9
SURE

Tevbe Suresi

Hasan Basri Çantay • Kur'an-ı Hakim ve Meal-i Kerim
⌄
⌄
00:00 / 00:00
1
Müşriklerin içinden (kendileriyle) muaahede etdiklerinize Allahdan ve Resulünden bir ültümatomdur (bu)!
2
(Ey müşrikler, haydi) yer yüzünde dört ay daha (güvenlikle) dolaşın. Bilin ki siz Allahı aaciz bırakabilecekler değilsiniz. Allah her halde kafirleri (dilediği zaman) rüsvay edicidir.
3
Ve (bu), hacc-ı ekber günü Allahdan ve Resulünden insanlara (şöyle) bir i'lamdır: Allah ve Resulü müşrikler (i himaye etmek) den artık kat'iyyen uzakdır. (Bununla beraber) eğer (küfürden ve muaahedelere haainlik etmekden) tevbe ve rücu ederseniz bu, sizin için hayırlıdır. Eğer (yine) yüz çevirirseniz, (şunu) bilin ki, şübhesiz, siz Allahı aaciz bırakabilecek değilsiniz. O küfredenlere (Allahı ve peygamberi tanımayanlara) acıklı bir azabı müjdele!
4
Muaahede yapdığınız müşriklerden size (ahidierinin şartlarında) hiçbir şey eksiklik yapmamış, aleyhinizde (düşmanlarınızdan) hiç bir kimseye yardım etmemiş olanlar (bu hükümden) müstesnadır. O halde onların müddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamamlayın. Çünkü Allah (haksızlıkdan) sakınanları sever.
5
(Dokunulması) haram olan o aylar çıkdığı zaman artık o müşrikleri, onları nerede bulursanız, öldürün, onları (esir olarak) yakalayın, onları habsedin, onların bütün geçid yerlerini tutun. Eğer tevbe ederler, (tevbelerini ve imanlarını tasdıyk için) namaz kılarlar, zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allah çor yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
6
Eğer (kendilerine tearruz edilmesi emrolunan) müşriklerden biri senden aman dilerse ona aman ver. Taki Allahın kelamını dinlesin. Sonra onu emin olduğu yere kadar (selametle) ulaşdır. Çünkü onlar (hakıykatı) bilmeyen bir kavmdir.
7
O müşriklerin Allah yanında, resulü yanında nasıl bir ahdi olabilir? Mescid-i haraamın yanında muaahede etdikleriniz müstesnadır. O halde bunlar size karşı (ahidlerine sadakat hususunda) doğrulukla haraket ederlerse siz de kendilerine öylece doğrulukla muamele edin. Şübhesiz ki Allah (ahde vefasızlıkdan) sakınanları sever.
8
(Onların) nasıl (ahdi olabilir) ki eğer size galebe ederlerse hakkınızda ne bir yemin, ne de bir vecibe gözetib tanımazlar. Sizi ağızlariyle (guya) hoşnud ederler, (fakat) kalbleri dayatır. Onların çoğu faasık (adam) lardır.
9
Onlar Allahın ayetleri mukaabilinde az bir bahayı satın aldılar da onun yolundan (halkı zorla) men'etdiler. Hakıykat, onların yapa geldikleri şeyler ne kötüdür!..
10
Onlar bir mü'min hakkında ne bir yemin, ne de bir vecibe gözetib tanımazlar. Onlar taşkınların ta kendileridir.
11
(Bununla beraber) eğer tevbe ve rücu ederler, namaz kılarlar, zekat verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir onlar. Biz ayetleri bilecek bir kavm için açıklarız.
12
Eğer ahidlerinden sonra yine andlarını bozarlar ve dininize saldırırlarsa küfrün önderlerini hemen öldürün. Çünkü onlar (hakıykatda) andları olmayan adamlardır. (Bu suretle) umabilirsiniz ki (onlara tabi olanlar) vaz geçerler.
13
(Ey mü'minler,) andlarını bozan, o peygamberi sürüb çıkarmayı kuran ve bununla beraber ilk defa da sizinle kendileri (muhaarebeye) başlayan bir kavm ile döğüşmez misiniz? Onlardan korkacak mısınız? Eğer (gerçekden) inanmış kimselerseniz kendisinden korkmanıza daha çok layık olan bir Allah vardır.
14
Onlarla muhaarebe edin ki Allah sizin ellerinizle onları azablandırsın, onları rüsvay etsin, size onlara karşı nusret versin, mü'minler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın.
15
Ve kalblerindeki gazabı gidersin. Allah kimi dilerse ona tevbe nasıyb eder. Allah hakkıyle bilendir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir O.
16
Yoksa siz (kendi haalinize) bırakılıvereceğinizi, içinizden cihad edenleri, Allahdan, Resulünden ve mü'minlerden başkasını sır dostu edinmeyenleri Allahın bilmediği (Onun uğrundaki fedakarlıklarınızın mükafatsız kalacağını) mı sandınız? Allah, ne yaparsanız (hepsinden) haberdardır.
17
Allaha eş koşanların, kendi küfürlerine bizzat kendileri şahid iken, Allahın mescidlerini i'mar etmelerine (ehliyyetleri) yokdur. Onların (hayır namına) bütün yapdıkları boşa gitmişdir ve onlar ateşde ebedi kalıcıdırlar.
18
Allahın mescidlerini ancak Allaha ve ahiret gününe iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve Allahdan başkasından korkmayan kimseler i'mareder. işte doğru yola ermişlerden olmaları umulanlar bunlardır.
19
Siz hacı sakalığını, mescid-i haraamın i'marını Allaha, ahiret gününe inanan, Allah yolunda cihad eden kimse (lerin amelleri) gibi mi tutdunuz? Bunlar (bu iki sınıf) Allah yanında bir olmazlar. Allah zaalimler güruhuna hidayet vermez.
20
İman edenlerin, hicret edenlerin, Allah yolunda mallariyle, canlariyle savaşanların Allah yanında derecesi çok büyükdür. Kurtuluşa (dünya ve ahiret seaadetine) erenler de işte onların ta kendileridir.
21
Rableri onlara rahmetini, rızaasını, onlara içlerinde tükenmez ve ebedi bir naim (ni'met) bulunan cennetleri müjdeler.
22
Onlar orada ebedi ve sermedi kalıcıdırlar. Çünkü Allah katında büyük ecir (ve mükafatlar) vardır muhakkak.
23
Ey iman edenler, babalarınızı, kardeşlerinizi — eğer küfrü sevib Onu iman üzerine tercih ediyorlarsa — veliler edinmeyin. İçinizden kim onların velilikleri altına girerse onlar zaalimlerin ta kendileridir.
24
De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz, elinize geçirdiğiniz mallar, kesad (a uğramasın) dan korka geldiğiniz bir ticaret ve hoşunuza gitmekte olan meskenler size Allahdan, Onun peygamberinden ve Onun yolundaki bir cihaddan daha sevgili ise, artık Allahın emri gelinceye kadar bekleye durun. Allah faasıklar güruhunu hidayete erdirmez.
25
Andolsun ki Allah bir çok (savaş) yerler (in) de ve Huneyn gününde size yardım etmişdir. (O Huneyn gününde ki) çokluğunuz o zaman size ucub vermişdi de bu, size (gelecek kazaadan) bir şey'i gidermiye yaramamışdı. Yer yüzü, o genişliğine rağmen, başınıza dar gelmişdi. Nihayet (bozularak) gerisin geri dönüb gitmişdiniz.
26
Sonra Allah; resulü ile mü'minlerin üzerine sekinetini (kuvve-i ma'neviyyesini) indirdi, görmediğiniz (melek) orduları (nı) indirdi ve kafirleri azablandırdı. Bu, o kafirlerin cezası idi.
27
Sonra Allah bunun ardından kimi dilerse onun tevbesini kabul eder. Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
28
Ey iman edenler, müşrikler ancak bir necisdir. Onun için bu yıllarından sonra onlar mescid-i haraama yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikden korkarsanız, Allah dilerse, sizi yakında kendi fazlından zenginleşdirir. Çünkü Allah, gerçek bilicidir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
29
Kendilerine kitab verilenlerden ne Allaha, ne ahiret gününe inanmayan, Allahın ve peygamberinin haraam etdiği şeyleri haram tanımayan, hak dinini din olarak kabul etmeyen kimselerle, zelil ve hakıyr kendi el (ler) iyle cizye verecekleri zamana kadar, muhaarebe edin.
30
Yahudiler "Uzeyr Allahın oğludur" dedi (ler), Hıristiyanlar da "Mesih" (isa) Allahın oğludur" dedi (ler). Bu, onların ağızlariyle (geveledikleri cahilce) sözleridir ki (bununla guya) daha evvel küfredenlerin sözlerini taklid ediyorlar. Hay Allah kahredesi adamlar! (Hakdan baatıla) nasıl da döndürülüyorlar!..
31
Onlar, Allahı bırakıb bilginlerini, rahiblerini, Meryemin oğlu Mesihi Tanrılar edindiler. Halbuki bunlar da ancak bir olan Allaha ibadet etmelerinden başkasıyle emr olunmamışlardır. Ondan başka hiç bir Tanrı yok. O, bunların eş tutageldikleri her şeyden münezzehdir.
32
Dilerler ki Allahın nuurunu ağızlariyle (püf deyib) söndürsünler. Halbuki Allah kendi nuurunu kendisi tamamlamakdan (ila etmekden) başkasına raazi olmaz. İsterse kafirler hoş görmesin.
33
O, resulünü hidayetle, hak din ile — (sırf) o dini her dine gaalib kılmak için — gönderendir, isterse müşrikler hoş görmesin.
34
Ey iman edenler, şu muhakkak ki, (Yahud) bilginleri (ni) n ve (Hıristiyan) rahibleri (ni) n bir çoğu baatıl (sebebleri) le insanların mallarını yerler, (onları) Allahın yolundan men ederler. Altını ve gümüşü yığıb ve birikdirib de onları Allah yolunda harcamayanlar (yok mu?) işte bunlara pek acıklı bir azabı muştula!
35
O gün ki bunlar, üzerlerinde (yakılacak) cehennem ateşinin içinde kızdırılacak da o kimselerin alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak, "İşte bu, (denilecek), nefisleriniz için toblayıb sakladıklarınız! Artık saklayıb istifçilik etdiğiniz bu nesneleri (n acısını haydi) tadın!"
36
Hakıykatde ayların sayısı Allah yanında, Allahın kitabında — ta gökleri ve yeri yaratdığı günden beri — on iki aydır. Onlardan dördü haraam olanlardır, işte bu en doğru hesabdır. O halde (bilhassa) bunlarda (o haram aylarda) nefislerinize zulmetmeyin. (Bununla beraber) müşrikler sizinle nasıl topyekun harb ederlerse siz de onlarla topyekun harb edin. Bilin ki Allah, (fenalıkdan) sakınanlarla beraberdir.
37
(Haram ayları) gecikdirmek ancak küfürde bir artış (sebebedir. Onunla kafirler şaşırtılır, onlar bunu bir yıl halal, bir yıl haram sayarlar ki Allahın haram kıldığına sayıca uysunlar da (varsın) Allahın haram etdiğini halal kılmış olsunlar! Bu suretle de onların amellerinin kötülüğü kendilerine süslenib güzel gösterildi. Allah o kafirler güruhunu hidayete erdirmez.
38
Ey iman edenler, ne oldunuz ki size: "Allah yolunda elbirlik gazaye çıkın" denildiği zaman yere (mıhlanıb) ağırlaşdınız? Ahiretden (vaz geçib yalınız) dünya hayaatına mı raazi oldunuz? Fakat bu dünya hayaatının faidesi ahiretin yanında pek azdır.
39
Eğer (emrolunduğunuz bu cihada) elbirlik çıkmazsanız (Allah) sizi pek acıklı bir azaba duçar eder, yerinize sizden başka (itaatli) bir kavmi getirir. Siz Ona hiç bir şeyle zarar yapamazsınız. Allah her şey'e hakkıyle kaadirdir.
40
Eğer siz ona (Resulüme) yardım etmezseniz (hatırlayın o demleri ki) kafirler onu (Mekkeden) çıkardıkları (hicretine sebeb oldukları) zaman bizzat Allah ona yardım etmişdi. (Yine de O, nusretini esirgemez. O demler öyle demlerdi ki Resulüllah ancak) ikinin ikincisinden ibaretdi (Hakdan başka mededkar! yokdu. O zaman onlar ("Sevr" dağının tepesindeki) mağaradaydılar. Peygamber, o vakit arkadaşına (Ebu Bekir-is Sıddıyka): "Tasalanma. Allah, hiç şübhe yok, bizimle beraberdir" diyordu. Allah o (arkadaşı) nın üzerine (kalbine) sekinetini (kuvve-i ma'neviyyesini) indirmiş, onu (Habibini) görmediğiniz (ma'nevi) ordularla te'yid etmiş, kafirlerin kelimesini (küfürlerini) alçaltmışdı. Allahın kelimesi (tevhid kelimesi) ise, o çok yücedir. Allah mutlak gaalibdir, yegane hüküm ve hikmet saahibidir.
41
(Ey mü'minler) sizler gerek hafif, gerek ağırlıklı olarak elbirlik (savaşa) çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihadedin. Eğer bilirseniz bu, sizin için çok hayırlıdır.
42
Eğer (davet olundukları şey) yakın (ve dünyevi) bir menfeat, orta bir sefer olsaydı elbette senin arkana düşerlerdi. Fakat meşakkatle kat edilecek olan mesafe) onlara uzak geldi. (Bununla beraber) onlar (sen "Tebük" den dönünce): "Eğer gücümüz yetseydi her halde biz de sizinle beraber çıkardık" (diye) Allaha yemin edeceklerdir. Bunlar (bu suretle) kendilerini helake sürüklerler. Allah biliyor ki onlar hiç şübhesiz ve muhakkak yalancıdırlar.
43
Hay Allah aafiyet veresice, şu (özründe) saadık olanlar sana besbelli oluncaya ve sen o yalancıları bilinceye kadar, neden izin verdin onlara?
44
Allaha ve ahiret gününe iman etmekde olanlar mallariyle, canlariyle cihad etmeleri hususunda senden izin istemez (ler). Allah takvaa saahiblerini çok iyi bilendir.
45
Senden ancak Allaha ve ahiret gününe inanmaz, kalbleri şek ve şübheye düşüb de kendilerini o şübhelerinin içinde şaşırıb bocalar kimseler izin isterler.
46
Eğer onlar (harbe) çıkmak isteselerdi elbet bunun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah onların davranmalarını çirkin gördü de kendilerini (korkaklıkları ve tenbellikleri yüzünden evlerinde) alıkoydu. Onlara: "Oturun oturanlarla beraber" denildi.
47
Eğer içinizde onlar da (savaşa) çıksalardı sizde şer ve fesadı artırmakdan başka bir şey yapmazlar, aranıza muhakkak ki fitne sokmak isteyerek (bozgunculuğa) koşarlardı. İçinizde onlara iyice kulak verecekler de vardır. Allah o zaalimleri çok güzel bilendir.
48
Andolsun ki onlar bundan evvel de fitne (ve fesad) aramışlar, senin hakkında bir takım işler (dolablar) çevirmişlerdi. Nihayet Hak (nusret ve te'yid-i ilahi) geldi. Allahın emri (dini), onların fenalarına gitmesine rağmen, zuhur ve galebe etdi.
49
Onlardan kimi de: "Bana izin ver, beni fitneye (isyana ve muhaalefete) düşürme" diyeceklerdir. Haberin olsun ki onlar zaten fitne çukuruna düşmüşlerdir. Cehennem ise o kafirleri her halde ve her halde çepçevre kuşatıcıdır.
50
Eğer sana bir iyilik isaabet ederse bu, (müdhiş hasedlerinden dolayı) onların fenasına gider. Şayed sana bir musiybet erişirse "Biz derler, daha önceden (ihtiyat) tedbirimizi almışızdır" ve onlar böbürlene böbürlene dönüb giderler.
51
De ki: "Allahın bizim için yazdığından başkası asla bize erişmez. O, bizim mevlamızdır. Onun için mü'minler yalınız Allaha güvenib dayanmalıdır".
52
De ki: "Siz bizde iki güzelliğin birinden başkasını mı gözetiyorsunuz? Halbuki biz Allahın size ya kendi katından, yahud bizim elimizle bir azab getireceğini bekliyoruz. Haydi siz (bizim akıbetimizi) gözetleye durun, biz de sizinle beraber (kendi feci' akıbetlerinizi) bekleyiciyiz".
53
De ki: "Gerek gönül rızaasıyla harcedin, gerek istemeyerek (verin). Sizden (çıkan) hiç bir (nafaka) kat'iyyen kabul olunmayacakdır. Çünkü siz (Allah yolunda cihaddan geri kalmak suretiyle) faasıklar güruhu (na iltihak etmiş) oldunuz".
54
Nafakalarının onlardan kabul edilmesini men'eden de (başkası değil) onların Allaha ve resulüne küfretmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleridir. Onlar iştahsız olmadıkça da harcamazlar.
55
Artık (Habibim) onların ne malları, ne evladları seni imrendirmesin. Allah bunlar sebebiyle ancak kendilerini dünya hayatında azaba çarpdırmayı ve canlarının, kendileri kafir olarak, güçlükle çıkmasını irade eder.
56
Hakikat, onlar muhakkak sizden olduklarına (dair) Allaha and de ederler. Halbuki onlar sizden değildir. Fakat onlar öyle bir kavmdir ki daima korkarlar.
57
Eğer sığınacak bir yer, yahud (barınabilecekleri) mağaralar, veya (sokulacak şöyle) bir delik bulsalardı yüzlerini koşa koşa o tarafa çevirirdi onlar.
58
İçlerinden sadakalar (ın taksimi) hususunda seni ayıblayacaklar da var. Çünkü eğer içlerinden kendilerine (diledikleri bir şey) verilirse hoşlanırlar. Şayed yine kendilerinden olanlara (diledikleri şey) verilmezse derhal kızarlar.
59
Eğer onlar — Allah ve Resulü kendilerine ne verdiyse — buna raazi olsalardı da "Bize Allah yeter, yakında bize lütf-ü kereminden Allah da verir, Resulü de. Biz ancak Allaha rağbet edicileriz (ümidimiz hep Ona bağlıdır)" deselerdi (ne olurdu)?
60
Sadakalar, Allahdan bir farz olarak, ancak fakirlere, miskinlere, (sadakaların) üzerine me'mur olanlara, kalbleri (müslümanlığa) alışdırılmak istenenlere, kölelere, esirlere, (borcundan fazla nisaabı olmayan) borçlulara, Allah yolunda (harcamıya) ve yol oğluna (ya'ni memleketinde zengin bile olsa meşru' bir maksadla seyr-ü sefer ederken muhtac kalmış olan yolculara) mahsusdur. Allah hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
61
(Yine o münafıkların) içlerinde öyle kimseler vardır ki peygambere eza ederler (onu incitirler) ve: "O, (her söyleyeni dinleyen) bir kulakdır" derler. De ki: "O, sizin için bir hayır kulağıdır, Allaha inanır, mü'minler (in sözün) e inanır. İçinizden iman edenler için de bir rahmetdir o. Allahın Resulünü incitenler (yok mu? İşte) en acıklı azab onlarındır.
62
Size (gelirler) gönlünüzü hoş etmek için Allaha andederler. Eğer bunlar mü'min iseler Allahı ve Resulünü raazi etmeleri daha doğrudur.
63
Haala şu hakıykatı anlamadılar mı ki: Kim Allaha ve Resulüne karşı yan çizerse ona, içinde ebedi kalıcı olmak üzere, cehennem ateşi vardır. Bu (ebedi kalış) ise en büyük rüsvaylıkdır.
64
Münafıklar, kalblerinde olanı kendilerine açıkça haber verecek bir surenin tepelerine indirilmesinden daima endişe ederler. De ki: "Siz maskaralık yapadurun, Allah kocunageldiğiniz şey'i (zaten) meydana çıkarandır".
65
Şayet onlara (seninle birlikde "Tebük" e giderlerken niçin alay etdiklerini) sorsan, andolsun ki, "Biz ancak (yol zahmetini hissetmemek için lafa) dalmış bulunuyor, şakalaşıyorduk" derler. De ki: "Allah ile, Onun ayetleriyle, Onun Resulü ile mi eğleniyordunuz"?
66
(Bihude) özür dilemiye kalkmayın. Siz iman (etdiğinizi ikramdan sonra küfretdiniz. içinizden bir zümreyi afvetsek bile (diğer) bir güruhunu — onlar mücrim (cürümlerinde musir) kimseler oldukları için — azablandıracağız.
67
Münafık erkekler de, münafık kadınlar da birbirinin (tamamlayıcı) parçasıdırlar (hepsi birbirine benzer). Onlar kötülüğü (küfrü, meaasiyi) emrederler, iyilikden (imandan, taatden) vaz geçirmiye uğraşırlar, ellerini (cimrilikle sımsıkı) yumarlar. Onlar Allahı unutdular (Ona taati bırakdılar), O da onları unutdu (onlara lutfünü terketdi). Şübhesiz ki münafıklar faasıkların ta kendileridir.
68
Allah, erkek münafıklara da, kadın münafıklara da, kafirlere de — kendileri için ebedi kalıcı olmak üzere — cehennem ateşini va'd etdi. Bu, onlara yeter. Allah, onları rahmetinden koğdu. Onlara bitib tükenmeyen bir azab vardır.
69
(Ey münafıklar) siz de tıbkı kendinizden evvelkiler gibisiniz. (Halbuki) onlar kuvvetçe sizden daha yamandı, malları, evladları daha çokdu. (Bu dünyadaki) nasıybleri kadar (zevkden) faidelenmek istediler. İşte sizden evvelkiler nasıl öyle nasıyblerince yaşamak istedilerse siz de yine kısmetinizce (zevkden) faide aradınız. Siz de (o batağa) dalanlar gibi daldınız. Onların dünyada da, ahiretde de yapdıkları boşa gitdi. İşte bunlar da husran içinde kalanların ta kendileridir.
70
Onlara kendilerinden evvelkilerin, Nuh, Ad, Semud kavm (lerinin, Ibrahim kavminin, Medyen saahiblerinin, Mü'tefikelerin haberi de gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık mu'cizeler getirmişdi. (İnanmadıkları için tamamen helak oldular). Demek ki Allah onlara zulmediyor değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.
71
Mü'min erkekler de, mü'min kadınlar da birbirinin velileri (dostları ve yardımcıları) dir. Bunlar (insanlara) iyiliği emrederler, (onları) kötülükten vaz geçirmeye çalışırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, Allaha ve Resulüne itaat ederler. İşte bunlar. Allah onları rahmetiyle yarlığayacakdır. Çünkü azizdir (va'd ve vaidini yerine getirmekden hiç bir şey Onu acze düşüremez), hakimdir (her şey'i yerli yerinde, hikmetle yapandır).
72
Allah, mü'min erkeklere de, mü'min kadınlara da — kendileri içinde ebedi kalıcı olmak üzere — altından ırmaklar akan Adn cennetlerini ve çok güzel meskenler va'detdi. Allahın bir rıdvaanı (rızaası) ise daha büyükdür. İşte bu, asıl bu, en büyük seadetdir.
73
Ey peygamber, kafirlerle ve münafıklarla savaş. Karşılarında çetin ol. Onların yurdu cehennemdir. O, ne kötü bir dönüş yeridir!
74
(Münafıklar, o kötü sözü) söylemediklerine (dair) Allaha yemin ediyorlar. Andolsun, o küfür kelimesini söylemişlerdir. Onlar müslümanlıklarından sonra yine kafir oldular. Başaramadıkları bir şey'e (cinayete) de yeltendiler onlar. Halbuki (peygambere ve mü'minlere karşı kin besleyib) intikaam olmıya yeltenmeleri için Allah ile peygamberinin lütf-ü inayeti İle onları zenginleşdirmiş olduğundan başka (meydanda bir sebeb) de yokdu. Eğer (nifakdan) tevbe ederlerse onlar için hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da, ahiretde de pek acıklı bir azaba uğratır, yer yüzünde onlar için ne bir yar, ne bir mededkar da yokdur artık.
75
İçlerinden kimi de Allaha (şöyle) ahdetmişdi: "eğer bize lütf-ü, kereminden ihsan ederse, andolsun, zekatını vereceğiz, muhakkak saalihlerden olacağız".
76
Allah, kendilerine fazl-ü inayetinden verince de onunla cimrilik edib (taat-i ilahiyyeye) arka çevirdiler. Onlar öyle dönekdirler!
77
Nihayet, Allaha va'd etdiklerini tutmadıkları, yalan söyledikleri için O da (bu fiillerinin) akıbetini kalblerinde, kendisinin huzuruna çıkacakları güne kadar (sürecek), bir nifak yapdı.
78
(Münafıklar) hala bitmediler mi ki Allah, şübhesiz onların içlerinde gizlediklerini de, fısıltılarını da biliyor ve muhakkak ki Allah, gayıbları çok iyi bilendir.
79
Sadakalarda (farz olan zekatdan fazla olarak ve gönüllerinden koparak) bağışlarda bulunan mü'minlerle (bir türlü), güçlerinin yetebildiğinden başkasını bulamayan (fakir) lerle (diğer türlü laf atarak ve kaş göz oynatarak) eğlenenler (yok mu?) Allah onları maskaraya çevirmişdir. Onlar için pek acıklı bir azab vardır.
80
(Habibim) onlar için (diler) İstiğfaar et (Allahdan mağfiret iste, diler) istiğfaar etme. Eğer onlar için yetmiş defa, istiğfaar dahi etsen yine Allah kendilerini kat'iyyen yarlığayacak değildir. Bu, böyledir. Çünkü Allahı ve resulünü inkar ile kafir olmuşlardır. Allah ise (öyle imandan ve itaatden çıkmış) faasıklar güruhuna hidayet etmez.
81
Allahın peygamberine muhaalefet için (savaşdan) geri kalan (münafık) lar (memleketlerinden çıkmayıb) oturmalarıyle sevindi (ler), Allah yolunda mallariyle, canlariyle cihad etmeyi çirkin gördüler ve: "Bu sıcakda harbe çıkmayın" dediler. De ki: "Cehennemin ateşi daha sıcak". İyice bilmiş olsalardı...
82
Artık irtikab etmekde oldukları (günahın) cezası olmak üzere az gülsünler, çok ağlasınlar onlar.
83
Eğer Allah seni (Tebükden Medineye), onlardan (orada kalmış olanlardan) bir zümrenin (münafıkların) yanına döndürür de (başka bir savaşa) çıkmıya senden izin isterlerse de ki: "Bundan sonra benimle birlikde kat'iyyen ve ebedi (sefere) çıkamazsınız. Benimle beraber hiç bir düşmanla muhaarebe edemezsiniz. Çünkü siz ilk defa (Tebük seferinden geri kalıb) oturmayı hoş gördünüz. (Artık bundan böyle) siz geri kalan (kadın ve çocuk) larla beraber oturun!
84
Onlardan ölen hiç bir kimseye ebedi düa etme (Defn veya ziyaret için) kabrinin başında da durma. Çünkü onlar Allahı ve Resulünü inkar ile kafir oldular, onlar faasık (adam) lar olarak öldüler.
85
Onların ne malları, ne evladları seni imrendirmesin. Allah bunlar (bu varlıkları) sebebiyle ancak kendilerini dünyada azaba çarpdırmayı ve canlarının, onlar kafir oldukları halde, güçlükle çıkmasını diler...
86
"Allaha iman edin, Resulünün maiyyetinde cihada gidin" diye bir sure indirildiği zaman içlerinden servet saahibi olanlar senden izin isteyib: "Bırak bizi, (harbe gidemeyib) oturanlarla beraber olalım" dediler.
87
Onlar oturanlarla beraber olmalarını hoş gördüler. Kalblerine mühür vurulmuş onların. Bundan dolayı onlar (cihadda olan hikmeti, gaayeyi, Resule muvaafakatdaki seadeti, ondan geri kalmanın şekaavetini) iyice anlamazlar.
88
Fakat o peygamber ve onun maiyyetinde bulunan mü'minler mallariyle, canlariyle savaşdılar. İşte onlar! Bütün hayırlar onlarındır. Onlar umduklarına kavuşanların da ta kendileridir.
89
Allah onlar için — kendileri içinde ebedi kalıcı olmak üzere — altından ırmaklar akan cennetler hazırladı. İşte bu, en büyük seadetdir.
90
Bedevilerden özür dermiyan edenler kendilerine izin verilsin diye geldiler. Allaha ve Resulüne yalan söyleyenler de oturub kaldılar). İçlerinden kafir olanları pek acıklı bir azab çarpacakdır.
91
Allaha ve Resulüne hayrhah olmak şartiyle ne zaiflere, ne hastalara, ne de (fakirliklerinden dolayı seferde) harcayacaklarını bulamayanlara (geri kalmakda) bir günah (ve mes'uliyyet) yokdur. (Onlar geri kalmakla beraber memleketde iyilik ediyorlar), iyilik edenlere karşı (da muahazeye) bir yol yokdur. Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
92
Bir de şunlara günah (ve mes'uliyyet) yokdur ki: Kendilerini bindir (ib sevk et) men için ne zaman sana geldilerse, "Size bir binek bulamıyorum" dedin ve (bu uğurda kendileri) harcayacak bir şey bulamadılar da kederlerinden gözleri yaş döke döke döndüler.
93
(Muahazeye) yol ancak o kimselerdir ki zengin oldukları halde (yurdlarında kalmak için) senden izin isterler. Bunlar geri kalanlarla beraber olmıya rızaa gösterdiler. Allah da kalblerini mühürledi. Artık onlar (akıbetlerindeki acılığı) bilmezler.
94
(Seferden) onlara döndüğünüz vakit size özür dermiyan edeceklerdir. De ki: (Bihude) özür dilemeyin. Size kat'iyyen inanmıyoruz. Allah, bize (hallerinizden bir çok) haberler vermişdir. (Bundan sonraki) hareketinizi de Allah, Resulü ile beraber, görecekdir. (En) sonra gizliyi ve aşikarı bilen (Allah) a döndürüleceksiniz de O, size, neler yapıyordunuz, (hepsini) haber verecekdir.
95
Onlar (ın yanın) a döndüğünüz zaman kendilerin (i müahaze) den vaz geçmeniz için Allaha andedecekler. O halde onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar murdardır. İrtikab edegeldiklerinin cezası olarak varacakları yer de cehennemdir onların.
96
Kendilerinden hoşnud olmanız için size yemin edecekler. (Fakat) eğer siz onlardan raazi olursanız şübhesiz Allah o faasıklar güruhundan raazi olmaz.
97
Bedeviler küfür ve nifak bakımından (şehirlilerden) daha beterdir. Allahın, Resulü üzerine indirdiği (hükümler) in sınırlarını bilmemeleri de daha çok onlara layıkdır. Allah kemaliyle bilendir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir.
98
Bedevilerden öyle kimse vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını bir angarye sayar ve (ondan kurtulmak için) sizin üstünüze belalar gelmesini bekler durur. O belalar kendi başlarına olsun! Allah hakkıyle işiden, kemaliyle bilendir.
99
Bedevilerden öyle adam da vardır ki Allaha ve ahiret gününe inanır, harcedeceğini Allah yanında yakınlıklara ve o peygamberin dualarına (vesile) edinir. Haberiniz olsun ki bu, onlar için gerçek bir yakınlıkdır. Allah, onları rahmetine koyacakdır. Şübhesiz ki Allah çok yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
100
(Islamda) birinci dereceyi kazanan Muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar (yok mu?) Allah onlardan raazi olmuşdur. Onlar da Allahdan raazi olmuşlardır. (Allah) bunlar için — kendileri içinde ebedi kalıcı olmak üzere — altlarından ırmaklar akar cennetler hazırladı. İşte bu, en büyük bahtiyarlıkdır.
101
Çevrenizdeki bedevilerden ve Medine ahalisinden bir takım münafıklar vardır ki onlar nifak üzerinde idman yapmışlardır! Sen bunları bilmezsin. Onları biz biliriz. Biz onları iki kerre azaba uğratacağız. Sonra da daha büyük bir azaba döndürüleceklerdir onlar.
102
(Onlardan) diğer bir kısmı da günahlarını i'tiraf etdiler. Onlar iyi bir ameli başka bir kötü ile karışdırmışlardır. Olur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah hiç şübhesiz ki yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
103
Onların mallarından sadaka al ki bununla kendilerini (günahlarından) temizlemiş, bununla onları (n hasenatını) bereketlendirmiş, (kendilerini muhlisler mertebesine yükseltmiş) olasın. Onlara düa et. Çünkü senin düan onlar için (onların yürekleri için medar-ı) sükunetdir. Allah (onların itiraflarını) hakkıyle işiden, (peşimanlıklarını) çok iyi bilendir.
104
Onlar bilmediler mi ki şübhesiz Allah, kullarından (saadır olan) tevbeyi kabul edecek, sadakaları alacak olan ancak kendisidir ve hakıykatde tevvab ve rahıym yalınız Odur (Tevbeleri kabul etmek ve kendilerine fazliyle, rahmetiyle muamele eylemek ancak Onun şanındandır).
105
De ki: "(Dilediğinizi) yapın. Çünkü hareketinizi Allah da, Resulü de, mü'minler de görecekdir. (Bir gün de olub) gizli ve aşikarı bilene döndürüleceksiniz de. O, size ne yapar idiğinizi haber verecekdir".
106
(Savaşa gitmeyenlerden) diğer bir takımı da Allahın emrine (intizaren) gecikdirilmişlerdir. O, bunları ya azaba uğratacak, yahud tevbelerini kabul edecekdir. Allah (onların hallerini) çok iyi bilen, (her şey'i) tam bir hikmetle yapandır.
107
Bir de (müslümanlar) zarar vermek için, küfr için, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak için ve daha evvel Allah ve Resulü ile harb eden (in gelmesini iştiyaak ile) beklemek ve gözetmek için bir (bina yapıb onu) mescid edinenler ve: "(Bununla) iyilikden başka bir şey kasdetmedik" diye muhakkak yemin edecek olanlar vardır. Allah, şahidlik eder ki onlar şeksiz, şübhesiz yalancıdırlar.
108
(Habibim) onun içerisinde hiç bir vakit (namaza durma). Ta ilk gününde temeli takvaa üzerine te'sis edilen mescid, senin içinde kıyaamına elbet daha layıkdır. Orada tertemiz olmalarını arzu etmekde olan rical vardır. Allah da çok temizlenenleri sever.
109
Binasını Allah korkusu ve rızaası üzerine kuran kimse mi hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurub da onunla beraber kendisini de cehennem ateşine çöküb giden kimse mi? Allah, zaalimler güruhuna hidayet vermez.
110
Onların kurdukları bina, kalblerinde daimi bir şek (ve nifaaka sebeb) olacakdır. Meğer ki kalbleri (ölümle) parçalanmış olsun. Allah (her şey'i) çok iyi bilendir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir.
111
Şübhesiz ki Allah hak yolunda (muhaarebe ederek düşmanları) öldürmekde, kendileri de öldürülmekte olan mü'minlerin canlarını ve mallarını — kendilerine cennet (vermek) mukaabilinde — satın almışdık (Onun) Tevratda, Incilde ve Kur'anda (zikr olunan bu va'di) kendi üzerinde hak (ve kat'i) bir va'ddir. Allah kadar ahdine vefa eden kimdir? O halde (ey mü'minler) yapmış olduğunuz bu alış verişden dolayı sevinin. Bu, en büyük seadetdir.
112
Tevbe edenler, ibadet edenler, Hamd edenler, seyaahat edenler, rüku' edenler, secde edenler, (insanlara) iyiliği emredenler ve (onları) kötülükden vaz geçirmiye çalışanlar ve Allahın sınırlarını koruyanlar (yok mu? İşte onlar da cennet ehlidirler. Habibim) sen o mü'minlere dahi (cenneti) müjdele.
113
Müşriklerin, o çılgın ateşin yaranı (cehennemlik) oldukları muhakkak meydana çıkdıkdan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin, ne de mü'min olanların istiğfaar etmeleri doğru değildir.
114
İbrahimin, babasına olan istiğfaarı ancak ona etdiği bir va'dden dolayı idi. Yoksa onun Allahın bir düşmanı olduğu kendisince besbelli olunca o, (bu istiğfaarını kesdi ve) ondan uzaklaşdı. Ibrahim cidden pek çok tezarru' ve niyaz eden, (kalbi yufka ve ezaya karşı) gerçekden sabırlı (bir zat) idi.
115
Allah bir kavme hidayet etdikden sonra sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirinceye kadar onları (n) sapıklığına (hükm) edecek değildir. Şüphesiz ki Allah her şey'i hakkıyle bilendir.
116
Göklerin ve yerin mülk (-ü saltanat) ı hakıykaten Allahındır, Onundur. O, hem diriltir, hem öldürür. Sizin Allahdan başka ne bir yariniz, ne de bir yardımcınız yokdur.
117
Andolsun ki Allah, peygamberini (muhaarebeden geri kalanlara izin verildiğinden dolayı afvetdiği gibi) içlerinden bir takımının gönülleri hemen hemen eğrilmek üzere iken güdük zamanında ona (o peygambere) ta'bi' olan Muhacirlerle ensaarı da tevbeye muvaffak buyurdu ve sonra onların (bu) tevbelerini kabul eyledi. Çünkü O çok esirgeyici, çok bağışlayıcıdır.
118
(Savaşdan) geri bırakılan (ve haklarındaki hüküm geciken) üç (kişin) in (tevbelerini de kabul etdi. Çünkü) yer yüzü bunca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkdıkca sıkmışdı. Nihayet Allah (ın hışmın) dan yine Allahdan başka sığınacak hiç bir yer olmadığını anladılar (da bundan) sonra (Allah) onları da eski hallerine dönsünler diye, tevbeye muvaffak buyurdu. Şübhesiz ki Allah, (ancak) O, tevbeyi en çok kabul eden, hakkıyle esirgeyendir.
119
Ey iman edenler, Allahdan korkun. Bir de saadık olanlarla beraber olun.
120
Gerek Medineliler için, gerek çevrelerindeki bedeviler için (savaşda ve diğer hususlarda) Allahın Resulünden geri kalmaları, (onun emirlerine muhaalefetde bulunmaları) ve bizzat kendisine (katlandığı zahmetlerde) onların da canla başla (katlanmıya) rağbet etmemeleri yasakdır. Bunun sebebi şudur: (Çünkü onların) Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık (çekmeleri), kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı muvaffakiyyete erişmeleri (gibi hiç bir hal ve hareket) yokdur ki mukaabilinde kendileri için bu sebeble iyi bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah, iyi hareket edenlerin mükafatını zaayi etmez.
121
Onlar (hak yolunda) gerek küçük, gerek büyük herhangi bir masraf yapmaya dursunlar, bir vadiyi geçmeye dursunlar ille Allah o yapar olduklarının daha güzeliyle onlara mükafat etmek için, (bütün onlar) hesablarına yazılmışdır.
122
(Bununla beraber) mü'minlerin hepsinin (topyekun) savaşa çıkmaları layık değildir. O halde (onların her sınıfından yalınız birer zümre savaşa gitmeli), kimi de — din ve şeriat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavmleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah azabıyle korkutmaları için — (gitmeyip kalmalıdırlar). Olur ki (bu suretle mü'minler aykırı hareketlerden) kaçınırlar.
123
Ey iman edenler, kafirlerden size yakın olanlarla muhaarebe edin. Onlar sizde büyük bir azm-ü şiddet bulsunlar. Bilin ki Allah muhakkak takvaa saahibleriyle beraberdir.
124
Bir sure indirildiği zaman içlerinden kimi: "Bu (sure) hanginizin imaanını artırdı?" der. İman etmiş olanlara gelince: (Her inen sure) daima onların imanını artırmışdır ve onlar (Kur'an indikçe sevinçlerinden) birbiriyle müjdeleşirler.
125
Fakat (o sureler) kalblerinde maraz (küfür ve nifaak) bulunanların küfürlerine küfür katıb artırdı ve onlar kafir kafir öldüler.
126
(Münafıklar) görmüyorlar mı ki onlar her yıl ya bir, ya iki kerre çeşidli belalara çarpılıyorlar da yine (nifaklarından) tevbe etmiyorlar ve onlar (bundan) ibret de almıyorlar.
127
(Aleyhlerinde) bir sure indirilince birbirine bakarlar da "Sizi bir kimse görmüyor mu?" (diye de endişe ederler) ve sonra (rüsvay olmakdan korkarak sıvışıb) giderler. Allah onların gönüllerini ters çevirmiş. Çünkü onlar öyle bir kavmdir ki ince anlamazlar.
128
Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmişdir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güc gelir. Üstünüze çok düşkündür. Mü'minleri cidden esirgeyicidir, bağışlayıcıdır o..
129
(Habibim, sana iman etmekden) yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. Ondan başka hiçbir Tanrı yok. Ben ancak Ona güvenib dayandım. O, büyük arşın saahibidir".