allah'ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim bunu göz ardı ederse bilsin ki Allah'ın kimseye ihtiyacı olmaz. Bunu göz ardı edenler bilsinler ki Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur.
98
99
100
101
102
103
Allah'ın ipine (Kur'an'a)[1] hep beraber sıkı sarılın, uzakta kalmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini aklınızdan çıkarmayın. Bir zamanlar aranızda düşmanlıklar vardı; Allah, kalplerinizi birbirine ısındırdı da O'nun nimeti sayesinde kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarındaydınız, oradan sizi O kurtardı. Allah, ayetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.
104
105
106
107
108
110
Siz insanlar için çıkarılmış en iyi toplumsunuz. Allah'a inanıp güvenir, marufun (Kur'an ölçülerine uygun olanın) yapılmasını ister, münkere (o ölçülere uymayana) karşı çıkarsınız. Ehl-i kitap[1] da inanıp güvenseydi kendileri için iyi olurdu. İçlerinde inanıp güvenenler vardır ama çoğu yoldan çıkmıştır.
111
112
Allah'ın desteğini ve insanların desteğini almamış olanlar, her yerde alçaklık damgası yer, Allah'ın gazabına gelirler. Üzerlerinde çaresizlik damgası da olur. Çünkü Allah'ın ayetlerini görmezlikten gelmiş ve nebilerini haksız yere öldürmüşlerdir. Bu ceza, yaptıkları isyana ve aşırı davranışlarına karşılıktır.
113
114
115
116
117
118
Ey inanıp güvenenler! Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin, sizi bozmak için yapmadıklarını bırakmazlar. Hep işlerinizi çıkmaza sokacak şeyler isterler. Nefretleri sözlerinden belli olur. İçlerindeki nefret ise daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanırsanız onların göstergelerini size tam olarak açıkladık.
119
120
121
122
123
125
126
127
128
129
130
133
134
135
136
137
138
140
141
142
144
145
146
147
148
149
151
152
Bakın! Allah, verdiği sözü tuttu; anlaşmazlığa düşüp dağılıncaya kadar onun izniyle kafirleri kırıp geçirdiniz. İstediğiniz zaferi göstermesinden sonra isyan ettiniz. Kiminiz dünyayı istiyor, kiminiz de ahireti istiyordu. Sonra sizi, yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için onların karşısında bozguna uğrattı. Allah'ın inanıp güvenenlere ikramı bol olduğu için yine de sizi affetti.
153
154
O kederden sonra size bir güven duygusu ve bir kesimi rahatlatan tatlı bir uyku verdi. Bir kesim de kendi derdine düşmüştü. Allah hakkında, gerçek dışı kuruntulara, cahiliye kuruntusuna kapılarak "Bu işten elimize ne geçti ki?" diyorlardı. De ki: "Bütün işler Allah içindir". Sana açmadıklarını içlerinde gizliyor, "Bu iş lehimize olsaydı burada öldürülmezdik" diyorlardı. De ki: "Evlerinizde bile olsaydınız, öldürülecekleri yazılanlar, düşecekleri yere kadar gelirlerdi". Bunlar, Allah'ın içinizde olanı denemesi ve kalplerinizdeki kirleri iyice gidermesi içindir. İçinizde ne olduğunu bilen Allah'tır.
155
156
Ey inanıp güvenenler! Âyetleri görmezlikten gelenler (kafirler) gibi olmayın. Onlar, yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri için "Yanımızda olsalardı ne ölür ne de öldürülürlerdi." derler. Bu, Allah'ın yüreklerinde acı oluşturması içindir. Canı veren ve alan Allah'tır. Yaptığınız her şeyi gören de Allah'tır.
157
159
160
161
162
164
165
166
167
Bir de iki yüzlülük (münafıklık) edenleri bilmek için yaptı. Onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunma yapın!" denince "Savaşmayı bilsek, elbette geliriz!" demişlerdi. O gün, imandan çok kafirliğe yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Onların neleri gizlediğini en iyi bilen Allah'tır.
168
169
170
171
172
173
174
175
176
177
178
179
180
181
183
184
185
186
187
188
190
191
193
194
195
Rableri, dualarını kabul etti ve dedi ki: "Erkek olsun, kadın olsun, sizden kim iyi bir çaba gösterirse çabasını boşa çıkarmam. Biriniz diğerindensiniz[1]. Hele hicret[2] eden, yurdundan çıkarılanlar, yolumda eziyet gören, savaşan ve öldürülenler var ya; onların da hatalarını örter, katımdan bir ödül olarak içinden ırmaklar akan bahçelere sokarım." Güzel karşılık Allah katındadır.
198
199